Mağduriyet kişinin fiziksel, psikolojik veya sosyal bir zarara veya haksızlığa uğraması gibi çoğunlukla dışsal bir olay sonucu ortaya çıkan olumsuz bir deneyimdir. Ancak bu deneyim kişinin olayları nasıl algılayıp yorumladığına bağlı olarak öznel bir boyut kazanabilir. Günlük hayatta aynı olay karşısında bazı bireylerin kendini mağdur olarak değerlendirirken bazılarının aynı şekilde değerlendirmediğine dair örnekler görmüşüzdür. Bu durum, mağduriyetin yalnızca yaşanan olayla açıklanamayabileceğini düşündürür. Psikolog R. Gabay ve arkadaşları da tam olarak bu sorudan yola çıkar ve bu farkın sistematik bir yapıya sahip olup olmadığını araştırır. Mağduriyet eğilimi kavramı (Tendency of Victimhood) işte tam burada karşımıza çıkar.
Gabay ve arkadaşlarının üzerinde çalıştığı kişilerarası mağduriyet eğilimi, bireylerin kişilerarası durumları tehdit ve haksızlık olarak algılama ve buna tutarlı biçimde mağduriyet tepkisi verme eğilimindeki bireysel farklılıkları ifade eder (Gabay ve ark., 2020). Bu durum kişinin kendisinin bir mağdur olduğu yönündeki sürekli bir duyguyu içerir ve bu duygu birçok türden ilişkiye genellenir. Sonuç olarak, mağduriyet bireyin kimliğinin merkezi bir parçası haline gelir. Kişilerarası mağduriyet eğilimi daha yüksek olan kişiler, kişilerarası ilişkilerinde daha sık, daha yoğun ve daha uzun süre mağduriyet hissederler (Gabay ve ark., 2020).
Ancak burada karıştırılmaması gereken bir nokta vardır. Gabay ve arkadaşları gerçek travma ve mağduriyetin bireyler ve gruplar için zararlı psikolojik sonuçlar doğurabileceğini ancak mağduriyet eğiliminin gelişmesinin bağlam, sosyalleşme ve bağlanma stilleri gibi diğer değişkenlere de bağlı olabileceğini savunur. Yani buradaki kritik ayrım mağduriyetin olay temelli bir durum, mağduriyet eğiliminin ise bireyin bilişsel ve duygusal örüntülerine dayalı süreklilik gösteren bir özellik olmasıdır.
Gabay ve arkadaşları kişilerarası mağduriyet eğilimini bir bütün olarak kapsayan dört psikolojik bileşen tanımlar. Bunlar sırasıyla;
-
Kişinin çektiği acının tanınma ve kabul edilmesi ihtiyacı
-
Ahlaki elitizm
-
Empati ve duyarlılık eksikliği
-
Ruminasyon.
Bu dört bileşen birlikte çalışarak mağduriyetin geçici bir deneyim olmaktan çıkıp bireyin kimliğinin süreklilik gösteren bir parçası haline gelmesine neden olur.
Tanınma İhtiyacı
Yaşadığımız acılar ve travmalar bize dünyanın adaletsiz ve güvensiz bir yer olduğunu hissettirebilir. Bu sebeple de bireyler yaşadıkları mağduriyetin hem fail hem de diğer insanlar tarafından tanınmasına ve kendisine empati duyulmasına ihtiyaç duyar. Tanınma kişinin kendiyle, diğer insanlarla ve dünyayla ilgili olumlu temel varsayımları yeniden teyit etmeye yardımcı olur (Gabay ve ark., 2020). Ancak mağduriyet eğilimi yüksek birey yalnızca anlaşılmak istemez, aynı zamanda haklılığının sürekli olarak dışarıdan teyit edilmesini de bekler. Bu durum bireyin yaşadığı olayı çözmekten çok tanınma arayışına odaklanmasına neden olur.
Ahlaki Elitizm
Ahlaki elitizm, kişinin kendisinin kusursuz ahlakına ve karşı tarafın ahlaksızlığına dair algıyı ifade eder (Gabay ve ark., 2020). Bu durum psikanalitik açıdan Klein’in bölme mekanizması ile açıklanabilir. Kişi kendisini mutlak iyi, karşı tarafı ise mutlak kötü olarak konumlar. Dünya ve insanlar tüm karmaşıklığıyla bir bütün olarak değerlendirilmez. Bu algı kişinin mağduriyetini meşrulaştırır ve güçlendirir. Aynı zamanda bireyin benliğinin olumlu bir ahlaki imajını korumasına yardımcı olur (Gabay ve ark., 2020). Ayrıca bu durum çatışma halinde olan gruplarda da kendini gösterir. Bireyler tarihte yaşadıkları acıyı diğer grubun acısından daha büyükmüş gibi tasvir eder. Kendilerinin şiddet ve saldırganlığı ahlaki açıdan haklıyken dış grubun uyguladığı saldırganlık haksız ve ahlaken de yanlış görülür.
Empati Eksikliği
Empati eksikliği, genel olarak karşı tarafın acılarına karşı kayıtsız bir tepkiyi ve duyarsızlaşmayı ifade eder. Kendi acılarıyla meşgul olan mağdurlar, dikkatlerini, ilgilerini veya endişelerini başkalarına çektirdikleri acıya yöneltme ve bunun sorumluluğunu üstlenme isteğinden yoksundur (Gabay ve ark., 2020). Bu durum karşı tarafa veya gruba karşı verilen zarar neticesinde duyulan suçluluk hissini azaltır. Karşı tarafın perspektifinin anlaşılması zorlaşır ve aradaki duvar aşılamaz hale gelir. Kişilerarası ilişkiler giderek tek taraflı olur.
Ruminasyon
Ruminasyon, zihinsel geviş getirme süreci olarak da adlandırılır. Olumsuz düşüncelerin, geçmiş hataların veya travmatik anıların zihinde sürekli tekrar etmesi olarak tanımlanır. Mağduriyet eğilimi yüksek olan bireylerde kişi sorunun olası çözümleri yerine olası nedenlerine ve sonuçlarına odaklanır. Stresörler sürekli aktif kalır ve kişi yaşanılan olaydan çok sonra bile psikolojik olarak sıkıntı çekmeye devam eder. Bu durum saldırganlık ve intikam arzusunun tetiklenmesine, öfkenin devam etmesine neden olur. Mağduriyet sürekli olarak yeniden ve yeniden üretilir.
Sonuç olarak Gabay ve arkadaşlarının yaptığı çalışma (2020), kişilerarası mağduriyet eğiliminin yalnız dışsal bir eğilim olmadığını aynı zamanda sabit bir kişilik inşası olduğunu ortaya koyar. Düşük mağduriyet eğilimi düzeyine sahip olmak sosyal ilişkilerde yapıcı bir esneklik ve affetme kapasitesi sağlar. Ancak çalışma, mağduriyet eğilimin yüksek olduğu bireylerde görülen empati yoksunluğunun ve intikam arzusunun, sağlıklı ilişkiler tesis etmenin önünde büyük bir engel olduğunu vurgular. Gabay ve arkadaşları aynı zamanda kaygılı bağlanmanın ve erken dönem ebeveyn ilişkisinin etkisinin yüksek mağduriyet eğiliminde etkili olduğunu söyler.
Kişinin sürekli mağdur hissetme durumu onu geçmiş acılarına hapseder. Böyle bir durumda olaylara farklı bir perspektiften bakmaya çalışmak huzurlu ilişkiler kurmanın önünü açacaktır.
Kaynakça
Gabay, R., Hameiri, B., Rubel-Lifschitz, T., & Nadler, A. (2020). The tendency for interpersonal victimhood: The personality construct and its consequences. Personality and Individual Differences, 165, 110134. https://doi.org/10.1016/j.paid.2020.110134
Gabay, R., Hameiri, B., Rubel-Lifschitz, T. ve Nadler, A. (2020). The tendency to feel victimized in interpersonal and intergroup relationships. J. R. Vollhardt (Ed.), The social psychology of collective victimhood içinde (ss. 319–338). Oxford University Press. https://doi.org/10.1093/oso/9780190875190.003.0017


