Pazartesi, Aralık 29, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Modern Aşkın Dijital ve Psikolojik Prangası: Kaygılı Bağlanmadan Patolojik Obsesyona

Modern ilişkiler, John Bowlby ve Mary Ainsworth tarafından temelleri atılan bağlanma kuramının ötesinde, günümüzün teknolojik hızıyla evrimleşen karmaşık bir psikolojik savaş alanına dönüşmüştür. Günümüzde “aşk” olarak adlandırılan pek çok durum, aslında kaygılı bağlanma stilinin dijital dünyadaki hiperaktivasyonu ve beraberinde getirdiği bilişsel bir kuşatmadır. Kaygılı-kararsız bağlanmaya sahip bireyler için bir partner, yalnızca bir sevgi nesnesi değil; aynı zamanda varoluşsal bir güven kaynağıdır.

Bireyin düşüncelerindeki ikilikler, olası senaryolar ve ihtimaller silsilesinin varlığı çoğu zaman tehlike çanlarının çalması için yeterlidir. Ancak bu güven kaynağının ulaşılamaz olduğu her an, modern dünyada bu durum bir “mavi tık”ın gecikmesi ya da bir sosyal medya etkileşiminin eksikliği şeklinde tezahür eder. Beyin, bu noktada hayatta kalma moduna geçerek olası felaket senaryolarını üretmeye ve sürdürmeye başlar. Bu süreçte ortaya çıkan ruminasyon, yani zihinsel geviş getirme hali; partnerin her kelimesini, her suskunluğunu ve her dijital izini yoğun bir zihinsel analiz süzgecinden geçirme davranışıyla kendini gösterir. Nolen-Hoeksema’nın (2008) da belirttiği gibi bu döngü, problemi çözmekten ziyade bireyi belirsizlik içinde tutarak zihinsel yükü artırır.

İlişki Odaklı OKB ve Bilişsel Yanılsamaların Pençesi

Bu zihinsel süreç derinleştikçe, sıradan bir kaygı hali yerini İlişki Odaklı Obsesif Kompulsif Bozukluk olarak tanımlanan patolojik bir yapıya bırakabilir. Doron ve arkadaşlarının (2014) literatüre kazandırdığı bu kavramda birey, ilişkinin doğruluğunu ya da partnerinin yeterliliğini sürekli olarak sorgular. “Gerçekten doğru kişi mi?” veya “Ona yeterince âşık mıyım?” gibi düşünceler, kişinin zihninde obsesif döngüler yaratır.

Bu döngü, partneri başkalarıyla kıyaslama ya da sürekli onay arama davranışlarıyla beslenir. Sonuçta ilişki, besleyici bir bağ olmaktan çıkarak yavaş yavaş zehirleyici bir yapıya dönüşür. Bu süreç, Aaron Beck’in tanımladığı bilişsel çarpıtmalarla daha da derinleşir. Zihin okuma, felaketleştirme ve siyah-beyaz düşünme biçimleri, partnerin sıradan insani davranışlarını bile tehdit olarak algılamaya yol açar. Kıskançlık bu noktada bir sevgi göstergesi olmaktan çıkar; düşük öz değer duygusunu yatıştırmaya çalışan kontrolcü bir mekanizmaya dönüşür. Ne var ki bu kontrol çabası, ironik biçimde, bireyin en çok korktuğu şeyi yani terk edilme ihtimalini hızlandırır.

Belirsizlikle Barışmak: Zihinsel Özgürlüğe Giden Yol

Romantik obsesyonlardan ve aşırı düşünme döngüsünden çıkış, bireyin kendi içsel boşluğunu partnerin varlığıyla doldurma çabasını fark etmesiyle başlar. Klinik düzeyde Bilişsel Davranışçı Terapi ve Kabul ve Kararlılık Terapisi, bu noktada bireyin düşüncelerini bastırmak yerine onlarla arasına mesafe koymasını hedefler. Bu yaklaşım, düşüncelerin mutlak gerçekler değil, zihinsel olaylar olduğunu fark etmeyi mümkün kılar.

Modern birey için asıl dönüşüm, partnerin dijital izlerini takip ederek sahte bir güven duygusu inşa etmekte değil; belirsizliğin yaşamın kaçınılmaz bir parçası olduğunu kabullenmekte yatar. Öz-şefkat, bu süreçte merkezi bir rol oynar. Kişi, kendi kaygısına düşman gibi değil, ilgiye ve anlayışa ihtiyaç duyan bir parça gibi yaklaştığında zihinsel gürültü giderek azalır.

Sonuç olarak, sağlıklı bir ilişkinin temeli yalnızca sevgi ve bağlılıkla değil, aynı zamanda bireyin kendisini olduğu haliyle kabul edebilmesiyle atılır. Kontrol etme, kıyaslama ve sürekli onay arama eğilimleri ilişkiyi beslemez; aksine onu yavaşça aşındırır. Gerçek bağ, iki bireyin birbirini denetlenecek nesneler olarak değil, özgür ve özerk varlıklar olarak görebildiği noktada mümkün hale gelir.

Kaynakça

Beck, A. T. (1976). Cognitive therapy and the emotional disorders. International Universities Press.
Doron, G., Derby, D. S., & Szepsenwol, O. (2014). Relationship obsessive compulsive disorder (ROCD): A review. Journal of Obsessive-Compulsive and Related Disorders, 3(2), 169–180.
Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2016). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. Guilford Publications.
Neff, K. D. (2003). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. Self and Identity, 2(2), 85–101.
Nolen-Hoeksema, S., Wisco, B. E., & Lyubomirsky, S. (2008). Rethinking rumination. Perspectives on Psychological Science, 3(5), 400–424.

Kardelen Rabia Bozkurt
Kardelen Rabia Bozkurt
Kardelen Rabia Bozkurt, 2005 doğumlu olup Cumhuriyet Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisidir. Lisans eğitimine devam ederken çeşitli staj programlarında yer almış, farklı seminer ve eğitimlere katılarak akademik bilgisini pekiştirmiştir. Hâlen bir akademinin temsilciliğini üstlenmekte, bu görev aracılığıyla alanındaki güncel gelişmeleri takip ederek mesleki ağını genişletmektedir. Hem teorik bilgisini hem de pratik deneyimini derinleştiren Bozkurt, alanın dinamik yapısına uyum sağlamak için sürekli öğrenmeyi ilke edinmiştir. Psikolojiye dair yazılar kaleme alan Kardelen Rabia Bozkurt, bilgi ve gözlemlerini okuyucularla buluşturmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar