Pazartesi, Temmuz 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

sosyal kaygı

SOSYAL KAYGIYLA DOĞRU BAĞ KURMAK Her ebeveyn, çocuğunun girdiği her ortamda neşeyle parlamasını, akranlarıyla kaynaşmasını ve özgüvenli adımlar atmasını bekler. Bu son derece doğaldır fakat madalyonun diğer yüzünde, bazı çocuklar için durum hiç de öyle göründüğü gibi kolaylıkla ilerlemez. Tanımadıkları bir çevreye adım atmak ya da kendilerini ifade etmek zorunda kalmak, bu çocuklar için adeta binlerce kişinin önünde çok kritik bir sunum yapacak ebeveynin hissettiği stresle eşdeğerdir.

Giriş

Çoğu zaman aile veya akraba çevrelerinde "aşırı utangaç", "içine kapanık" ya da "çekingen" şeklinde etiketleme yapılarak üzerinde pek durulmayan ve sonradan açılacak gibi karşılanan bu durum, aslında çocuğun ruh dünyasında fırtınalar koparan ciddi bir sosyal kaygı bozukluğunun habercisi olabilir. Peki, bu hassas çocuklara nasıl yaklaşmalıyız? Birlikte bakalım: Yasaklı Cümleleri Hayatınızdan Çıkarın Kalabalık bir misafirlikte, bayram ziyaretinde ya da okul etkinliklerinde bir kenara çekilip sessiz kalmayı tercih eden bir çocuğa, herkesin gözü önünde yöneltilen sorular: "Dilini mi yuttun sen?", "Neden hiç konuşmuyorsun, baksana herkes ne güzel oynuyor" ya da "Bak arkadaşın ne kadar atılgan, her şeyi nasıl da anlatıyor" tarzındaki baskıcı, eleştirel ve kıyaslama odaklı ifadeler, çocuğun zihninde aşılması imkansız birer utanç duvarı örer.

Temel Çerçeve

Bu tür yaklaşımlar çocukta bir gelişme tetiklemez; aksine onda "Ben hatalıyım, bende büyük bir bozukluk var ve kimse beni olduğum gibi sevmiyor" inancını kökleştirir. Unutulmamalıdır ki, bir çocuğu konuşmadığı ya da ortama uyum sağlayamadığı için topluluk içinde deşifre etmek, onun savunma mekanizmalarını tamamen kapatmasına yol açar. Yapılması gereken şey, o anki sessiz kalma ve kabuğuna çekilme ihtiyacına içten bir saygı duymak, ona güvende olduğunu hissettirmektir.

Profesyonel Destek Çocuklar yetişkinler gibi oturup dertlerini, korkularını uzun cümlelerle anlatamazlar; onların dili oyundur. Oyun terapisi sayesinde çocuk, kelimelere dökemediği o yoğun yetersizlik hissini, reddedilme korkusunu ve derin kaygılarını oyuncaklar üzerinden sembolik bir dille dışa vurur, böylece iç dünyasındaki düğümleri tek tek çözer. Ek olarak çocuğun yaşına, bilişsel düzeyine ve kaygısının şiddetine göre sürece dahil edilmesi gereken diğer profesyonel destek mekanizmaları ise şunlardır: • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Bu yöntem, çocuğun zihninde otomatik olarak dönüp duran "Eğer konuşursam herkes bana gülecek", "Hata yaparsam rezil olurum" tarzındaki gerçek dışı ve olumsuz düşünce kalıplarını fark etmesini sağlar.

Değerlendirme

Uzman eşliğinde bu çarpık inanışlar yıkılır ve yerine çok daha esnek, sağlıklı, yapıcı düşünce modelleri inşa edilir. • Sosyal Beceri Grupları: Çocuk, tıpkı kendisi gibi benzer kaygılar yaşayan akranlarıyla, uzman gözetiminde iletişim pratikleri yapar. Sıra beklemeyi, göz teması kurmayı, bir konuşmayı başlatıp sürdürmeyi bu gruplarda deneyimleyerek sosyal kaslarını güçlendirir.

Kademeli Maruz Bırakma Kaygıyı tamamen ortadan kaldırmanın yolu, o korkulan durumlardan arkaya bakmadan kaçmak ya da çocuğu bir fanusta saklamak değildir; aksine onunla kontrollü, güvenli ve çok küçük dozlarda temas etmesini sağlamaktır. Psikoloji literatüründe "kademeli maruz bırakma" olarak adlandırılan bu yöntem, sabırla işlenmesi gereken bir süreçtir. Sosyal kaygılı bir çocuğu, iyi niyetle bile olsa, aniden onlarca çocuğun çığlık çığlığa koşuşturduğu gürültülü bir doğum günü partisinin tam ortasına bırakmak kesinlikle bir çözüm değildir; bu sadece var olan korkuyu pekiştirmeye dönüştürür.

Bunun yerine, onun taşıyabileceği hafiflikte, minik ve başarılabilir sorumluluklarla özgüven basamaklarını tek tek çıkmasını sağlamalıyız. Örneğin, bir gün fırına beraber gidin. Sıra size geldiğinde parayı sakince onun avcuna bırakın ve yumuşak bir ses tonuyla, "Bugün ekmeğimizi sen istemek ister misin?" diyerek onu fırıncıyla temas kurmaya teşvik edin.

O an çok heyecanlanabilir, arkasına saklanmaya çalışabilir ya da sesi fırıncının duyamayacağı kadar kısık çıkabilir; bunların hiçbir önemi yok. Önemli olan o adımı atmaya niyetlenmesidir. O ekmeği kendi elleriyle teslim alabildiğini, kimsenin onunla alay etmediğini ve dünyanın başına yıkılmadığını görmek, zihninde "Ben güvendeyim, korktuğum şey başıma gelmedi ve bunu tek başıma başarabildim" kapısını aralayacaktır.

Bu küçük zafer kazanıldıktan sonra, bir sonraki hafta mahalle bakkalına girerken sadece "Kolay gelsin" demesini istemek, daha sonraki süreçte parkta tek başına oynayan bir çocuğun yanına gidip en azından adını sorması yönünde ufak cesaretlendirmelerde bulunmak gibi aşamalı adımlarla ilerlenmelidir. Zamanla o devasa ve korkutucu görünen dış dünya, çocuk için çok daha yürünebilir, güvenli bir patikaya dönüşecektir.

Kaynakça

  • Oyun Terapisiyle Bütünleştirilmiş Grupla Psikolojik Danışmanın
  • İlkokul Öğrencilerinin Sosyal Kaygı Düzeylerine Etkisi1
  • Esra TEKE2 ve Abdullah SÜRÜCÜ3
Ayyüce Tepe
Ayyüce Tepe
Ayyüce Tepe, 23 Ocak 2001'de Üsküdar'da doğdu. Eğitimine Erenköy Kız Anadolu Lisesi'nde devam etti ve buradan mezun olduktan sonra lisans eğitimine İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Psikoloji bölümünde devam etmektedir. Şu an son sınıf öğrencisidir. Eğitim hayatı boyunca farklı kurumlarda staj yaparak mesleki deneyim kazandı. Stajları sırasında, kurucu psikologlar için içerik üretimi yaparak yazı alanındaki yetkinliğini geliştirdi. Son stajında süpervizörü tarafından yazıları büyük beğeni topladı ve bu alandaki yeteneği, yazıya olan ilgisini daha da artırarak desteklendi. Psikoloji alanında edindiği bilgi ve deneyimlerini paylaşmaya devam eden Ayyüce Tepe, özellikle yazılarıyla bireylerin ruh sağlığına katkı sağlamayı hedeflemektedir. Psikolojiye olan ilgisini hem akademik hem de yazınsal çalışmalarla birleştirerek, insanların zihinsel sağlığına dokunmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar