Sosyal medyanın her alanda hayatımızdaki payı oldukça artmış durumda. Özellikle beden üzerindeki algılarımız, güzellik standartlarımız ve yaşam stillerimiz üzerindeki etkisi giderek daha görünür hâle gelmektedir. Sosyal medya kullanımının arttığı bu dönemde, güzellik algılarımızın geçmişteki gibi olmadığını, belirgin biçimde değiştiğini fark etmiş olabilirsiniz.
Instagram, TikTok ve Pinterest gibi mecralar günümüzde en sık kullanılan sosyal medya platformları arasında yer almaktadır. Bu mecralarda yayımlanan fotoğraflar ve kısa videolar olarak adlandırılan “reels” paylaşımları, bireylerde oluşan güzellik algısının değişmesinde ve yeni standartların oluşmasında büyük rol oynamaktadır. Oluşan bu yeni standartlar her bireye uyumlu olmadığından, özellikle ekran süresi fazla olan bireyleri mutsuz edebilmekte ve kıyaslama yapmaya itebilmektedir.
Belirli standartların oluşması toplum üzerinde olumsuz etkiler bırakabilmektedir. Bedenimizin estetiği üzerine fazlaca düşünmeye yönlendirebilmekte, cerrahi işlemlerle ilgili güzellemelerle sıkça karşılaşmamıza neden olmakta ve her bireyi etkilemeye yönelik bir strateji sergileyebilmektedir. Bilinenin aksine sosyal medya yalnızca kadınları etkilemez; hem erkekleri hem de kadınları olumsuz biçimde etkileyebilir.
Yaş faktörü de önemli bir değişken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu algı değişimleri çocukluk çağlarında başlayıp yetişkinlik dönemine yansıyan travmalara neden olabilmektedir. Özellikle yirmili yaşların başındaki genç kadınların ve genç erkeklerin bedenleri üzerindeki baskı ve kaygılarını yoğun biçimde etkileyebilmektedir. Bu travmalar sonucunda bireyler birçok psikolojik rahatsızlıkla karşı karşıya kalabilmektedir (Öztürk, 2002). Bu rahatsızlıklardan biri de beden dismorfik bozukluk olarak adlandırılmaktadır. Gelin, beden dismorfik bozukluğun ne olduğuna yakından bakalım.
Beden Dismorfik Bozukluğu Nedir?
Beden Dismorfik Bozukluk (BDB), diğer bir adıyla beden algı bozukluğu; kişinin kendi dış görünüşünde gerçekte var olmayan ancak var olduğunu düşündüğü bir beden kusuruna sahip olduğuna inanması, bu düşünceyle aşırı düzeyde uğraş göstermesi ve mevcut bir kusur varsa da bunu olduğundan çok daha büyük ve rahatsız edici biçimde algılaması olarak tanımlanmaktadır (APA, 2000).
“Dismorfi” terimi ilk kez 1880’li yıllarda İtalyan psikiyatrist Enrique Morselli tarafından kullanılmıştır. Dismorfi, Yunanca “çirkinlik” anlamına gelen dysmorphia kelimesinden türetilmiştir.
Beden dismorfik bozukluğa sahip bireyler kendilerini çirkin ya da estetik olmayan bir görünüme sahip olarak değerlendirebilir, dış görünümlerinden sürekli şikâyet edebilir ve görünüşlerini değiştirme isteği duyabilirler. Sosyal medyada görülen “mükemmel bedenler ve yüzler”, bireylerin güzellik standardı ölçeği olmamalıdır.
Kıyaslama yapmak insan doğasında var olan bir eğilimdir ve bu durum sosyal karşılaştırma kuramı ile açıklanabilmektedir. Ancak bireylerin kendilerini başkalarının değerleri üzerinden konumlandırmaları, zamanla kıyaslama ve memnuniyetsizlik döngüsünü başlatabilmektedir. Yapılan araştırmalar, bu yakınmaların çoğunlukla yüz ile ilgili göze çarpmayan ya da gerçekte var olmayan kusurlar etrafında yoğunlaştığını göstermektedir. En sık kaygı duyulan alanlar arasında yüz, burun, dudaklar, saçlar ve cinsel organlar yer almaktadır.
Yaş faktörünün etkisiyle bireylerin odaklandığı beden bölgeleri de farklılaşabilmektedir. Ergenlik döneminde cilt ile ilgili kaygılar ön plandayken, yetişkinlik döneminde bu yakınmalar daha çok beden şekli ve oranları üzerinde yoğunlaşabilmektedir.
Araştırmalara göre beden dismorfik bozukluğa sahip bireylerin %68 ila %98’i birden fazla beden bölgesiyle ilgili kaygı yaşamaktadır. Hastaların kusurlu buldukları ve aşırı biçimde uğraştıkları beden bölgelerinin sayısı ortalama 5–7 arasında bildirilmektedir.
Sonuç
Sosyal medya etkileriyle birlikte beden algısı bozukluğu yaşayan bireylerin oranında ciddi bir artış gözlemlenmektedir. Beden dismorfik bozukluğun her yaşta ve her cinsiyette görülebileceği bilinmektedir. Ancak sosyal medyada dayatılan güzellik ve beden standartları, bu algının bozulmasına yol açan en önemli etkenlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Cerrahi işlemlerin normalleştirilmesi ve sıklıkla önerilmesi, bireylerde kusurlarından bu yollarla kurtulabileceklerine dair bir inanış geliştirebilmektedir. Erkeklerde bozulan beden algısı çoğunlukla kaslı bir görünüme sahip olma baskısı üzerinden şekillenmektedir. “Yeterli” kilo ya da kas kütlesine sahip olmadığını düşünen erkek bireyler kendilerini kusurlu hissedebilmektedir.
Oysa her bireyin kusurlarıyla birlikte en mükemmel hâlinde olduğuna inanmak mümkündür. Kusurları çirkinlik olarak adlandırmak yerine kabul etmek, psikolojik iyi oluş açısından koruyucu bir yaklaşımdır. Her bireyin kilosu, yüz hatları ve boy uzunluğu kendine özgüdür. Herkes kendi hâliyle benzersiz ve özeldir. Sosyal medyanın bu denli yoğun kullanıldığı bir çağda, hâlâ kendimiz olarak kalabilmek başlı başına bir güçtür.
Kaynakça
Aslan, H. (2000). Beden dismorfik bozukluğu: Bir gözden geçirme. Düşünen Adam, 13, 33–41.
Göksan, B. (2007). Ergenlerde beden imajı ve beden dismorfik bozukluğu (Uzmanlık tezi). İstanbul, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi.
Ray, P. Ç., Demirkol, M. E., & Tamam, L. (2012). Beden dismorfik bozukluğu. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 4(4), 547–565.
Tiggeman, M., Hayden, S., Brown, Z., & Veldhuis, J. (2018). The effect of Instagram “likes” on women’s social comparison and body dissatisfaction. Body Image, 26, 90–97.


