Anaerkillik (matriyarki) ve ataerkillik (patriyarki) kavramlarını incelediğimizde çok eskiye dayanan terimler olduğunu görebiliriz. Ataerkillik etimolojik olarak antik çağdan itibaren mevcut iken anaerkillik 19. yüzyılda Johann Jakob Bachofen sayesinde popülerleşmiştir. Ataerkillik terimi köken olarak Yunanca patriarkhes (aile reisi) kelimesinden gelir ve antik dönemlerden beri “babanın mutlak hakimiyeti” anlamında kullanılmıştır. Şu anki sistem bizlere ataerkilliğin gölgesinde bir hayat sunmaktadır. Erkeklerin yönettiği, erkeklerin kural koyduğu ve erkeklerin baskınlık gösterdiği bir dünya düzeni mevcuttur. Hala erkekler ailenin reisi olarak görülür. Bu sayede otorite figürü erkek olarak belirlenmiştir. Evin geçim kaynağı olan para erkeğin kazanması gereken bir unsur olarak normalleşir. Siyasette de çalışma hayatında da halen erkek egemenliği görmek doğal bir durum olarak karşımıza çıkar. Kadınların sosyal rol teorisine göre görevi ise evini çekip çevirmek, çocuklarını büyütmek ve hizmet etmek şeklinde yansıtılabilir. Bizim dünya sistemimizin aksine Barbie filminde matriarkal sistem açıkça gösterilmiştir.
Barbieland ve Gerçek Dünya Arasındaki Sosyal Kırılma
Bu filmde kadınların yönetimde olduğu pembe bir ütopya izledik. Kadınlar yani Barbieler olmadan bir hiç olan Kenlere şahit olduk. Kadınların sözünün geçtiği, kadınların kurallarının uygulandığı ve kadın yöneticilerden oluşan bir dünyanın nasıl işlediğine de bu filmde şahit olmaktayız. Fakat asıl tartışmamız gereken konu filmde Barbie ve Ken’in gerçek dünyaya gittikleri andan itibaren başlamaktadır. Anaerkillikle yönetilen Barbie dünyasına aşina olan Ken, gerçek dünyadaki ataerkil sistemi gördüğünde açıkça şaşırır çünkü doğasal bazda Ken ataerkil değildir. Gözlemleyerek ve araştırarak ataerkilliğin ne olduğunu öğrenir ve Barbieland’e döndüklerinde bu ataerkil sistemi uygulamak ister. Sosyal Öğrenme Teorisine göre, Ken’in davranışları bize bireylerin sadece gözlem yoluyla kalıplaşmış yargıları benimseyebileceğini gösteriyor (Bandura, 1977). Bu sistemi yansıtma şekli atlar, kürkler, alkol ve kadınlara biçilen sosyal rolle gösterilmiştir, Ken gerçek dünyada gördüğü imgeleri ataerkilliğin sembolü olarak benimsemiştir. Ken’in sistemi değiştirmeye başladığı yer ise Barbie’ye ait olan evdir. Sistemi Barbie’nin rüya evinden başlayarak değiştirmesinin altında aslında çok büyük bir anlam bulunur: ‘ait hissedememe’. Barbieland’de hiçbir Ken’in evi olmamasına rağmen her Barbie’nin kendine ait evi bulunur. Hatta filmdeki bir sahnede Barbie’nin Ken’in nerede yaşadığına dair bir fikrinin olmayışına şahit oluruz. Kendi yaşam alanları olmayan Kenler ne aidiyet ne de değer duygusu geliştirmiştir. Bu değersizlik duygusunu Ken, kendine ait bir ev bularak geçiştirmeye çalışır.
Kenland’in İnşası ve Cinsiyetçilik Biçimleri
Kenlerin diğer bir hamlesi ise donanımlı olan Barbieleri kendine hizmet etmeye yöneltmesidir. Normal şartlarda Barbieler sırf onlara baktı diye mutlu olan Kenler için şu an Barbielerin onlara hizmet etmeye başlaması üst kimliğe geçiş olarak görülür. Barbieler ise değişen düzeni bir tehdit olarak görmek yerine bu düzene kucak açıyorlar. Bu olaya örnek olarak doktor bir Barbie’nin Kenlere içecek dağıttığı anları gösterebiliriz. Barbielerin yeni düzene hızla ayak uydurduğunu ve durumdan memnun olduklarını dile getirdikleri sahneler de filmde mevcuttur. Kenlerin ataerkil sistemi başlatmasındaki diğer hamle ise yönetimin başına geçmektir. Başlatılan yeni oylama ile Kenlerin başa geçtiğini ve halkın memnuniyetini görmek mümkündür. Yönetim şeklinin değişmesiyle Barbieland artık Kenland olmuştur. Yeni düzendeki Kenland’de Barbieler itibarsızlaşmış, donanımlarından vazgeçmiş ve rüya evlerinden edilmiştir. Yani Kenlanddeki ataerkil sistem Barbieleri onların düşündüğü şeklin aksine olumsuz yönde etkilemiştir. Bu olumsuzluklar arasında düşmanca (hostile) ve iyiliksever (benevolent) cinsiyetçiliği belirtebiliriz. Kenler Barbielerden yönetimi aldıklarında düşmanca cinsiyetçilik açıkça görünür hale gelir. Çünkü Ken gerçek dünyada erkeklerin yöneticiliğine şahit olduğundan kadınların bu pozisyona aslında uygun olmadıklarını düşünür.
Yeni sistemin büyük etkisiyle Barbieler, Kenlere hizmet etmek, onları beslemek ve desteklemek için mesleklerini bırakırlar. Bu nedenle, Barbielerin bu eylemleri olumlu ve destekleyici görünse de iyiliksever cinsiyetçi teorisine bir örnek olarak gösterilebilir. Sonuç olarak bizlere her iki sistemin de eksik yanlarını bu film sayesinde fark edebilme şansı doğmuştur. Barbielerin matriarkal sisteminde hiçbir erkeğe yer vermemesini izlemişken, Kenlerin ve gerçek dünyanın patriyarkal sisteminde kadınların küçümsendiği, duygusal yaklaşım sergileme ihtimallerinden kaynaklanan liderlik özelliklerinden şüphe duyulduğu ve hizmet etmek sadece kadının görevi şeklinde aksedilmesini izlemiş bulunmaktayız. Bu yazımızda hem matriarkal ve patriarkal sistemleri incelemiş olup hem de cinsiyetçi ön yargılara değinmiş bulunmaktayız. Şahsi fikrim filmlerin vermiş olduğu açık mesajların üzerinde daha fazla durmamız gerektiğidir. İzlediğimiz, okuduğumuz her şeyi hem olumlu veya artı yönleriyle hem de olumsuz veya eksik yönleriyle değerlendirmemiz gerektiğidir.


