Pazartesi, Nisan 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Stroklama Açlığı: Yetişkinlikte İlgi Bekleme ve Duygusal Açlık Döngüsü

İnsanın en temel psikolojik ihtiyaçlarından biri, görülmek ve duyulmak ihtiyacıdır. Transaksiyonel Analiz, bu ihtiyacı “stroke” yani ilgi/beslenme birimi olarak tanımlar. Bir çocuğun yüzüne bakan bir ebeveyn, ona dokunan bir yetişkin, bir tebessüm, bir “aferin”, bir “seninle gurur duyuyorum” cümlesi… bunların her biri bir stroktur. TA’ye göre stroksuz bir insan yoktur; ancak yetersiz stroke almış bir yetişkin, hayatı boyunca bu eksikliği gidermeye çalışan bir stroklama açlığı döngüsü içinde yaşayabilir.

Bu makale, günlük hayatımızdaki tetiklenmelerden romantik ilişkilerdeki krizlere, iş hayatındaki çatışmalardan içsel motivasyon eksikliğine kadar pek çok davranışın temelinde stroklama açlığı olduğunu anlatır. Çünkü çoğu yetişkin, farkında olmadan çocukluk yıllarından getirdiği bir duygusal kıtlık ekonomisi içinde yaşamaya devam eder.

Strok Nedir? Neden Bu Kadar Hayati?

TA’de stroke, “kişinin varlığının fark edildiğini hissettiren her türlü temas” olarak tanımlanır.
Bu temas fiziksel, duygusal, sözel veya davranışsal olabilir:

Birinin göz teması kurması
“İyi yaptın” demesi
Başını okşaması
“Buradayım” hissi veren bir ses tonu
Bir mesaj, arama, jest, iltifat

Bunların tümü, insanın “ben değerliyim” duygusunu besleyen mikro birimlerdir.

Çocuklukta yeterli ve tutarlı strok alamayan bireyler, yetişkinlikte iki temel problem yaşar:

  1. Olumsuz stroke bile olsa ilgiyi kabul etme eğilimi

  2. İlişki içinde aşırı talepkâr ya da aşırı verici roller

Bu nedenle bazı yetişkinler, negatif ilgiyi bile pozitiften daha yoğun hisseder; çünkü beyin, çocuklukta aldığı en güçlü teması tekrar etmeye meyillidir.

“Bana Bir Mesaj Atsın Da Kavga Çıkarayım Yeter Ki Sesini Duyayım” Döngüsü

Stroklama açlığı, romantik ilişkilerde çok belirginleşir.
Bazı danışanların sık sık söylediği bir cümle vardır:
“Bir şey yapmıyor, beni görmüyor. O yüzden kavga çıkarıyorum çünkü en azından o zaman konuşuyor.”

Bu paradoksun kökeni basittir:
Pozitif stroke yoksa kişi negatif stroka yönelir. Çünkü insan, ilgisizliğe kıyasla çatışmayı tercih eder; çatışma en azından temas içerir.

Duygusal ihmal ortamında büyüyen biri için kötü ilgi, hiç ilgi olmamasından daha dayanılabilir hale gelir. Bu yüzden terk edilme, duyulmama ve yok sayılma korkusu yaşayan yetişkinler, ilişki içinde:

Kavga çıkarır
Aşırı mesaj atar
Küser
İlgi çekmek için geri çekilir
Dramatize eder
Sessiz savaşlar açar

Çünkü beyin, sevginin yerine en azından temas olsun ister. Bu temas ister kavga ister tartışma ister yoğun duygusal iniş çıkışlar olsun fark etmez.

İş Hayatında Stroke Açlığı

Stroke sadece ilişkilerde değil, iş hayatında da görünür.
Bazı çalışanlar:

Aşırı onay bekler
Sürekli takdir edilmek ister
Eleştirilince çöker
Küçük bir başarıyla aşırı motive olur
Patronun bakışını yorumlamaya başlar

Bu davranışların çoğunun arkasında, çocukken onaylanmamış bir Çocuk Ego Durumu yatar.

TA’ye göre yetişkinde üç ego durumu vardır:
Ebeveyn – Yetişkin – Çocuk.

Stroke açlığı en çok Çocuk ego durumunu etkiler. Bu ego durumu, “beni görün”, “beni sevin”, “tamam desinler” gibi ihtiyaçlarla harekete geçer. Kişi yetişkin yaşında bile patronundan, eşinden, arkadaşından çocukluk stroğunu bekler hale gelir.

Peki Neden Bazılarımız Stroğu Reddeder?

İlginç bir başka durum da şudur:
Bazı kişiler ilgi açlığı çekerken, ilgiyi aldıklarında rahatsız olurlar. Çünkü çocuklukta şu tür mesajlar almışlardır:

“İltifat edene güvenme.”
“Kendini övme ayıp.”
“Duygu gösterilmez.”
“Seninle uğraşamam şimdi.”

Bu nedenle yetişkinlikte:

İltifatı reddeder
Değer görmeyi garip bulur
Yakınlıkta rahatsız olur
Sıcak bir davranışı tiye alır
“Ben kimim ki?” hissine kapılır

Stroke açlığı ile stroke reddi arasında kalan bu kişiler için ilişki kurmak hem arzu edilen hem de korkulan bir durum haline gelir.

Duygusal Açlığı Kapatmanın Yolu: Kendini Stroklama Becerisi

Stroklama açığını kapatmanın en güçlü yolu, dışarıdan ilgi beklemek yerine kendi duygusal deposunu doldurmayı öğrenmektir.

Bunun yolları:

  1. Kendine sıcak ve destekleyici iç diyalog kurmak
    “Kötü yapmadın, elinden geleni yaptın” gibi cümleler, içsel Ebeveyn’in iyileşmesini sağlar.

  2. Pozitif stroke’u kabul etmeyi öğrenmek
    Birinin iltifatını küçültmeden sadece “teşekkür ederim” diyebilmek büyük bir adımdır.

  3. Sağlıklı sınırlar kurmak
    İlgi açlığından dolayı toksik ilişkilere tutunma döngüsü kırılır.

  4. İhtiyaçları açıkça söylemek
    “Beni duymanı istiyorum.”
    “Beni görmene ihtiyacım var.”
    Bunları ilişkide saygılı bir biçimde ifade edebilmek, negatif stroğa yönelmeyi azaltır.

  5. Terapide stroke geçmişinin çalışılması
    Duygusal ihmal, eksik görülme, eleştirisel ebeveyn gibi geçmiş temalar fark edildiğinde kişi dışarıdaki ilgiye bağımlı olmaktan kurtulur.

Sonuç

Stroklama açlığı, ilişki çatışmalarını ve yetişkinlikteki birçok kırılganlığı açıklayan güçlü bir TA kavramıdır. Her yetişkinin sevgi ve görülme ihtiyacı vardır; ancak çocuklukta tutarsız ilgi yaşayan bireylerde bu ihtiyaç daha yoğun, daha talepkâr ve daha kırılgan bir yapıya dönüşür. Kişi bunu fark ettiğinde, hem kendi ilişkilerini hem de içsel dünyasını daha sağlıklı yönetebilir. Çünkü gerçek özgürlük, dışarıdan gelen ilgiyi zorla almaya çalışmak değil, kendi duygusal deposunu doldurabilme becerisine sahip olmaktır.

Sevgi Bingöl
Sevgi Bingöl
Selçuk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Lisans eğitiminin ardından Necmettin Erbakan Üniversitesi'nde “aile danışmanlığı” eğitimini tamamladı. Pek çok terapi ekolünden eğitimler aldı: Bilişsel Davranışçı Terapi, Şema Terapi, EMDR, EFT, Çözüm Odaklı Terapi bunlardan birkaçı. Şu an yüz yüze ve online olarak hem bireysel danışmanlık hem de aile ve çift danışmanlığı yapmakta. Aile danışmanı, yazar, mizahın ve psikolojinin kesişim noktasında kalem oynatan biri. İlişkileri sadece çözümlemekle kalmaz, aralarındaki sessizlikleri de tercüme eder. Bazen bir terapi odasında, bazen de bir kelimenin içinde hayat bulan hikâyelere dokunur. "Psikomik" adlı mizahi sözlük çalışmasıyla, ruh sağlığına hem düşündüren hem güldüren bir pencereden bakmayı amaçlıyor. Yazılarında zaman zaman bir çocukluğun izini, bazen de yetişkinliğin çarpık bağlarını bulabilirsiniz. İnsanı anlamaya dair sabırlı bir merakı, kelimelere karşı ise hafif alaycı bir sevgisi vardır. Kaleminin ucu çoğu zaman travmalara, bağlanma stillerine, duygusal ihmalin görünmeyen izlerine dokunur. Ancak bunu yaparken her zaman biraz mizahı da yanında taşır. Mizah onun için sadece güldürme sanatı değil; duygunun, acının, sorgulamanın taşımaya daha dayanılır bir hali. Bu yaklaşımıyla “Psikomik” adlı mizahi sözlük projesini hayata geçirerek psikolojik terimleri gündelik yaşamın içinden esprili bir dille yeniden yorumlamaya başladı. Yazılarında akademik bilgiyle insani sıcaklığı bir araya getirirken, okuyucusunu da pasif bir izleyici değil, hikâyenin bir parçası olarak görür. Her cümlede bir danışan sesi, her metaforda bir içgörü gizlidir. Duyguların en çıplak haliyle ortaya serildiği terapi odalarını, kelimelerle inşa etmeye devam ediyor. Gözlemlerle örülmüş, sahici ve zaman zaman ironik diliyle Sevgi Bingöl, bu dergide de sizi insan ruhunun kıvrımlarında kısa ama etkili bir yolculuğa davet ediyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar