Savunma mekanizmalarını aktif olarak kullanan insanlar, dünyayı karmaşık, adaletsiz ve belirsiz bir yer olarak görmek istemez ve yaşanabilecek en ufak belirsizlik bile bireyi varoluşsal bir kaygıya sokabilir. Birey bu kaygıyla başa çıkmak ve bilişsel çelişkiyi ortadan kaldırmak için çeşitli savunma mekanizmaları geliştirir. En güçlü bilişsel sığınaklardan biri ise “Adil dünya inancıdır”. 1960’larda Melvin Lerner tarafından ortaya atılan bu teoriye göre: İnsanoğlu ne yaşıyorsa o yaşadığını hakkettiğini, iyilik edenin iyilik kötülük edenin ise kötülük bulduğuna inanma eğilimi gösterir. Ama bunu çift taraflı bir ayna gibi düşünürsek bir tarafı teselli edici olsa da diğer tarafta trajik bir sonuç vardır, bu da mağduriyetin maskelenmesidir.
Mağdurun Suçlanması, Yaşanılan Durumun Arka Plana İtilmesi
Adil dünya inancı kişilere güvenli bir ortamın var olabileceğini hissini yaratır ve kişinin kaygıyı kontrol etmesine olanak sağlar. Bu dünyanın adil olduğuna ve kötü insanın başına kötü bir şey geleceğine, iyi insanın kötülükle yüzleşmeyeceğine inanmak aslında ben iyi olduğum ve her şeye temkinli yaklaştığım sürece güvendeyim mesajına da eş değerdir. Peki bir anda insanın karşısına sömürülen, fiziksel ya da psikolojik şiddet gören bir mağdur çıktığında ne tepki verir?
Bu oluşturduğu hayal dünyası (Bembeyaz tablo) parçalanır. Mağdurun suçsuz olması, haksızlığa uğrama durumu kişinin de bu duruma bir aday olduğunu, aslında herhangi iyi bir insanın başına sadece iyi şeyler gelmediği gerçeğiyle yüzleştirir ve güvenli ortam düşüncesini sarsar. İnsan bu durumu yaşadığı anda zihni bilişsel çelişki yaşar. Bu çelişkiyi çözmek için ise gaddarca bir yola başvurur. Bu yol mağdur olanın yaşadıklarında mutlaka bir payı olduğu düşüncesidir. Buna örnek verebilecek en uygun olgu bir kadının istismar edilmesi ya da taciz edilmesi olabilir. Taciz veya istismara uğrayan kadının giyimi, neden o saatte orada olduğunu, temkinsiz olduğunu kısacası onun da bu yaşanan kötü olayda bir etkisi olduğunu düşünerek yani mağduriyeti maskeleyerek adaletsizliği göz ardı eder ve kendi kaygı düzeyini yok etmeye çalışır.
Kitlesel Olarak Yaşanan Adaletsizliğin Maskelenmesi
Mağduriyetin maskelenmesi yalnızca bireysel bir düzeyi değil toplumsal, kitlesel bir maskelemeyi de içerir. Hiyerarşinin yoğun olduğu eşit hakkın olmadığı toplumlarda kişinin kötü koşullara sahip olmasını tembelliğine ya da kader kavramına bağlayarak alttaki insanların (Maddi yönden) üstteki insanların bu tür damgalamalarına maruz kalarak hakları olan şeyleri (Barınma, beslenme, eğitim gibi) mahrum bırakılması da mağduriyetin maskelenmesinin kitlesel bir yönüdür.
Bu toplumsal mağduriyetin maskelenmesine en önemli örnek ise yolda bir mendil satan adamı görünce gören kişinin “çalışsın, eli ayağı tutuyor, tembel” diyerek o kişiyi yaftalamasıdır. Bu olayı değerlendiren kişi mağduru sorumlu tutar; ekonomiyi, işsizlik durumunu ya da istihdamı göz ardı eder.
Neden Empati Kurmuyoruz
Psikoloji’de bu durumu incelediğimizde defansif atıf hipotezi karşımıza çıkar. Birey mağdurla kendi arasında %100 benzerlik olsa dahi yaşanan olayı talihsizlik olarak görmek ister. Bu benzerlik oranı azalmaya başladıkça ya da farklılaşma oluştukça yaşanan olayı değerlendirme şekli de bir o kadar gaddarca hal alır, mağdura suçu yüklemeye başlar. Bu hipotez aslında yaşanan travmatik olaylarda adaletin sağlamasını zorlaştırır. Hemen mağdurun giyimi, o saatte orada ne yaptığı gibi soruları sorar. Gerçekle karşı karşıya gelmek insana ağır geldiğinde mağduriyet maskelenir. Hak etti ve bu yüzden bunu yaşadı gibi mağdur maskeleri ortaya çıkar.
Mağduriyetin Maskelenmesini Önlemek, Adaleti Sağlama
Adil dünya inancıyla mağduriyetin maskelenmesi toplumsal duyarsızlaşmaya neden olan vicdanın körelmesine olanak sağlayan merhametin yok olmasına neden olan bir kangren gibidir. Bu maskeyi düşürmek için içinde yaşanılan bu dünyanın aslında düşünülenin aksine o kadar da adil olmadığını kabullenmek ve gerçek adaletin iyi insanın da kötü şeyler yaşadığına inanarak sağlanması gerektiği düşüncesiyle ilerlenmesidir. Adaletin ve gerçek güvenli ortam için mağdurun sorgulanması yerine failin ya da sistemin sorgulanması gerekir.
Sonuç
Mağduriyeti maskelemek bireye geçici bir güvenli ortam oluşturup kaygıyı önlese de bireyin ya da toplumun duyarsızlaşma sürecine girmesine neden olur. Herkesin bir gün haksızlığa uğrayabileceğini, mağdur konumuna geçebileceğini farkında olması ve mağdura verilen desteğin kıymetinin bilincine varılması önem arz etmektedir. İnsanoğlu mağduru eleştirmeyi bıraktığı an maskeler ortadan kalkar gerçek adalet ve güven ortamı o zaman oluşur.



okurken insan kendi kabullenişlerini de sorguluyor, ellerine sağlık güzel arkadaşım ✨🙌🏻
Okurken insan kendi kabullenişlerini de sorguluyor, emeğine sağlık güzel arkadaşım ✨🙌🏻
Yazarımızın emeğine ve bilgisine sağlık.. Çok güzel ve öğretici bir yazı yazmış.. Başarılarının devamını diliyor ve yeni yazılarını merakla bekliyor olacağım..
Okuması çok keyifli bir yazı olmuş. Herkesin anlayabileceği bir dille böyle güzel bir konuyu işlediği için yazarımıza teşekkür ederim. Yazarımızın kalemine sağlık, başarılarının devamını diliyorum 💝🌸✨
Çok güzel ve etkileyici bir yazı olmuş. Yazarın bakış açısı etkileyici ve toplumun sorunlularından biri olan bir konuyu böylesine güzel bir şekilde alması insanda var olan merak duygusunu artırıyor. Yazılarınızın devamını merakla bekliyorum.
Yazdıklarını görmek gurur verici. Yolunun açık olacağı çok belli, seni tebrik ediyorum. Diğer yazılarını sabırsızlıkla bekliyorum💕
Günlük hayatta sıkça başvurulan davranışların psikoloji temelini oldukça anlaşılır şekilde açıklanması yazının okunmasını keyifli bir hale getirmiş. Yazarın kalemine sağlık. Yazarın sonraki yazılarını merakla bekliyorum.
Bir insan anca bu kadae şanslı olabilir bi abla konusunda seninle gurur duyuyorum Ablacımm
Adil Dünya İnancı İle Mağduriyetin Maskelenmesi ; açıklayıcı , özlü bir yazı olmuş . Tebrikler Ezo Zelal Çelik.Başarılarınızın devamını diliyorum .
Bu makale toplumsal sorunlara karşı üzerimizde bir etki ve farkındalık yaratıyor bu yüzden gayet başarılı ve etkileyici bir yazı .Devamı gelsin lütfen 🙏🏻☺️