İlişkiler, bireyin yaşam boyunca güven, aidiyet ve sevgi ihtiyacını karşılayan en önemli alanlardan biridir. Fakat her ilişki sağlıklı bir yapıda değildir. Bazı ilişkiler zamanla kişinin ruh sağlığını negatif etkileyen, özsaygısını düşüren ve kendisini kıymetsiz hissetmesine neden olan bir döngüye dönüşebilir. Günümüzde bu tür ilişkiler genelde “toxic ilişki” olarak bilinmektedir. Sürekli eleştirilme, manipülasyon, kontrol edilme, duygusal iniş çıkışlar ve belirsizlik gibi özelliklerle tanımlanan bu ilişkiler dışarıdan bakıldığında sonlandırılması basitmiş gibi görünse de, ilişkinin içinde olan kişi için ayrılık çoğu zaman düşünüldüğünden daha zor bir süreçtir.
Çevremizde sıkça “Madem bu kadar mutsuz, memnun değil, neden ayrılmıyor?” şeklinde yorumlarla karşılaşırız. Fakat bu soru, ilişkinin psikolojik dinamiklerini göz ardı etmektedir. Çünkü toxic bir ilişkiden ayrılmayı zorlaştıran tek faktör sevgi değildir. Umut, korku, alışkanlık, bağlanma biçimi, özgüven kaybı ve zamanla gelişen psikolojik bağımlılık gibi birçok faktör bu sürecin içinde yer alır.
Toxic ilişkiler genellikle olumsuz hislerle başlamaz. Aksine, ilişkinin ilk dönemlerinde yoğun ilgi, sürekli iletişimde olma isteği, sık sık iltifat etme ve partneri hayatının merkezine koyma gibi davranışlar görülebilir. Kişi kendisini özel ve kıymetli hisseder. Fakat vakit geçtikçe bu yoğun ilgi yerini eleştirilere, kıskançlığa, kontrol davranışlarına ve psikolojik baskıya bırakabilir. Bu değişim çoğunlukla yavaş gerçekleştiği için birey yaşadığı olumsuzlukları başlangıçta fark etmeyebilir. Bir zamanlar gördüğü sevgi ve ilginin yeniden geleceğine inanarak ilişkiyi sürdürmeye devam eder.
İlişkinin devamlılığında etkili olan en önemli unsurlardan biri, kişinin değişim umududur. Pek çok birey partnerinin aslında iyi biri olduğunu, sadece zor dönemlerden geçtiğini ya da kendi sevgisi sayesinde değişeceğini düşünür. Özellikle zaman zaman yaşanan güzel anlar bu umudu besler. Tartışmaların ardından gelen özürler, çiçekler, hediyeler, kısa süreli ilgi gösterileri veya romantik davranışlar kişinin ilişkiye yeniden tutunmasına neden olabilir. Bununla birlikte negatif deneyimlerin ardından gelen olumlu davranışlar, ilişkinin düzeleceğine dair kuvvetli bir beklenti oluşturur.
Bir diğer önemli neden ise özsaygının zamanla zedelenmesidir. Sürekli eleştirilen, küçümsenen veya yetersiz hissettirilen kişi zaman içinde kendisiyle ilgili olumsuz inançlar geliştirebilir. İlişkinin başında özgüvenli olan biri bile zamanla “Ben zaten yeterince iyi değilim.”, “Benden daha iyisini kimse sevmez.” ya da “Bu ilişkiyi ben düzeltemedim.” gibi olumsuz ve gerçek dışı düşünceler geliştirebilir. Bu düşünceler ayrılığı zorlaştırırken kişinin yeni bir hayat kurabileceğine olan inancını da eksiltir.
Bağlanma biçimleri de toxic ilişkilerde önemli bir rol oynar. Özellikle kaygılı bağlanan bireyler terk edilme korkusunu daha fazla yaşayabilirler. Partnerlerinden uzak kalmak onlar için ilişkinin içinde yaşadıkları sorunlardan daha ürkütücü ve zor olabilir. Bu nedenle mutsuz olsalar bile ilişkiyi sürdürmeyi genellikle tercih ederler. Sağlıksız ilişkiyi kaybetmek yerine onun içinde kalmak, belirsizlikle olmaktan daha güvenli hissettirebilir.
İlişkide oluşan psikolojik bağımlılık da göz önünde bulundurulması gereken bir etkendir. Partner bazen yoğun ilgi gösterirken bazen tamamen soğuk ve mesafeli olabilir. Bu tutarsızlık, kişinin sürekli olarak partnerinin sevgisini yeniden kazanmaya çalışmasına neden olabilir. Olumsuz davranışların ardından gelen küçük olumlu davranışlar bile büyük bir ödülmüş gibi algılanır. Böylece kişi, yaşadığı tüm olumsuzluklara karşın ilişkinin düzelebileceğine dair umudunu korur ve ilişkiden uzaklaşmakta zorlanır.
Suçluluk duygusu da ayrılığı engelleyen önemli faktörlerden biridir. Manipülatif partnerler çoğu zaman yaşanan sorunların sorumluluğunu karşı tarafa yükleyebilir. “Bizi bu hale sen getirdin.”, “Biraz daha anlayışlı olsaydın bunlar olmazdı.” veya “Beni bırakırsan tamamen yalnız kalırım.” gibi ifadeler kişinin kendisini suçlu hissetmesine neden olabilir. Bu durumda kişi kendi duygularını ve ihtiyaçlarını geri plana atarak partnerini mutlu etmeye çalışır ve ilişkiyi bitirmeyi bencillik olarak değerlendirebilir.
Toplumsal baskılar da bu süreci etkileyebilir. Uzun süreli ilişkilerde emek verilmiş olması, ortak gelecek planları, ailelerin birbirini tanıması ya da çevreden gelecek tepkiler nedeniyle birey ilişkiyi bitirmekte zorlanabilir. Özellikle “Bu kadar emek verdim, şimdi vazgeçmemeliyim.” fikri bireyin ilişkiyi sürdürmesine neden olabilir. Fakat bir ilişkiye uzun yıllar emek verilmiş olması, o ilişkinin mutlaka devam etmesi gerektiği anlamına gelmez.
Bazı bireyler ise yalnız kalma korkusu nedeniyle sağlıksız ilişkileri sürdürebilir. İnsan sosyal bir varlıktır ve yalnızlık birçok kişi için zor bir deneyim olabilir. Bu nedenle bazı bireyler mutsuz oldukları bir ilişkide kalmayı, belirsiz bir gelecekle karşı karşıya kalmaya tercih edebilirler. Ancak yalnız kalma korkusu nedeniyle sürdürülen ilişkiler çoğu zaman kişinin psikolojik iyiliğini daha da olumsuz etkiler.
Toxic ilişkiler yalnızca duygusal açıdan değil, fiziksel ve sosyal hayat üzerinde de olumsuz sonuçlar yaratabilir. Sürekli stres altında olmak uyku problemleri, kaygı belirtileri, dikkat sorunları ve tükenmişlik hissine neden olabilir. Birey zaman geçtikçe arkadaşlarından uzaklaşabilir, yapmaktan hoşlandığı aktiviteleri yapmayı bırakabilir ve hayatının büyük kısmını ilişkiyi düzeltmeye çalışarak geçirebilir. Böylece yaşamının diğer alanlarını da giderek daraltmaya başlar.
Peki böyle bir ilişkinin içinde olduğunu fark eden biri ne yapabilir? Birinci adım, yaşananları normalleştirmemektir. Sürekli incinmek, korkmak, kendini ifade edememek veya değersiz hissetmek sağlıklı bir ilişkinin içinde değildir. Bireyin yaşadığı duyguları kabul etmesi ve güven duyduğu kişilerle paylaşması önemli bir etken olabilir. Aile bireyleri, yakın arkadaşlar veya psikolog, ilişkinin dışarıdan daha objektif değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Özellikle uzun zamandır devam eden manipülatif ilişkilerde profesyonel destek almak, kişinin özgüvenini yeniden kazanılmasında ve sağlıklı sınırlar oluşturulmasında oldukça değerlidir.
Sağlıklı bir ilişkinin temelinde karşılıklı saygı, güven, açık iletişim ve duygusal güvenlik yer alır. Hiç şüphesiz her ilişkide zaman zaman anlaşmazlıklar yaşanabilir. Ancak sorunların çözülmesinde tehdit, aşağılama, manipülasyon veya kontrol davranışlarının kullanılması ilişkinin sağlıksız olduğunu gösteren önemli işaretlerdir. Sevgi, kişinin kendisini sürekli kötü hissetmesine, korkmasına ya da değerini sorgulamasına neden olmaz.
Sonuç olarak toxic ilişkiyi bırakmak, dışarıdan göründüğü kadar basit değildir. Bu süreç; duygusal bağlar, umut, korku, özsaygı kaybı, bağlanma örüntüleri ve toplumsal etkenlerin bir araya geldiği karmaşık bir psikolojik süreçtir. Bu nedenle böyle bir ilişkiyi bitirmekte zorlanan bireyleri yargılamak yerine, yaşadıkları süreci anlamaya çalışmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Göz ardı edilmemelidir ki sağlıklı bir ilişki, bireyin kendisini değersiz değil daha güçlü, daha güvende ve daha huzurlu hissetmesini sağlar. Bazen iyileşmenin ilk adımı, zarar veren bir ilişkiyi geride bırakacak cesareti gösterebilmektir.
Kaynakça
- Kaynakça
- Beck, A. T. (1976). Cognitive Therapy and the Emotional Disorders. New York: International Universities Press.
- Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Basic Books.
- Dutton, D. G., & Painter, S. L. (1993). Emotional attachments in abusive relationships: A test of traumatic bonding theory. Violence and Victims, 8(2), 105–120.
- Hazan, C., & Shaver, P. R. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.
- Rosenberg, M. (1965). Society and the Adolescent Self-Image. Princeton University Press.

