Her şeyin bir tüketim nesnesi haline geldiği kapitalist çağda romantik ilişkilerde bu dönüşümden payını aldı. İlişkiler artık inşa edilmesi gereken gerçekçi samimi bağlar değil, kolayca vazgeçilebilen, “olmazsa başkası olur” denebilen esnek ve kopuk bağlar haline geldi. Seçeneklerin çoğalması daha iyi karar algısını yaratsa da bir de bu durumun perde arkası yüzü vardır. Seçenek bolluğu ilişkilerdeki bağlılığı azaltıp doyumsuzluk seviyesini yükseltmektedir. Schwartz’a göre seçenek sayısındaki artış, bireye kolaylık sağlasa da seçenekleri arasında daha fazla bir beklentiye girmesine ve sürekli yeni hazlar peşinde koşarak doyumsuz bir tavır sergilemesine yol açmaktadır (Dağın, 2020).
İlişkilerin Tüketim Nesnesine Dönüşmesi
İlişkilerin de tüketim nesnesi hâline gelmesiyle birlikte, hazza dayalı ve hızlıca tüketilip içi boşaltılan seçeneklerden biri olarak görülmeye başlandı. Artık devam eden ilişkilerde “ilişkimi nasıl daha iyi hâle getirebilirim, neler yapabilirim?” sorusu yerine, en ufak sorunlarda ilişkiyi sonlandırıp “başka hangi seçenekleri deneyebilirim, onlardan neler alabilirim?” düşüncesi yaygınlaştırdı. Bireyler, alabileceklerini alıp ihtiyaçlarını tatmin edecek kadar tükettikten sonra, yeniden tüketebilecekleri seçeneklerin peşinden gitmeye başladı. Bu durumsa, yaşanan ilişkilerin içini boşaltarak onları anlamsızlaştıran, amaç güden bir ilişki örüntüsünü meydana getirdi.
İdealize Edilen Partner ve Bağ Kurma Sorunu
Karşımızdaki partneri zihnimizde şekillendirdiğimiz ideallere dönüştürme eğilimi de giderek arttı. Partneri olduğu hâliyle kabul etmek ya da ilişkiye zarar veren yönleri açık iletişimle dönüştürmek yerine, hangi kabın şeklini almasını istiyorsak “beni sevseydin değişirdin” söylemleriyle onu buna zorlamaya başladık. Bu durum, ilişkilerde partnerler arasında bağ kurulabilmeyi ve samimiyeti engelledi. Kurulamayan bağlar ise farklı seçeneklere yönelmeyi beraberinde getirdi.
“İstediğim kabın şeklini almıyor, o hâlde istediğim kabın şeklini alacak ya da almasını sağlayacak biriyle olurum” düşüncesi, partnerini olduğu hâliyle kabul etmek yerine sürekli “daha iyisini” arayan doyumsuz bireylerin sayısını artırmaktadır. Artık bireyler, var olan ilişkilerinin kıymetini bilmemekte; yalnızca kendi ideallerini dayatabildikleri sürece kısa süreli bir tatmin duygusu yaşamaktadır.
Yatırımsız İlişkiler ve Sorumluluktan Kaçış
“Seçeneklerin arasındaki seçenekler” düşüncesi, bireyin içinde bulunduğu ilişkiye yatırım yapmamasına neden olmaktadır. Yatırımsız ilişkiler ise seçenekler arasından elenen, kısa vadeli, bağ kurulmadan tüketilen haz duraklarına dönüşmektedir. Sorumluluk almaktan ziyade sürekli karşısındakini kusurlu ilan etmek, sorunun yalnızca onda olduğunu düşünmek ve kendine eleştiri yöneltememek yaygınlaşmaktadır. Oysa bir ilişkinin sorumluluğunu almak, yalnızca karşı tarafın ihtiyaçlarını gözetmek değil; gerektiğinde kendine de üçüncü bir şahıs gözüyle bakabilmek, eleştiriye ve dönüşüme açık olabilmektir.
Seçenek Bolluğunun Yarattığı Kafa Karışıklığı
Seçeneklerin çok olması her ne kadar bir deneyim ya da özgürlük alanı gibi görünsede, kişinin bağlanma düzeyi her ilişki sonrasında biraz daha düşmektedir. Bu durum zamanla “Ben kimseyle bağ kuramıyorum, ciddi düşünemiyorum” düşüncesini beraberinde getirmektedir. Oysa seçeneklerin çok olması, o seçeneklerin her birini tüketmek değildir. Seçenekler, aralarından uyumu yakalayabildiğin, ortak emek ve çaba gösterebildiğin, iyi ve kötü yanlarınızı karşılıklı olarak törpüleyebildiğiniz, duygusal güvenli bağı kurduğunuz ve “daha iyisi var mı?” arayışına girmeden sürdürebildiğiniz bir ilişkiyi seçebilmektir. Seçenekler, doyumsuzluğu besleyen haz durakları değil; bize gerçekten uygun olanı bulabilmektir.
Öte yandan, bu kadar fazla seçeneğin varlığı bireyde kafa karışıklığı da yaratmaktadır: “İlişkim çok iyi, mutluyum ama acaba daha iyisi var mı?” Peki, daha iyisi nedir? Neden hep daha iyisi aranır? Hayalini kurduğun, sahip olmak için çabaladığın bir arabaya sahip olduktan sonra, bir üst model çıktığında onu arzulamaya başlamak gibi… En iyisi bile olsa bitmek bilmeyen bir tatminsizlik. Bu noktada durup şunu sormak gerekir: Benim gerçekten istediğim şey ne? Mutlu ve güvenli bir ilişki mi, yoksa elde ettikçe içimi kısa süreliğine rahatlatan haz dolu bir tatmin duygusu mu?
Tüketim Kültürü ve İlişkilerin Geleceği
Kapitalist çağ, maalesef yalnızca nesneler üzerinden değil, ilişkiler üzerinden de tüketim kültürünü yaygınlaştırmaktadır. Seçenek bolluğu içinde, ilişkilerde hangisine yöneleceğimize karar veremiyor; karar verdiğimizde ise, ondan alabileceğimizi aldığımız sürece ilişkide kalıyoruz. Sevginin, aşkın, evliliğin, birlikteliğin, güvenin, saygının, emeğin ve sadakatin içi giderek boşalıyor; bağ kurmayı ise her geçen gün biraz daha kaybediyoruz.
Kaynakça
Dağın, N. (2020). Seçenek bolluğu karar verme davranışını nasıl etkiler? Uluslararası Eğitim Spektrumu Dergisi, 2(1), 63–70.



👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻