Cumartesi, Ağustos 1, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Savaş Bölgesinde Çocuk Olmak

Herkes savaşın çocuklar için yıkıcı olduğunu bilir. Haber bültenlerinde, sosyal medya akışlarında toz toprak içinde kalmış bir çocuk yüzü gördüğümüzde hissettiğimiz üzüntü evrenseldir. Ancak meseleyi genel geçer “savaş kötüdür” veya “çocuklara yazık oluyor” söylemlerinin ötesine taşımak zorundayız. Savaşın nörobiyolojik etkilerini ya da travma sonrası stres bozukluğunun anatomisini akademik bir dille anlatmak da madalyonun sadece bir yüzüdür. Bu sefer bombaların durduğu anlardaki çocukların hayatlarından bahsedeceğiz.

Sıcak bir evin içinde kış, kalın giysiler ve ısınma araçlarıyla kolayca yönetilebilen bir mevsimdir. Ancak bir çatışma bölgesinde soğuk, sadece fiziksel bir rahatsızlık değil, sürekli bir tehdittir. Gelişim çağındaki bir çocuğun zihni normal şartlarda oyuna, öğrenmeye, merak etmeye ve etrafını keşfetmeye programlıdır. Savaş durumunda ise çocuk tek bir soruya odaklanır: Nasıl hayatta kalacağım?

Barınma ve ısınma gibi en temel fizyolojik ihtiyaçların karşılanamaması, çocukta kronik bir güvensizlik hissi yaratır. Çocuk, etrafındaki yetişkinlerin, anne ve babasının da onu soğuktan koruyamadığını gördüğünde, zihnindeki “bakım verenlerim beni her koşulda korur” inancı kökünden sarsılır. Titremek, sadece üşümenin değil; aynı zamanda kontrolün tamamen kaybedildiğini gösterir. Gece uyurken soğuktan hastalanma ya da donma korkusu yaşayan bir çocuğun sinir sistemi sürekli tetiktedir. Uyku, dinlenilen bir yer olmaktan çıkıp hayatta kalma mücadelesinin bir parçasına dönüştüğünde, o çocuğun sağlıklı bir psikolojik gelişim sürdürmesinden bahsetmek imkansızlaşır.

Gelişim psikolojisi, ergenliğe ve fiziksel olgunluğa geçişin insan hayatındaki en hassas dönemlerden biri olduğunu söyler. Beden değişir, yeni ihtiyaçlar ortaya çıkar ve bu süreç her şeyden çok mahremiyet gerektirir. Peki, temiz suyun, tuvaletin, hijyenik pedin veya iç çamaşırının olmadığı, onlarca yabancının bir arada yaşamak zorunda kaldığı bir çadırda ya da yıkıntıda ilk reglini olan bir kız çocuğu ne yaşar?

Bu durum basit bir hijyen sorununun çok ötesindedir. Regl olmak, sağlıklı bir bedenin doğal bir işleyişi, yetişkinliğe atılan normal bir adımken; savaş koşullarında bu biyolojik süreç utanç, korku ve çaresizlik duygularıyla kodlanır. Bir parça temiz bez bulabilmek, onu yıkayacak su aramak, kanamayı diğer insanlardan gizlemeye çalışmak kız çocuğunu tüketir. Mahremiyetin bu denli şiddetli bir şekilde ihlali, bireyin kendine duyduğu saygıyı ve beden algısını doğrudan zedeler. Bu çocuklar, ergenliğe ilk adımlarını atarken bedenlerini “kendilerine ait güvenli bir ev” olarak değil, sürekli saklanması ve yönetilmesi gereken utanç verici bir yük olarak algılamaya başlarlar.

Bir patlamada uzvunu kaybeden bir çocuğu düşündüğümüzde, aklımıza ilk olarak fiziksel acı ve tıbbi müdahale süreçleri gelir. Oysa bir uzvun kaybı, psikolojik açıdan “beden imgesinin” ve “beden bütünlüğünün” ani ve travmatik bir şekilde parçalanmasıdır. Çocuklar dünyayı, nesneleri ve diğer insanları bedenleri aracılığıyla deneyimlerler. Koşmak, bir şeyi kavramak, dokunmak onların dünyayı anlama biçimidir. Bir kolun veya bacağın saniyeler içinde yok olması, çocuğun dünyayla kurduğu temel temasın kesilmesi anlamına gelir.

Bu durum çocuğun zihninde anında kabullenilebilecek bir gerçeklik değildir. Beynin, bedenin yeni sınırlarını tanıması ve uyum sağlaması çok uzun sürer. Bazen beynin hala orada olmayan bacağı veya kolu hissetmesiyle ortaya çıkan fantom ağrılar, çocuğa kaybını her an yeniden yaşatır. Dahası çocuk, diğer insanların ona bakışlarındaki acımayı, şaşkınlığı ya da kaçınmayı son derece net bir şekilde görür. Eğer varsa bir aynaya baktığında ya da dışarıdan gelen tepkilerde gördüğü o “eksiklik” teması, hızla kimlik algısına yerleşir. Artık o sadece bir çocuk değil, “kolu olmayan” bir çocuktur. Bu süreçte çocuk sadece fiziksel bir parçasına değil, eski “kendisine” de veda etmek, kendi bedeninin yasını tutmak zorunda kalır.

Normal şartlarda büyüyen bir çocuğun zaman algısı doğrusaldır; geçmiş, şimdi ve gelecekten oluşur. Hafta sonu ne yapacağını planlar, büyüyünce hangi mesleği seçeceğini hayal eder. Çatışma bölgesindeki çocuklarda ise “gelecek” kavramı zihinden tamamen silinir. Zaman, sadece şimdiki anın kriz yönetimine indirgenmiştir. Zihin sürekli bir tehdit algısıyla meşgul olduğu için, uzun vadeli düşünme, hayaller kurma veya plan yapma yetileri mecburen rafa kaldırılır.

Silah seslerinin normalleştiği, enkaza dönmüş binaların saklambaç alanlarına dönüştüğü bu yeni standart, dışarıdan bakan biri için dehşet vericidir. Ancak hayatta kalmaya odaklanmış çocuk zihni, dayanabilmek için bu anormalliği normalleştirmek zorundadır. Bu mecburi adaptasyon, insan zihninin ne kadar esnek ve dayanıklı olduğunu gösterse de, aynı zamanda o çocuğun çocukluk hakkının nasıl elinden alındığını gösterir.

Savaştaki çocuklara dair farkındalık, uzaktan üzülmekle olmaz. Farkındalık, onların her gün, her saat boğuşmak zorunda kaldıkları detayları da düşünebilmektir. Çünkü savaş sadece şehirleri yıkmaz; çocukların çocukluklarını, geleceklerini, hayallerini de yıkar. İyi ihtimalle hayatta kaldıysan bile; içecek temiz su bulman gerekiyorsa, döneceğin bir evin veya anıların kalmadıysa, seni iyileştirecek doktorlar cezaevinde tutuluyorsa, sırf o an bombalar patlamıyor diye ortada savaş olmadığını düşünmek insanlığımız hakkında bizi düşündürmelidir. Enkazdan küçük kızını çıkaran babanın da dediği gibi: ”Kızım uyuyordu, sadece uyuyordu. Bütün dünyayı bu uykudan uyandıracak daha ne olması gerekiyor?”

Zeynep Tuğçe Bayrak
Zeynep Tuğçe Bayrak
Zeynep Tuğçe Bayrak, Üsküdar Üniversitesi Psikoloji (Tam Burslu) bölümünden mezun olmuştur ve Beslenme ve Diyetetik bölümünde çift anadal yapan 3. sınıf öğrencisidir. NP Feneryolu Tıp Merkezi’nde stajyer olan Bayrak; BDT, KİPT, MMPI ve TSSB uygulayıcı yetkinliklerine sahiptir. Türkiye Psiko- onkologlar Derneği ve LÖSEV gönüllüsü olarak, meslek hayatını yeme bozuklukları ve onkoloji alanlarında eklektik bir yaklaşımla sürdürmeyi hedeflemektedir. Birçok projede ve kulüpte rol alan Bayrak, yazar olarak ürettiği içerikler ve çeşitli terapi eğitimleriyle profesyonel gelişimini çok yönlü sürdürmektedir. Şu andaysa aktif olarak mening.psikoloji kullanıcı adlı psikoloji & beslenme ve diyetetik instagram sayfasında içerik üretmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar