Salı, Temmuz 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Importance of Boundaries: Why Is Saying No Important for Child Development?

Sınırların Önemi: Çocuk Gelişimi İçin “Hayır” Demek Neden Önemlidir?

Son derece duyarlı ve aşırı odaklı ebeveynlik, bu neslin en yaygın ebeveynlik tarzlarından biridir. Ancak “hayır” kelimesi, çocuk yetiştirme sürecinde en az kullanılan kelimelerden biri haline gelmiştir. Ebeveynler, çocuklarının özgüvenini artırmayı ve stresini azaltmayı amaçladıkları için, farkında olmadan onlara çok fazla müsamaha göstermeye başlarlar. Ancak çocuk gelişimi üzerine yapılan araştırmalar, sınırlar koymamanın çocuğa yardımcı olmadığını, aksine dayanıklılık, kendini kontrol etme ve duygusal güç için gerekli sağlam temeli oluşturmasını engellediğini ortaya koymaktadır. Sınır koymayı öğretmek ve öğrenmek, bir şeyleri esirgemek değildir; psikolojik gücün vazgeçilmez bir parçasıdır.

Şımartmanın Üç Boyutu “Hayır” kelimesinin önemini anlamak için öncelikle “hayır” kelimesinin yokluğunda neler olduğunu görmeliyiz. Ebeveynlikte şımartma genellikle üç gruba ayrılır: davranışsal, ilişkisel ve maddi. İlişkisel şımartma, ebeveynlerin çocuklarını aşırı koruduğu; çocuklarının diğer kişilerle olan sosyal ilişkilerini aşırı derecede kontrol ettiği ve çocuğun karşılaştığı ancak kendi başına çözebileceği sorunları ebeveynlerin çözdüğü durumlarda ortaya çıkar. Maddi şımartma, çocuğa aşırı miktarda oyuncak, teknoloji ve diğer hediyeler verildiğinde ortaya çıkar. Davranışsal şımartma ise ebeveynlerin ev işleri veya evdeki düzenli görevler konusunda hiçbir beklentisi olmadığında görülür (Cui et al., 2023). Bu şımartma biçimlerine ilişkin sınırlar belirlenmediğinde, çocukların çevrelerindeki dünya hakkında bir bakış açısı geliştirmekte neredeyse kesin olarak zorluk yaşayacakları söylenebilir. Daha önceki araştırmalar, yüksek düzeyde şımartılmanın, yetişkinlik döneminde öz yeterlilik düzeylerinin düşmesi ve çarpık tutum ve davranışların artmasıyla büyük ölçüde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur (Bredehoft et al.,). Bir çocuğa hiçbir zaman “Hayır” denilmezse, topluma ve sosyal çevreye girdiğinde neredeyse kesin olarak zorluklarla karşılaşacaktır; reddedilme, uzlaşma ve sonuçlarla karşı karşıya kaldığında gerekli donanıma sahip olmayacaktır.

Sınırların Nörolojik ve Duygusal Yönleri “Hayır” demek, sıkıntıya karşı toleransı güçlendiren bir egzersiz olarak da değerlendirilebilir. Bir ebeveyn veya bakım veren kişi sınırlar koyduğunda, çocuk kendi kişisel isteklerinden uzaklaşarak duygusal düzenleme yöntemine yönelmeye motive olur. Bir çocuğun gelişim aşamalarında, en büyük faydalar ve “en iyi sonuçlar” genellikle sınırlar ve duygusal sıcaklık gibi özelliklerle tanımlanan otoriter ebeveynlik yöntemiyle ilişkilendirilir (Yılmaz & Darçın., 2025). Dış dünya ve çevrede sınırlar bir güvenlik ağı olarak görülebilir. Sınırlar olmadan dünya kaotik ve tehlikeli bir yer gibi hissedilebilir. Bir çocuk, ebeveynlerinden veya bakım verenlerinden gerekli sağlıklı sınırları ve ilgiyi alamadığında, anksiyete ve diğer duygudurum bozuklukları açısından daha fazla risk altında olabilir (Yılmaz & Darçın., 2025). Buna ek olarak, davranışsal hoşgörü kesinlikle ergenlik döneminin gelişim aşamalarını olumsuz etkiler. Gençlik yıllarında bireyler, genellikle ebeveynlere bağımlı olmaktan, gerekli duygusal düzenleme yöntemlerine sahip bağımsız bireyler haline gelmeye odaklanmakla yükümlüdür (Cui et al., 2023). İlişkilerde ve davranışlarda hoşgörü gösterilmesi, kişinin küçük zorlukları kendi başına deneyimlemesini, düzenlemesini ve üstesinden gelmesini engelleyerek bu sürece doğrudan zarar verir (Cui et al., 2023; Wolford et al., 2020).

Ebeveynler İçin “Hayır” Demek Neden Bu Kadar Zor? Sınır ve kural koymama durumu, ebeveynlerin umursamadığı için değil; tam tersine, umursadıkları için ortaya çıkar. Daha önce yapılan uzun vadeli araştırmalar, boşanma nedeniyle duyulan suçluluk hissi, maddi yükler vb. gibi ebeveynlerin yaşadığı duyguların, çocuklara karşı daha fazla hoşgörü gösterilmesine yol açtığını ortaya koymuştur (Wolford et al., 2020).

Sağlıklı Bir “Hayır” “Hayır” demek, otoriterlikten uzaklaşıp daha yapılandırılmış bir rehberliğe doğru kaymayı gerektirir. Kaos ve aşırı hoşgörüden sağlıklı sınırlara doğru bu geçiş, gerekli çerçeve oluşturulduğunda sağlanabilir. Her şeyden önce, ebeveynler net temel kurallar belirlemelidir. Bu, sorunlar ortaya çıkmadan önce ekran süresi, davranış, rutinler ve benzeri konularda net sınırlar oluşturmak ve bu kuralların kızgınlığın hedefi haline gelmemesini sağlamak anlamına gelir. İkinci olarak, bir sınır aşıldığında ebeveynler bağırmadan, küfür etmeden veya pazarlık yapmadan net ve anlaşılması kolay bir ret cevabı vermelidir. “Hayır, bugün şeker almayacağız” gibi basit ifadeler yeterlidir. Üçüncü olarak, ebeveynler ortaya çıkan duyguları da kabul etmelidir. Çocuğun hayal kırıklığını kabul etmek çok önemlidir. Son olarak, ebeveynler başka alternatiflere yönlendirmeler de sunmalıdır.

Kaynakça

  • References
  • Bredehoft, D. J., Clarke, J. I., Consultants–Minneapolis, J. I., Dawson, C., Northwest-Kirkland, A. C., & Morgart, W. M. The Relationship between Childhood Overindulgence and Personality Characteristics in College Students.
  • Cui, M., Jiao, C., & Darling, C. A. (2023). Patterns of indulgent parenting and adolescents' psychological development. Family relations, 72(5), 2695-2709.
  • Wolford, S. N., Darling, C. A., Rehm, M., & Cui, M. (2020). Examining parental internal processes associated with indulgent parenting: A thematic analysis. Journal of Child and Family Studies, 29(3), 660-675.
  • Yilmaz, F., & Darçın, A. E. (2025). Relationship Between Percieved Parenting Styles And Depression, Anxiety. Topkapı Sosyal Bilimler Dergisi, 4(2), 56-76.
Esma Özden
Esma Özden
Psikolog Esma Özden, Psikoloji lisans eğitimini Türkiye’de İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Lisans eğitimi süresince insan davranışlarının altında yatmakta olan bilişsel ve duygusal nedenlere yönelik ilgisi doğrultusunda çeşitli kliniklerde staj yaparak daha fazla tecrübe edinmiştir. Bu süreçte hem Türkiye’de hem İngiltere’de klinik alanda yaptığı stajlar, farklı düşünce ve kültürler bağlamında psikoterapi uygulamaları ile ilgili önemli bakış açıları kazanmasına katkıda bulunmuştur. Akademik hayatına İngiltere’de Klinik Psikoloji yüksek lisans programı ile devam eden Esma, Bilişsel Davranışçı Terapi, Çocuk Değerlendirme ve Dikkat Testleri, MMPI, TAT-CAT, SCID-II, Beck Depresyon ve Beck Anksiyete başta olmak üzere birçok eğitim tamamlamıştır. Bütüncül bir yaklaşımı ele almakta, terapi sürecini bireysel psikolojik dayanıklılığı ve farkındalığı güçlendirmeye yönelik planlamaktadır. Psikolojiyi sadece davranışlara anlam getiren bir bilim dalı olarak değil, bireyin ilerlediği yolda bir ışık olarak görmekte; Psychology Times’da yazdığı yazılarla okuyucuların kendilerine dair farkındalık oluşturmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar