Bağımlılık; psikolojik, biyolojik ve varoluşsal haz arayışı olup kavramsal olarak “adamak” anlamına gelmektedir. Geçici ve kısa süreli hazzın ortaya çıkarmış olduğu haller, bireyi değerlerinden arındırarak yok oluşa doğru sürüklemekte. Bu sebeple bağımlılığı hastalık, bağımlıyı da hasta olarak kabul etmekteyiz.
Bağımlılık, kişiden kişiye farklı etkiler oluştursa da sonuç bakımından benzerlik gösterir. Bu benzerlik hiç şüphesiz kayıp ve anhedonik mutsuzluktur. Bireyin kendi sağlığını, hayat kalitesini, varoluşsal değerlerini ve iradesini kaybedip biyopsikososyal yoksunluk içerisine girmesidir. Bu tür spesifik yoksunluklar beraberinde mutsuzluğu ve iç çatışmayı da getirmekte.
Bağımlıkta tanı ve teşhis için esas olan süreklilik ve kullanım toleransıdır. Bağımlı olunan maddeler bireye sahte iyilik hali vadedip kısa süreli yapay mutluluk ve rahatlamışlık hissini sunmakta. Bunun için de alınan maddenin ölçüsü her defasında artırılarak tolerans geliştirilmekte. Bu sebeple birey zaman içerisinde bağımlılıktan kopamayacak seviyeye gelip derin bir umutsuzluk içine düşebilmektedir.
Yapılan araştırmalar, bağımlılık ile ruh sağlığının karşılıklı ilişki içinde olduğunu gösteriyor. Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hakan COŞKUNAL’a göre; Ruhsal sorun yaşayan kişiler, sıkıntılarından kurtulmak isteyerek daha iyi hissetmek için bağımlı davranışlara yöneliyorlar. Bu hususta bağımlılık bir kaçış olarak karşımıza çıkmakta. Psikolojik iyilik halinden yoksun olan birey, madde (sigara, alkol, uyuşturucu) alarak biyolojik uyarılma yoluyla haz ve mutluluk arayışına girmekte. Bu tür çaba ve davranışlar, var olan menfi durumu uzun vadede daha sıkıntılı hale getirebiliyor.
Psikolojik rahatsızlıklar, bağımlılığın türünü belirleyebiliyor. Bazı psikolojik zorlantı ve hastalıklarda belli bağımlılıklar daha sık görülmekte. Örneğin kaygı bozukluğu olan bireylerde kaygıyı azaltan ilaçlara ve alkole, sosyal kaygısı olan bireylerde ise oyun ve internete karşı bağımlılıklar gelişebilmekte.
Bağımlılığa dair beyinde birçok nörokimyasal ve nörofizyolojik değişimler saptanmıştır. Fiziksel ve ruhsal bağımlılığı bu noktada birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Fiziksel bağımlılık, kullanılan maddeye karşı duyulan fizyolojik bir istek iken ruhsal bağımlılık ise kişinin duygusal ya da kişilik yapısı gereği isteklerini giderme amacıyla maddeye tolerans geliştirmesidir. Sonuç olarak bağımlılığı izah ederken bunu kendi içinde ve çok boyutlu olarak ele alabiliriz.
Bağımlılığın Sebepleri
Bağımlılığın ortaya çıkış sebeplerini incelediğimizde; nöropsikolojik, ailevi, sosyal, fiziksel ve bireysel temayüllerden kaynaklı olabileceğini görmekteyiz. Bireylerin yalancı iyilik hali isteği, aile içinde yaşanılan sorunlar, arkadaş çevresinde bağımlı kişilerin bulunması, yaşanılan travmatik olaylar ve merak sonucu ilk deneyimin olması gibi sebepler, bağımlılıkta önemli rol oynamakta.
Bir diğer önemli sebep de yapılan araştırmalarla bulgulanan genetik aktarım faktörüdür. Buna göre anne/baba gibi birinci derece akrabaların ve kardeş gibi ikinci derece yakınların bağımlı olması, bireylerde bağımlılık riskini artırmaktadır. Bunun yanı sıra anne hamilelik sürecindeyken zararlı madde kullandığında (sigara, esrar vs.) bebeğin sağlık sorununun yanı sıra ilerleyen yıllarında bağımlılığa eğilimi yüksek olmaktadır.
Bağımlılığın Belirtileri
Her bireyin bağımlı hali ve bağımlılığa verdiği tepki farklıdır. Bu sebeple genel geçer kesin ve net bir belirtiden söz etmek mümkün değildir. Ancak yoksunluk belirtileri, kullanım sonrası gelen rahatlık hissi, bağımlı olunan nesneye karşı giderek artan kullanım toleransı ve düşünce boyutunda fiksasyon gibi durumlar çoğu bağımlı bireylerde görülebilmekte.
Bağımlılıkta Başa Çıkma Yöntemleri
Sosyal çevrede bağımlılık oluşturacak bir nesneyi veya durumu öneren bireylere ve hayatın temel stresörlerine karşı güçlü bir irade ile sınır koyabilmektir. Sigara, uyuşturucu madde, kumar ve alkol gibi bağımlılıkların büyük bir çoğunluğu sosyal çevre etkisiyle ortaya çıkmakta. Hayatın temel sorunları ve çıkmazları riskli bir sosyal çevreyle denkleştiğinde, ortaya uzun vadeli bağımlılığın çıkma ihtimali oldukça yüksektir.
Bağımlılıkta başa çıkma yöntemlerinden biri “kabullenmektir.” Bağımlı olan kişiler genellikle bağımlı olduklarını kabul etmeyip istedikleri zaman bağımlı oldukları nesneden uzaklaşabileceklerini savunurlar. Oysa ki gerçekler çok daha farklıdır. Kullanım sonrası rahatlık hissi ve kullanım toleransı gelişmişse birey “tam bağımlıdır.”
Birçok denemeye rağmen bağımlı bireyler kendi kendilerini iyileştirebilmeyi ve bağımlı oldukları nesneyi bırakabilmeyi büyük oranda başaramazlar. Bu da bağımlılıktan kurtulmaya dair var olan umudu ve inancı örselemektedir. Ancak alınacak profesyonel destek ve farmakolojik tedbirler tedavi adına uzun vadede fayda sağlamakta.
Sonuç
Bağımlılıktan ve bağımlılığa giden tüm yollardan korunmanın yolu; güçlü irade ile sağlıklı duyguların iş birliğidir. Normlara ve değerlere uygun davranış örüntüleri bu sayede mümkündür. Toplumumuzda var olan bağımlılıklara bir çözüm yolu geliştirmek ve bağımlılık kaynaklı suç unsurlarını engellemek adına geniş ve sistematik iş birliği gerekmekte.
Ortak paydaşlar; İnanç, kanun, bilim ve kültürel değerler etrafında buluşup bağımlılığa sebebiyet veren tüm yolları engelleme gücüne sahiptir. Bu hususta kural ve kaidelerin bilim ışığında izah edilip değerlere uygun bir şekilde topluma aktarılması önem arz eder. Nitekim Anayasanın 58. Maddesinde: “Devlet: gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk ve kumar benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.” ibaresiyle bağımlılığa ve suça sebebiyet verebilecek hallere karşı önlem alınmıştır. Bu süreçte kişinin motivasyon düzeyinin yüksek tutulması tedavinin sürdürülebilirliği açısından kritiktir.
Kaynakça
-
Ögel K. Bağımlılık ve Tedavisi Temel Kitabı. İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık; 2018.
-
Yoldaş C, Demircioğlu H. Madde Kullanımı ve Bağımlılığını Önlemeye Yönelik Psikoeğitim Programlarının İncelenmesi. Bağımlılık Dergisi. 2020;21(1):72–91.
-
Kaya E, Akpinar D, Akpinar H. Bağımlılığın Patofizyolojisi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Dergisi. 2019;6(3):166–70.


