Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sevilmek İsterken Kaçmak; Kalp Neden Yakınlaşmaktan Korkar?

İnsan ruhunun en derin arzularından biri sevilmektir. Bu arzu aynı zamanda kalbin en büyük çelişkisidir de. Her kalp görülmek, anlaşılmak, sarıp sarmalanmak, birinin varlığı ile kendisini güvende hissetmek ister. İlginç bir şekilde tam da bu anda sevgiye yaklaştıkça bir adım geri çekilir. Yakınlığın getireceği duygu mutluluk olması gerekirken, yakınlık başladığı anda içlerinde bir huzursuzluk belirir ve sanki görünmez bir el kişiyi durdurur. Biri ‘’yaklaş’’ diye fısıldarken diğeri ‘’uzak dur’’ diye uyarır. Bu durum bir tutarsızlıktan ziyade geçmiş deneyim ve kırılganlığın oluşturduğu derin bir kendini koruma savunma mekanizmasıdır. Bu içsel çatışmanın adı ‘’yakınlık korkusudur’’. Yakınlık korkusu sevgisizlik ya da isteksizlik değil tam tersi sevginin beraberinde yaşanabilecek hayal kırıklığı ve yarım kalma ihtimaline karşı duyulan endişedir. Çünkü birini sevmek yalnızca mutluluk getiren bir duygu değildir. İnsan sevdiğinde kendisinin en korunmasız hali de ortaya çıkar. Çünkü sevmek kendimizi tüm gerçekliği, savunmasızlığı ile beraber ortaya koyduğumuz bir alandır.

Yakınlık Korkusunun Derinlerinde Ne Yatar?

Yakınlık korkusunun derinlikleri çoğu zaman geçmiş dönem deneyimlerine uzanır. Çocuklukta yaşanan duygusal ihmal ya da mesafe içimizdeki güven duygusunu derinden zedeler. Kalp sevmek ve sevdiğinde beraberinde yaşanabilecek reddedilme, kaybetme ve incinme ihtimaline karşı kendisini korumak ve yakınlaşmak arasındaki ince çizgide yürürken bulur kendisini.

Geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıkları ve güvensizlikler, üzerinden zaman geçmiş olsa bile kalbin hafızasında yer eder. Kişi artık yeniden sevmek için yalnızca sevgiye değil, sevginin olası olumsuz sonuç ihtimallerine de odaklanmaya başlar. Sevgiye yaklaşmanın getirmiş olduğu heyecan ve mutluluğa rağmen derinlerinden bir ses aynı anda onu geri çekilmeye çağırabilir. Bu ses mesafe koyulduğunda azalırken, yakınlık arttığında yeniden güçlü bir şekilde fısıldamaya başlar. Bunun temelinde ‘’yakın olursam incinebilirim’’ düşüncesi yatar. Kalp sevgiye doğru atılan adımı yavaşlatır. Aslında bir ruhu en çok yaralayan şey yeniden kırılma ve incinme ihtimalidir. Kişinin kendini korumak adına yapmış olduğu geri çekilme tepkisi çoğu zaman sevgisizlikten değil, sevginin değerinin kişinin gözündeki büyüklüğünden kaynaklanır. İnsan gerçekten önemsediği bağın içinde daha dikkatli olma ihtiyacı hisseder. Çünkü o bağın kaybı ruhunda çok daha derin yaralar açabilir. Her kayıpta kendini biraz daha kaybetme ve toparlanamama korkusu nedeniyle bazı kalpler çok sevse de karşısındakine bir türlü tam olarak yaklaşamazlar. İlişkileri içinde partnerlerine karşı koydukları duygusal mesafe ve geri çekilme bazen yanlış anlaşılmalarına ve ilişkilerini sabote etmelerine neden olur. Bu sabotaj bazen geç dönülen mesajlarla, bazen içlerinde taşan duygularını açıkça ifade edememe ve bastırmayla bazen de tam yakınlık kurulmuşken yeniden uzaklaşmayla kendini gösterir. Temelinde ilgisizlik ve sevgisizlik yatmayan, kırılmaktan korkmak uğruna atılan kontrollü adımlardan ibaret olan bu davranışlar partnerleri tarafından çoğu zaman değersizlik duygusunu tetikleyen yorucu ve karmaşık bir süreç olarak algılanır.

Kendimizle Kurduğumuz Bağ Ve Zihnin Güvenlik İhtiyacı

Sevmek yalnızca başkası ile kurulan bir ilişki değildir; aynı zamanda kişinin kendisiyle de kurduğu ilişkiyi ortaya çıkarır. Sevmek bazen zihinsel bir kontrol meselesi bazen de kişiyi kendi değeriyle yüzleşmek zorunda bırakan bir gerçekliktir.

Zihin belirsizlikten hoşlanmaz tanıdık ama güvenli olan her zaman iyi hissettirmese bile beynimiz acı verici ama tanıdık olan deneyimleri güvenli olarak kodlar. Sevgi ise doğası gereği belirsizlik taşır. Birini sevmek ya da sevilmek tam olarak kontrol edilebilen bir süreç değildir. Kalp ne kadar sevmeyi istese de zihnin güvenlik ihtiyacı devreye girip sevgi ve kontrol arasında yıpranan nice ilişkiler vardır. Her yıpranma beraberinde acıyı ve hayal kırıklığını getirirken insan ne sevgiye tam olarak sırtını dönebilir ne de ona tam yaklaşabilir. Kalbin geri çekilmesi bir reddediş değil; kırılganlıktan, korkulardan ve beklentilerden bir kaçış arzusudur. Eğer kendi beklentilerimizi, korkularımızı onlarla yüzleşmekten kaçmadan anlamaya çalışıp, seslerini susturmayıp onları dinlersek kaçtığımız şeyin aslında partnerimiz değil; yüzleşmekten kaçıp yasını tutamadığımız sıkı sıkıya tutunduğumuz geçmiş anı, acı ve deneyimlerimizin olduğunun farkına varabiliriz.

Sevgiye Cesaretle Yaklaşmak ve Gerçek Bağlar

Birini sevmek ve sevginin sonucunda onunla bağ kurmak her zaman risk taşır ama aynı zamanda hayatın en derin anlamlarını da içinde barındırır. İnsan ancak kalbini açabildiğinde gerçekten sevilmenin ve sevmenin gücünü deneyimleyebilir. Sevgiye giden yol düz bir çizgiden ibaret değildir. Asıl mesele küçük geri çekilmelerle dolu bu yolculukta bu kaçış ve kontrol ihtiyacının ilişkiyi derinleştiremediğini fark edip bunun nedenlerini anlamaya çalışmakla başlar. İnsan kendi korkularını anladığında sevgiden kaçmadan ona yaklaşmanın yollarını da bulabilecektir.

Kalbimiz zamanla şunu öğrenir eğer biz gerçekten istersek…

Yaklaşmak biri ile bağ kurmak; kalbini, bazen güçsüzlüklerini karşı tarafa göstersen bile gerçek sevgi seni olduğun gibi kabul edecektir. Sen yeter ki o riski aldığında gerçek bağlar kurabilmenin ve sevginin en güçlü halini deneyimleyebilmenin en güçlü halini yaşama ihtimali de doğar. Kalbini açmaya cesaret ederek sevdiğinde sevgi artık bir kaçış değil, bilinçli, huzur veren bir seçim haline gelir. Çünkü bazen insan kalbini koruduğunu sanırken aslında kaçtığı şey sevgisizlik değil; gerçekten sevildiğinde artık saklanacak hiçbir yerinin kalmayacak olmasıdır. Bazen kaçtığımız şey gerçekten tümüyle görülme ihtimalidir.

Eda Soyöz
Eda Soyöz
Psikolog Eda Soyöz, yetişkin, çocuk-ergen ve aile terapisi alanında uzmanlaşmış bir psikologdur. İstanbul Aydın Üniversitesi Psikoloji lisans bölümünden 2021 yılında yüksek onur öğrencisi olarak mezun olmuştur. Lisans eğitimi süresince İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi başta olmak üzere çeşitli hastane ve adliyelerde klinik staj eğitimini tamamlamıştır. Staj yaptığı süreç içerisinde çeşitli psikolojik test uygulamalarında ve vizitlerde gözlemci olarak bulunmuştur. Uzmanlaştığı ve eğitimini tamamladığı alanlar arasında psikodinamik psikoterapi, bilişsel davranışçı terapi, oyun terapisi ile çocuk gelişim, dikkat ve zeka testleri yer almaktadır. Yetişkin danışanlarla, psikodinamik psikoterapi ekolü başta olmak üzere bireyin farklı durum, beklenti ve ihtiyaçlarına göre eklektik yaklaşımı benimseyerek yüz yüze veya online platformlarda çalışmalarına devam etmektedir. Çocuk-ergen alanındaki danışanlarıyla aktif olarak oyun terapisi yöntemiyle çalışan Eda Soyöz, görev aldığı kurumda çocuk gelişim ve dikkat değerlendirmeleri yapmakta; çocuklar ve ailelerine psikolojik destek hizmeti sunmaktadır. Ulusal ve uluslararası platformlarda yayımlanmış bir akademik çalışması bulunmaktadır. Yaşam boyu öğrenmenin devam ettiğine inanan Soyöz, bilgi ve deneyimlerini güncel tutarak ve yazarak, danışanlarına ruh sağlığı alanında daha ulaşılabilir hizmet sunmayı; bireylerin iyileşmesine ve içsel farkındalık kazanmalarına katkıda bulunmayı misyon edinmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar