Günde kaç kez kendine şunlara benzer şeyler söylediğini hiç düşündün mü?:
-
‘’Benden bir şey olmaz.’’
-
‘’Daha önce olmamıştı yine olmayacak.’’
-
‘’Boşuna umutlanmaya gerek yok.’’
Bunlar yalnızca kendimize söylediğimiz basit, geçici sözler gibi geliyor olabilir. Ancak beynimiz için hiç de öyle değil. Beynimiz, kurduğumuz cümleleri gerçekmiş gibi algılar. Kendimiz için her ne söylüyorsak onu olduğu gibi kabul etmeye eğilimlidir. Bu cümleleri ‘’şaka’’ olarak değil, ‘’bilgi’’ olarak kaydeder. Örneğin kendimize sürekli olarak ‘’Ben hep şanssızım’’ dersek bir süre sonra beyin, şanssız olduğumuz anları daha çok fark eder. İyi gidenleri görmezden gelerek sürekli şanssız olduğumuz anları yakalar. Çünkü kurduğumuz cümleleri kanıtlamak zorundadır ve hep şanssız olduğumuza inanıyorsak bu inancı doğrulamak için şanssız olduğumuz anlara karşı algı düzeyimiz daha açık olacaktır. Sonra da gerçekten şuna inanmaya başlarız: ‘’Zaten hep şanssızım.’’ Ancak bu çoğu zaman gerçek değildir, yalnızca beynimizin bizim kendimize söylediğimiz sözler yoluyla oluşturduğu bir hikayedir.
Sürekli Olumsuz Konuşmak Zihni Yorar
Çevremizdeki biri sürekli olarak bize ‘’olmaz’’, ‘’imkansız’’, ‘’boşuna’’ gibi cümleler kursa nasıl hissederiz? Çevrenizdeki beş kişinin ortalaması olduğunuz gerçeğini birçok kez duymuşsunuzdur, bu durumda böyle cümleleri sürekli olarak kuran insanlar bizi nasıl etkiler? İşte bazılarımız, bu cümleleri kendi kendimize çokça kuruyoruz. Bu tür konuşmalar beyne şu mesajı verir: ‘’Dikkat et. Boşuna uğraşmış olma riskin var.’’ Beyin de bu mesajlara elbette stresle ve huzursuzlukla cevap verecektir. Bunun sonucunda da tükenmiş bir zihinle baş başa kalırsınız.
Başkaları Hakkında Olumsuz Konuşmak Da Bizi Etkiler
Birileri hakkında sürekli olumsuz cümleler kurmak, yani dedikodu yapmak bazen rahatlatıcı gelebilir ancak uzun vadede aslında tam tersi olur. Çünkü zihin şunları doğru saymaya başlar:
-
‘’İnsanlar güvenilmez.’’
-
‘’Dünya kötü bir yer.’’
-
‘’Herkes sorunlu.’’
Bu da bireyi yalnızlığa, tedirginliğe ve kuşkuculuğa sürükleyebilir. Dolayısıyla başkaları hakkında kullandığımız dil, aslında kendi ruh halimizi şekillendirir.
Gelecek Hakkında Nasıl Konuşuyorsun?
Eğer kendi içimizde ‘’Bir şey değişmez.’’, ‘’Buna da heveslenip sonra hayal kırıklığına uğramayayım.’’ gibi cümleler kuruyorsak bunlar, içimizdeki umut ışığını söndürecektir. Umut olmadığında ise beyin, uğraşmaya gerek olmadığını düşünerek zihnimizi ve bedenimizi hayatın akışından çekmeye odaklanacaktır.
Ancak bir düşünelim, hangimizin hayatında her şey yolunda gitti ya da gidiyor? İnsan ömrü bunlarla dolu değil mi? Mutluluk olduğu kadar mutsuzluk da olmayacak mı? Evet bazen tüm olumsuzluklar üst üste gelebilir ancak olumlu olayların da gerçekleştiği bir zaman hiç olmadı mı? Her zaman mı mutsuzduk? Her zaman mı başarısızdık? Hiç mi iyi insanlarla karşılaşmadık? Bazılarımız bu sorulara ‘’evet’’ diyebilir. Evet, hiçbir zaman iyi insanlarla karşılaşmadım ya da her zaman başarısız oldum diyebilirsiniz. Ancak bu, beynin yanılgısından başka bir şey olmayacaktır. Eğer bu olumsuzluklara inanıyorsanız, sırf buna inandığınız için bu soruyu cevaplarken dahi beyniniz tüm olumsuzlukları önünüze serecektir. Ancak sabahın erken vaktinde yataktan kalkabilmeniz bile bir başarıyken ‘’zaten hep başarısızdım’’ gibi cümleler kurarak kendimize eziyet etme hakkına hiçbir zaman sahip değiliz. Nasıl ki sevdiğimiz insanlara şefkat gösteriyor, yaşadıkları olumsuz olaylarda onlara destek olmak istiyorsak aynısını yıllardır içinde yaşadığımız bedenin iyiliği için de yapmalıyız. Neden başkalarına gösterdiğimiz şefkati, kendimize gösteremiyoruz?
Bir arkadaşımız bizimle, bizim kendimizle konuştuğumuz gibi konuşsa onunla arkadaş kalır mıydık? Bize hep başarısız olduğumuzu, yetersiz olduğumuzu, kimsenin bizi gerçek manada sevmeyeceğini sürekli söylüyor olsaydı psikolojik şiddete uğradığımızı düşünmez miydik? Peki bunu neden bizzat kendimiz yapıyoruz? Biliyorum, kendimiz için kurduğumuz cümleleri, inançlarımızı vb. fark etmek hepimiz için kolay olmayabilir. Ancak her şeyin olduğu gibi bunun da yolları var. Bazen zor olur ama yine de olur.
Ne Yapabiliriz?
BDT’ye (Bilişsel-Davranışçı Terapi) göre bizi zorlayan şey, yaşadıklarımızdan çok, yaşadıklarımız hakkında kendimize anlattığımız hikâyelerdir. Zihnimiz gün boyunca durmadan yorum yapar, tahminlerde bulunur ve çoğu zaman bu yorumları gerçekler olarak kaydederiz. Oysa bu düşünceler, çoğu zaman alışkanlık haline gelmiş iç konuşmalardır.
Bu yüzden ilk adım, kendimizle nasıl konuştuğumuzu fark etmektir. Gün içinde zihninizden geçen cümleleri bir düşünün: “Ben zaten böyleyim.”, “Benden bir şey olmaz.”, “Hep aynı şeyleri yaşıyorum.” Bu cümleler çoğu zaman sorgulanmadan kabul edilebilir. BDT, tam da burada devreye girer ve şu soruyu sorar: Bu düşündüğüm şey gerçekten doğru mu, yoksa sadece zihnimin bir yorumu mu?
Bir düşünceyi yakaladıktan sonra onu sorgulamak mümkündür. Bunun için kendimize şu soruları sorabiliriz:
-
Bunun kesin bir kanıtı var mı?
-
Daha önce hep böyle mi oldu?
-
En yakın arkadaşım bu cümleyi kursaydı ona ne söylerdim?
-
Bu düşünce bana yardımcı mı oluyor, yoksa daha da mı kötü hissettiriyor?
Burada amaç, kendimize karşı daha adil bir dil kullanmaktır. “Her şeyi mahvettim” yerine “Bu sefer istediğim gibi gitmedi” demek; “Ben zaten başarısızım” yerine “Şu an zorlanıyorum” demek, zihnimizde büyük farklar yaratır. Çünkü bu sayede genelleme yapmak yerine yalnızca o andaki durum içerisinde bunları yaşadığımızı kabul ederiz. Bir şey istediğiniz gibi gitmediğinde o an yalnızca o şey istediğiniz gibi gitmemiştir. Bu yüzden ‘’her zaman’’ böyle olduğunu söylemek yerine yalnızca ‘’o an’’ o şekilde sonuçlandığını kendimize anlatabildiğimizde, bakış açımız değişecektir. Çünkü dil değiştiğinde, duygu da değişir. Duygu değiştiğinde ise davranışlarımız değişir.
Polyanna mı Olmalı?
Bu paragraflarda anlatılan elbette ‘’polyannacılık’’ değil. Hayatta şöyle bir gerçek var:
-
Kullandığımız dil, beynin dünyaya nasıl baktığını etkiler.
-
Bu bakış olumlu yönde değişirse, hisler de olumlu yönde değişir.
-
Hisler değişirse, davranış değişir.
-
Davranış değişirse, hayat değişir.
Yani iyi düşün iyi olsun diyerek belirtilen yaygın inanç, ‘’manifest’’ gibi bir şey değildir. İyi düşünmekle başlayıp iyi olmakla biten bu cümle arasında hislerin, davranışların, hayatın değişmesi vardır. Beyin iyiye inanmaya başladığında bütün hisleri ve davranışları iyi yönde değiştirmeye başlayacaktır. Bu bir anda olmaz. Yavaş yavaş, beynin olumluya dönük inançları şekillendikçe olur. Olumsuza odaklanmaya alışmış zihin, olumluları fark etmeye başladığında yavaş yavaş eğitilir ve olumluları daha çok göz önünde tutmaya başlar. Bu da elbette hisleri ve davranışları değiştirecektir. Mahatma Gandhi bunu en güzel şekilde açıklar:
‘’Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür. Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür. Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.’’
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şu: ‘’Ben kendimle nasıl konuşuyorum?’’
Kendinize nasıl davrandığınıza dair farkındalık düzeyinizi artırabildiğiniz günler dilerim.
Sevgiler.


