İnsan Kendine Yakalanır, İnsan Kendinden Yaralanır
Suçu başkalarına daha ne kadar atacağız? Bizi üzen insanları, yaşadığımız hayal kırıklıklarını, geçmişimizi, hatta bazen hayatın kendisini suçlamak daha kolay geliyor. Çünkü insanın dönüp kendisine bakması ve “Ben bu hikâyenin neresindeyim?” diye sorması hiç de kolay değil. Ama biraz durup düşündüğümüzde fark ediyoruz ki bazen bizi en çok yaralayan insanlar değil, kendimiz oluyoruz. Kendimizi korumaya çalışırken en büyük darbeleri yine kendimizden alıyoruz. Bir daha üzülmemek için duvarlar örüyor, yeniden hayal kırıklığı yaşamamak için kimseye güvenmiyor, başarısız olmaktan korktuğumuz için daha başlamadan vazgeçiyoruz. Sonra da bütün bunlara “Kendimi koruyorum.” diyoruz. Peki gerçekten kendimizi mi koruyoruz, yoksa kendimizden mi uzaklaşıyoruz?
Kendimize Söylediklerimiz
Bir düşünün; yakın bir arkadaşınız hata yaptığında ona nasıl davranıyorsunuz? Büyük ihtimalle “Olabilir, herkes hata yapar.” diyorsunuz. Peki aynı hatayı siz yaptığınızda neden kendinize bu kadar acımasız davranıyorsunuz? Neden başkalarına gösterdiğiniz anlayışı kendinizden esirgiyorsunuz?
Bazen içimizde öyle sert bir ses taşıyoruz ki dışarıdan gelen eleştirilere bile ihtiyaç kalmıyor. “Yeterince iyi değilim.”, “Bunu da beceremedim.”, “Herkes benden daha başarılı.” gibi cümleler zamanla o kadar tanıdık hâle geliyor ki onların gerçekten bize ait olup olmadığını sorgulamıyoruz.
Oysa psikoloji bize erken yaşantılarımızın kendimizle ilgili inançlarımızı şekillendirebildiğini söylüyor. Çocuklukta sürekli eleştirilen, kıyaslanan ya da yeterince görülmediğini hisseden biri, büyüdüğünde dışarıdan kimse onu eleştirmese bile kendi kendisinin eleştirmeni olabiliyor. Bazen bugün kendimize söylediğimiz sözler, yıllar önce bir başkasından duyduğumuz cümlelerin devamı olabiliyor.
Kendimizi Sabote Ederken
Bazen de fark etmeden kendi önümüze geçiyoruz. Tam güzel bir şey olacakken geri çekiliyoruz. Bir fırsat çıkıyor, “Ya yapamazsam?” diyoruz. Bir ilişki güzel gidiyor, “Ya sonunda üzülürsem?” diye düşünüyoruz. Bir hedef belirliyoruz ama daha yolun başında “Ben zaten başaramam.” diyerek vazgeçiyoruz.
Psikolojide bu durum kendini sabote etme davranışlarıyla ilişkilendiriliyor. Çünkü zihnimiz bazen başarısızlığın kendisinden çok, başarısız olduğumuzda hissedeceğimiz duygudan korkuyor. Bu yüzden hiç denememeyi daha güvenli bulabiliyoruz.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: “Ben gerçekten neden kaçıyorum?” Başkalarından mı, geçmişten mi, yoksa yıllardır içimizde taşıdığımız bir korkudan mı? Belki de cevap sandığımızdan çok daha yakınımızdadır; çünkü bazen kaçtığımız şey, tam da kendimizle yüzleşmekten korktuğumuz gerçektir.
Kendimizin Yanında Olmak
Kendimizden yaralanmayı bırakmanın yolu, kendimize karşı daha anlayışlı olmaktan geçiyor. Kendine şefkat göstermek, hatalarımızı görmezden gelmek değil; hata yaptığımızda kendimizi değersiz ilan etmemek, zorlandığımızda kendimize kızmak yerine neye ihtiyacımız olduğunu fark edebilmek demek.
Belki de yıllardır başkalarından beklediğimiz anlayışı biraz da kendimize vermeliyiz. Çünkü insan kendine yakalanır, insan kendinden yaralanır. Ama aynı insan, kendini anlamayı öğrendiğinde yine kendisiyle iyileşebilir.
Belki gerçek güç hiç yaralanmamak değildir. Gerçek güç, yaralandığımızda kendimize daha fazla zarar vermek yerine ilk kez kendi tarafımızda durabilmektir. Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey kendimizden kaçmak değil, ilk kez kendimize gerçekten bakabilmektir.

