Salı, Mayıs 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Partner Şiddeti: Görünmeyen Döngüleri Tanımak

Şiddeti Nasıl Düşünüyoruz?

İlişkilerde şiddeti düşündüğümüzde çoğumuzun zihninde benzer sahneler canlanır: yükselen sesler, kırılan eşyalar ve fiziksel zarar. Oysa araştırmalar, partner şiddetinin yalnızca fiziksel davranışlarla sınırlı olmadığını göstermektedir (World Health Organization, 2021). Şiddet; psikolojik, duygusal, ekonomik ve dijital boyutları da içeren geniş bir yelpazede ele alınır.

Psikolojik şiddet; aşağılama, değersizleştirme, suçlama ve gerçeklik algısını zedeleyen gaslighting davranışlarını içerir. Ekonomik şiddet, finansal kaynaklara erişimin kısıtlanmasıyla; dijital şiddet ise telefon, sosyal medya ve konum takibi üzerinden kontrol kurulmasıyla ortaya çıkabilir. Bu davranışların tamamı, görünür fiziksel şiddet kadar yıkıcı psikolojik etkiler yaratabilir.

Bu noktada temel soru şudur: Bir ilişkide yaşananın “ilişki problemi” mi yoksa “şiddet örüntüsü” mü olduğunu nasıl ayırt ederiz?

Şiddetin Görünmeyen Doğası

Partner şiddeti çoğu zaman ani bir taşkınlık değil, zamana yayılan bir örüntü olarak ilerler. Evan Stark’ın (2007) tanımladığı “zorlayıcı kontrol” modeli, şiddetin tekil olaylardan çok bireyin yaşam alanını daraltan sürekli bir kontrol sistemi olduğunu vurgular.

Başlangıçta küçük görünen davranışlar zamanla normalleşir. Kişi, ne söylediğini tartarken karşı tarafın tepkisini önceden hesaplamaya başlar. Zamanla bu durum, kişinin kendi duygularını bastırdığı bir ilişki dinamiğine dönüşebilir.

Şiddet Döngüsü ve İlişkisel Bağlanma

Şiddet ilişkilerinde sıklıkla “şiddet döngüsü” olarak tanımlanan bir yapı görülür (Walker, 1979). Bu döngü; gerilim birikimi, şiddet davranışı ve ardından gelen “balayı dönemi”nden oluşur.

Balayı döneminde özürler, yakınlık ve değişim vaatleri yer alır. Bu süreç, yaşananların geçici bir kriz olarak algılanmasına neden olur. Böylece şiddet, ilişkinin yapısal bir sorunu olmaktan çıkıp “iniş çıkışlar” olarak yeniden anlamlandırılır.

Klinik gözlemlerimde sık karşılaşılan örüntülerden biri, yaşanan şiddetin taraflarca farklı biçimlerde anlamlandırılmasıdır. Bir vakada partner, fiziksel müdahaleyi “sadece ittiği” ya da “kontrolünü kaybettiği bir an” olarak tanımlarken; diğer taraf ilişkiyi “zaman zaman iyi, zaman zaman zor” şeklinde değerlendirebilmektedir. Bu farklı anlamlandırmalar, şiddetin normalleşmesine ve süreklilik kazanmasına zemin hazırlayabilir.

Benzer durumlarda kişi, ilişkiyi sonlandırmadığında sosyal çevresi tarafından “neden hâlâ orada kaldığı” üzerinden değerlendirilebilir. Bu durum hem damgalanma hem de yalnızlaşma riskini artırarak döngüyü daha da güçlendirebilir.

Neden Fark Etmek Zor?

Şiddetin tanınmasını zorlaştıran en önemli faktör, döngünün bilişsel çarpıtmaları beslemesidir. Kişi zamanla:

  • “Abartıyor olabilirim”

  • “Aslında kötü biri değil”

  • “Her ilişkide olur”

gibi düşünceler geliştirebilir. Buna ek olarak kıskançlık ve kontrol davranışlarının “sevgi” ile karıştırılması, sınır ihlallerinin görünmez hale gelmesine neden olur.

Neden Uzaklaşmak Zor?

Şiddet içeren ilişkilerde kalmak çoğu zaman bilinçli bir tercih değil, psikolojik ve sosyal dinamiklerin birleşimidir. Travma bağı (trauma bonding), korku ve umut döngüsünün aynı anda var olduğu; kişinin zarar gördüğü kişiyle bağını koparamadığı bir ilişki örüntüsüdür.

Bu bağ, zamanla sevgi ile yoğun duygusal yaşantıların birbirine karışmasına neden olabilir. Bazı kişiler için bu döngü yalnızca mevcut ilişkiyle sınırlı değildir. Özellikle çocukluk döneminde tutarsız, cezalandırıcı ya da sevgi ile kontrolün iç içe geçtiği bir bakım ilişkisi deneyimlenmişse, yetişkinlikte benzer dinamikler “tanıdık” ve dolayısıyla “sevgiye yakın” olarak algılanabilir. Bu durumda kişi, ilişkide kalmayı bilinçli olarak seçtiğinden değil, bu duygusal örüntüyü güven ve bağlılıkla eşleştirdiğinden dolayı sürdürür.

Bu süreçte sık görülen bir iç ses de şudur: “Buna maruz kalmayı hak ediyor olabilirim.” Bu düşünce, kişinin kendilik değerini zedeleyen ve ilişkide kalmayı pekiştiren bilişsel bir çarpıtmaya dönüşebilir.

Toplumsal Normalleşme

Partner şiddetinin sürmesinde kültürel normlar önemli bir rol oynar. “Kıskanıyorsa seviyordur” ya da “ilişkide olur böyle şeyler” gibi inanışlar, sınır ihlallerinin normalleşmesine neden olur. Bu durum, şiddeti yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir olgu haline getirir.

Farkındalık İçin Kendine Sorular

Bir ilişkide yaşananın niteliğini anlamak, dışarıdan tanı koymaktan çok kişinin kendi deneyimini fark etmesiyle ilgilidir:

  • Onun tepkilerinden kaçınmak için davranışlarımı değiştiriyor muyum?

  • Çatışma yaşamamak için duygularımı bastırıyor muyum?

  • Kendimi ifade ettikten sonra anlaşılmış mı yoksa suçlu mu hissediyorum?

  • Zamanla daha mı güçlendim yoksa daha mı küçüldüm?

  • Aynı durumda bir yakın arkadaşım olsa ona ne önerirdim?

Bu soruların amacı kesin yanıtlar üretmek değil, deneyimi görünür kılmaktır.

Sonuç

Bir ilişkide neyin “normal” olduğuna karar vermek her zaman kolay değildir. Ancak kişi sürekli korku, baskı ve kendilik algısında zayıflama hissediyorsa, bunu adlandırmak için daha fazla kanıta ihtiyaç olmayabilir.

Şiddet çoğu zaman görünür bir kırılma anı değil, zaman içinde oluşan bir örüntüdür. Bu nedenle en kritik farkındalık şudur: Bir ilişkide var olabilmek için kendinden vazgeçmek gerekiyorsa, korunması gereken şey ilişki değil, kişidir.

Kaynakça

Stark, E. (2007). Coercive Control: How Men Entrap Women in Personal Life. Oxford University Press.

Walker, L. E. (1979). The Battered Woman. Harper & Row.

World Health Organization. (2021). Violence against women prevalence estimates 2018. World Health Organization.

Sinem Gül
Sinem Gül
Sinem Gül, 2011 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 2015 yılında Ege Üniversitesi’nde Aile Danışmanlığı Yüksek Lisans programını tamamlamıştır. Eğitim sürecinde birey ve aile terapisi alanlarında teorik ve uygulamalı bilgiler edinmiş, psikolog, aile danışmanı ve çift terapisti olarak çeşitli alanlarda görev almıştır. Özellikle ilişki sorunları, evlilik çatışmaları, aile içi iletişim ve bireysel danışmanlık konularında yoğun deneyim kazanmış, danışanlarına bilimsel ve etik ilkeler doğrultusunda hizmet sunmaya özen göstermiştir. Mesleki gelişimini sürdürmek amacıyla birçok eğitim ve sertifikaya sahip olan Gül, Yaşar Üniversitesi ve Hiebert Enstitüsü iş birliğiyle gerçekleştirilen süpervizör destekli Evlilik ve Aile Terapisi eğitimini de başarıyla tamamlamıştır. Psikoterapi teknikleri, travma terapisi, stres yönetimi gibi konularda yetkinliğini artırmış; aynı zamanda çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde aktif görev almıştır. 2017 yılından bu yana Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak cezaevinde psikolog olarak çalışmakta, mahkumların psikolojik destek ve rehabilitasyon süreçlerine katkıda bulunmaktadır. İngilizceye ileri, İspanyolcaya ise temel düzeyde hakim olan Gül, mesleki bilgisini güncel tutarak danışanlarına en iyi hizmeti sunmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar