Perşembe, Mayıs 14, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İNSAN EN ÇOK SEVDİĞİNDEN KIRILIR

En çok sevdiğinden kırılır kalp; en sevdiği koku sızlatır burnunu. En güzel anları için gözleri dolar insanın. Her duyguyu, her kişiyi, belki de her durumu onu inciteceğinden habersiz sever. Ve sevdiği yerden kırılır, hiç habersiz.

İnsan ilişkileri, bireyin hem en güçlü hem de en kırılgan yönlerini açığa çıkaran psikolojik alanlardan biridir. Özellikle duygusal yakınlık kurulan ilişkilerde kişi, kendisini daha savunmasız bir şekilde ortaya koyar. Güvenmek, bağlanmak, ait hissetmek ve sevilmek; insan ruhunun en temel ihtiyaçları arasında yer alır. Ancak tam da bu ihtiyaçlar nedeniyle birey, en derin yaralarını çoğu zaman en yakın hissettiği insanlardan alır. Yabancılara karşı oluşturduğunuz savunma mekanizması, en yakın arkadaşınızın, eşinizin veya ailenizin yanında işlevsiz kalır ve bunun sonucunda doğal olarak yaralar açılır. Peki, sizi bu denli etkilemesinin nedeni nedir? Hiç düşündünüz mü? Yakın ilişkilerde yaşanan kırgınlıkların bu denli etkili olmasının temel nedeni, beklenti ve güven duygusudur. Yapılan davranıştan ziyade, o davranışın kim tarafından yapıldığı bireyin ruhsal etkilenme düzeyini belirler. Tanımadığımız birinin sözü kısa süreli rahatsızlık yaratabilirken; sevdiğimiz birinin eleştirisi, ilgisizliği ya da uzun süreli ihmali psikolojik izler bırakabilir. Çünkü yakın ilişkiler yalnızca duygusal paylaşım alanı değildir; aynı zamanda bireyin kendilik değerini şekillendirdiği aynalardır. Yani dönüp dolaşıp geldiğimiz nokta, kişiyi yoran ve yıkan davranışlar yine sevdiklerinden miras kalır.

Bağlanma kuramı açısından bakıldığında, bireyin çocukluk döneminde bakım veren kişiyle kurduğu ilişki, yetişkinlikteki ilişkilerinin temelini oluşturur. Güvenli bağlanan bireyler ilişkilerde daha sağlıklı iletişim kurabilirken; kaygılı ya da kaçıngan bağlanma geliştiren bireyler, terk edilme korkusu, değersizlik hissi veya yoğun değersizlik hissi yaşayabilmektedirler. Bu nedenle yetişkinlikte yaşanan duygusal incinmeler, çoğu zaman yalnızca mevcut ilişkiyle ilgili değildir; geçmişten taşınan duygusal ihtiyaçların da yeniden tetiklenmesidir. Özellikle duygusal ihmal, ilişkilerde en görünmez fakat en derin yaralardan biridir. Fiziksel şiddet kadar görünür olmadığı için çoğu zaman fark edilmez. Ancak görülmemek, anlaşılmamak, sürekli ikinci planda hissetmek ya da duygusal ihtiyaçların karşılanmaması bireyin psikolojik dünyasında ciddi boşluklar oluşturabilir. İnsan zihni, sevildiğini hissettiği yerde değer görmek ister. Bu ihtiyaç karşılanmadığında birey yalnızca partnerine değil, zamanla kendi değerine karşı da şüphe duymaya başlayabilir.

Modern ilişkilerde yaşanan en büyük problemlerden biri de duygusal yakınlık ile duygusal erişilebilirlik arasındaki farktır. Günümüzde çiftler iletişim halinde görünseler de çoğu zaman gerçek anlamda duygusal temas kurmakta zorlanmaktadır. Sürekli mesajlaşmak, birlikte zaman geçirmek her zaman duygusal bağ kurulduğu anlamına gelmez. Bazen insanlar aynı ilişkinin içinde, birbirine hiç olmadığı kadar uzak hissedebilir. Bu durum özellikle “sessiz yalnızlık” olarak tanımlanan duygusal kopuşları beraberinde getirmektedir. Bazen bireyler seviyor mu, sevmiyor mu derken sevgiyi, aşkı, bağlanmayı unutur. Düşüncelerini karşısındakine söyleyecek kadar bağ kuramamış, güven duygusunu alamamıştır. Ya da yaşadığı kırgınlıklar onu duvar örmeye itmiştir.

Hayatta bazen bazı durumlar sizi duvarlar örmeye, zihninizi koruma altına almaya iter. Yaşadığınız duygu durumları, içinde bulunduğunuz aile sizi sürekli olarak bir savaşa hazır halde hissettirir ve size kaleler yapmayı öğretir. Oysa aşk böyle bir şey değildir; güven, tutku, sevgi, mutluluk, huzur içinizi bir bahar kokusu gibi doldurur. Tıpkı deniz kokusu gibi, nefes aldıkça yaşadığınızı anlarsınız. Hayaller kurar ve gerçek olsun diye umut edersiniz. Tüm duvarları yıkar, sonsuz teslim olursunuz. Sonrasında yıkılır, kırılır en sevdiğinizden incinirsiniz. Ama yaşam böyle bir şey, öyle değil mi? Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez; acı da mutluluk da. Hayatta bir kere kırıldınız diye kendinizi surlar ardına hapsetmeyin.

Her duygusal yara yalnızca yıkım anlamına gelmez. Bazı kırılmalar bireyin kendisini daha yakından tanımasına sebep olur. Sınırlarını fark etmesine, neyi hak ettiğini anlamasına yardımcı olur. Psikolojik iyileşme süreci çoğu zaman kişinin yaşadığı acıyı inkar etmesiyle değil, onu anlamlandırabilmesiyle başlar. Çünkü insan bazen en büyük farkındalığı en çok incindiği yerden kazanır.

Önceki İçerik
Fatma Halhallı
Fatma Halhallı
Fatma Halhallı, 2023 yılında Anadolu Üniversitesi Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik bölümünden mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümünde eğitimine devam etmektedir. Aile danışmanlığı eğitimini Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde tamamlamış; Mudanya Üniversitesi’nden Aile ve Çift Terapisi Uygulayıcı Eğitimi ile Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) EMDR ve Oyun Terapisi eğitimleri almıştır. Cinsel terapi, Şema Terapi ve Kabul ve Kararlılık Terapisi alanlarındaki eğitimlerini uluslararası onaylı Ada Kent Üniversitesi bünyesinde tamamlamıştır. Yazılarında aile ve çift ilişkileri, çocukların duygusal gelişimi, bireysel yaşantıların ilişki dinamikleri üzerindeki etkisi ve psikolojik farkındalık konularını ele almaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar