Avrupa’da Savaşın Planlanışı
Ülkeler bir savaş olduğu zaman, tek bir tarafıyla değil de yöneticileri, orduları ve donanmalarıyla savaştan sorumludur. Avrupa ülkelerinde savaş esnasında hastalık, yaralanma ya da ölümle burun buruna gelen askerlere ya da denizcilere savaşı başlatma ya da önleme yetkisi verilmez. Yalnız savaşı en çok isteyenler arasında ordu ve donanma vardır. O kadar stratejik liderlere sahiplerdir ki silahlar en az zarar görebilme olasılığı olan kişilerin ellerine teslim edilir ve savaşta pasif kalacak kişilere veto hakkı ya da referandum oylaması hakkı tanınmaz. Bir ordu sadece savaş faaliyetleri için tasarlandığı amaca uygun olarak hayata geçirilebilir. Savaşa yol açan koşullar söz konusu olduğu zaman bir gerçek vardır ki o da mağdurların ahlaki sorumluluktan muaf tutulamayacağıdır.
Liderler savaş kararlarını ulusal çıkarlara dayandırırlar; niyetleri tüm insanlığın refahı değildir. Onlar, insanların başına gelebilecek kötülükleri bir an olsun tartmazlar. Ne yazık ki liderler, düşmanlarına verdiği haksızlık ve zararları bir kutlama havasında duyumsar ve kendi halklarının onayını bekler. Savaşta ölenlerin büyük çoğunluğu düşmanlarıysa, genelde onları kendi ülke vatandaşları alkışlarlar; tarafsız kalmayı seçen diğer vatandaşlar ise onların davranış ve amaçlarının kötülüğü hakkında fazla yorum yapmamak isteğiyle askeri başarıyı olumlu olarak değerlendirmeye meyillidirler. Liderlerin bakış açısından daha az acı çekmiş olan kendi halkları, ölen düşmanlarının yasını bir tarafa fırlatıp atarak kendileri adına sevinmek için iyi bir neden olarak görülür.
Askeri operasyonların saklanması amacıyla gazete muhabirleri itilir; daha da ileri gidilerek askerlerin iyiliği kamuoyunda övülmez. Sivillerin ve tarafsızların haklarını “vahşi çıkarlar” hiçe sayar ve vahşi çıkarların faaliyetleri hükümete göre mutlaka gizlenmelidir. Erkekleri, kadınları, çocukları katletmek için hava araçları, gizli mayınlar, denizaltılar ve uzun menzilli silahlar kullanılmaktadır. Barış yanlısı evlerde yaşayan sakinlerden yaşlılar, gençler, erkekler, kadınlar ve çocuklara verilen yiyecekler “zorunluluk” başlığı adı altında ya yok edilir ya da acımasızca ele geçirilir. Savaş kaçınılmaz bir gerçektir yani vardır ama bu derecede korku verici suçların işlenmesinde doğaları gereği hiçbir zorunluluk yoktur. Bir tehdit, saldırganlık veya bir hakaret için uygun fırsat liderleri heyecanlandırır ve duyguları tüm kitleye hızla yayılır. Keyfi yerinde olan iktidara her türlü şekilde direniş, en iğrenç suç sayılan vatana ihanettir ve bu direniş ölüm cezasıyla cezalandırılır. Her bir üye, rütbe, güç ve servet açısından sisteme bağımlıdır.
Savaşma Güdüsü Nasıl Kişilerde Bulunur?
Despot bir hükümetin altlarında çalışan insanlar çocukluğundan itibaren savaş kurallarını öğrenirler. Bu kişilerde iç düzenin korunması: “Eğer gerekirse askeri organizasyonun tereddüt edilmeden kullanılması”na bağlıdır inancı vardır. Bir gerçektir ki zaten Avrupa ülkeleri kendi çıkarları için dostane ilişkiler kurmaktadır. Tarihte savaşçıların yaptıkları abartılır, savaşların uluslararası ilişkilerin kaçınılmaz parçası olduğu vurgulanır. Vatanseverliğin en yüksek kademeli göstergesi otorite her kimse ona duyulan sorgusuz sualsiz itaattir. Askerlere, ülkenin geçmişte başına gelenler anlatılır ve eski güvensizlikler, nefret duygusunun açığa çıkartılması sağlanır.
Organizasyon büyüdükçe askeri ruh da bir o kadar güçlü olur. Askerler terfi almak ve tüm hırslarının tatmin edilmesinin peşindedir. Askeri okullarda “yıkım bilimi” öğretilir, çatışma için sabırsızlanan mezunlar yetiştirilir; rütbe olarak daha sıradan askerler bile oldukça küstahlardır. Askeri yöneticiler karmaşık ve uzun bir etki zinciri kurarlar çünkü bu zincir, emirlere itaat konusunda coşkulu bir destek sağlatmaktadır. Bağlantılardan bazıları kolayca fark edilir ve büyüktür fakat gerekli olan birçok küçük bağlantı açık değildir. Siviller, askerlerin yanında kenara çekilmelidir çünkü hayatın ilgi odağı askerlerin faaliyetleridir.
Ulusların Arasındaki Savaşlar Hangi Fikirlerle Önlenebilir?
Toplu katliamların önüne geçebilmek amacıyla savaş başlatma hakkını dünya çapında reddedecek kamuoyu oluşturulabilir. Silahsızlanma yani daha açık olarak tüm büyük uluslar askeri faaliyetlerinden mahrum bırakılabilirler. Önce tüm ihtilafların dile getirildiği sonra da yerlerine barışçıl çözümlerin sunulduğu mahkeme benzeri bir yapılanma olabilir.
Sonuç
Bazı insanlara barış sağlamak yerine savaş yanlısı olmak daha cesur gelebilir. Savaşla ele geçen ganimetler sanayi ve ticaretle ele geçenlerden daha cazip görünür. Kimse savaşı istemeseydi ortada savaş gerçeği de olmazdı. Bazıları için ahlak yasası, Yaratıcı’nın yasası yaptırımcı bulunmayabilir.


