Çarşamba, Ocak 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Sınır Koy Diyorlar Ama Anne-Babama Nasıl Koyayım?” – Kültürel Gerçeklik ve Psikolojik Çıkmaz

Sosyal medyada psikoloji sayfalarında veya internette psikolojik yazılarda sıkça karşımıza çıkan bir tavsiye var: “Sizi yoran, size iyi gelmeyen insanlara sınır koyun.” Bu öneri ilk bakışta kulağa mantıklı geliyor. Sonuçta kendi sağlığımız – ister psikolojik ister biyolojik olsun – her şeyden önemli. Fakat ya bizi yoran kişi, bağımızı kolayca koparamayacağımız biriyse? Mesela anne ya da babamız…

Türkiye gibi kolektivist toplumlarda, aileyle olan bağ kimi zaman bireyin kendi mutluluğundan ve psikolojik ihtiyaçlarından önce gelir. “Anne babaya hayır denmez, karşı gelinmez” gibi sözlerle büyütülen birçok çocuk, kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atmayı normalleştirir. “Aile için fedakârlık” kültürel olarak övülen bir değer olduğundan, bireyin kendi sınırlarını koruma çabası çoğu zaman bencillik ya da saygısızlık olarak yorumlanabilir. Bu durum, anne-babaya sınır koymayı sadece duygusal değil, aynı zamanda toplumsal bir çatışma haline getirir. Bir psikolog olarak seanslarda sık “Annemin/ babamın her söylediğini yapmak zorundaymışım gibi hissediyordum. Hayır dediğimde kendimi kötü, nankör bir evlat gibi hissediyordum.” gibi cümleler duyuyorum. Eğer bu cümleleri sizde kuruyorsanız, hayır dediğinizde veya bireysel davranmaya çalıştığınız durumlarda suçluluk, pişmanlık veya üzüntü gibi rahatsız edici duygular hissediyor olabilirsiniz. Peki bunları hissetmeden sınır koymaya çalışmak mümkün mü?

Öncelikle sınır koyarken bu tarz hislere sahip olmanın normal olduğunu belirtmek isterim. Konu ne olursa olsun alıştığımız örüntünün dışına çıktığınız anda, bir diğer tabirle konfor alanınızı terk ettiğinizde kendinizi huzursuz hissedebilirsiniz. Bu her zaman yanlış bir şey yaptığınızın işareti değildir. Bizim durumumuza gelecek olursak bu his kötü bir evlat olduğunuz anlamına gelmez. Bu durumla başa çıkarken kullanabileceğiniz birkaç yol var. Fakat önce nasıl sınır koyacağınızdan daha sonra da bu olumsuz hislerle nasıl başa çıkacağınızdan bahsetmek istiyorum.

Sınır Koyma Stratejileri

Bize çoğunlukla yapmamızı söylenen şey “Senin fikirlerin benim için değerli, ama bu konuda kendi kararımı denemek istiyorum” ya da “Sana danışmak güzel, ama bazen kendi başıma da denemek istiyorum” gibi cümlelerle sınır çizmeye çalışmak. Fakat basitçe “kararlılık göster, küçük adımlar at” gibi öneriler bazen çalışmayabilir. Bu gibi durumlarda öncelikle kontrol alanını sınırlamak etkili bir yöntemdir; tüm davranışları değiştirmeye çalışmak yerine, sadece kendi kontrolünüzde olan alanlarda sınır koyabilirsiniz. Örneğin, kendi finansal kararlarınızı kendiniz almak, kişisel programınızı ve sosyal takviminizi belirlemek veya özel yaşamınıza dair tercihlerinize sahip çıkmak gibi. İkinci olarak içsel sınır geliştirmek de önemlidir: Aile davranışlarını değiştiremeyebilirsiniz, ancak kendi psikolojik tepkilerinizi seçmek sizin elinizdedir. Örneğin, bir ebeveyn sürekli eleştirdiğinde kendinizi suçlamamak, yalnızca “Bu beni üzüyor ama ben kendi kararımı alacağım” demek bir sınır oluşturur. Ayrıca belirlediğiniz sınırı tutarlı bir şekilde sürdürmek önemlidir; sürekli değişiklik yapmak hem sizin hem de ailenin sınırı anlamasını zorlaştırır. Bu stratejiler hem aileyle bağınızı tamamen koparmadan hem de kendi özerkliğinizi koruyarak sınır koymanızı sağlar.

Olumsuz Duygularla Başa Çıkma Yolları

Sınır koyarken rahatsızlık hissetmek oldukça normaldir; daha öncede bahsettiğim gibi alıştığınız örüntülerin dışına çıkmak, suçluluk veya huzursuzluk yaratabilir. Bu hislerle başa çıkmak için birkaç psikolojik strateji işe yarar. Öncelikle düşünceyi fark et ve yeniden yorumla: Aklınıza “Hayır dersem bencil olurum, kötü evlat olurum” gibi düşünceler gelirse, bunları yakalayın ve daha gerçekçi bir cümleyle değiştirin. Örneğin, “Hayır dediğim için bencil değilim. Sadece ailemle ilişkimizi daha sağlıklı hâle getirmeye çalışıyorum.” İkinci olarak, küçük adımlarla başlamak önemlidir; İlk defa sınır koymaya çalışmak çok zor olabilir. Küçük adımlarla başlamak hem daha kolay hem de hissettiğiniz huzursuzluğu azaltmaya yardımcı olabilir. Üçüncü olarak, kendinize arkadaşınıza davrandığınız gibi davranın: Kendinizi suçladığınızda, tıpkı bir arkadaşınıza tavsiye verir gibi kendi kendinize anlayış gösterin. Son olarak, duygularınızı fark edin ama onlara teslim olmayın: Suçluluk hissetmenin normal olduğundan bahsetmiştim. Ama bu duygunun, kararlarını yönetmesine izin vermek sınır koymaya vazgeçmenize sebep olabilir. Bu durumda duygunuzu sahiplenin, adlandırın ve fark edin. Teslim olduğunuzu hissettiğinizde birinci adımda yaptığınız gibi gerçekçi cümleleri aklınıza getirerek duygularınızı regüle edebilirsiniz.

Şunu da unutmamak ve her zaman akılda tutmak gerekir: Hiçbir sevgi sınırsız olmamalıdır. Sınırsız sevgi, kişinin kendi özerkliğini ve psikolojik sağlığını korumasını zorlaştırır. Sevgi sınırsız olduğunda kişi her şeyi kabul etmek zorunda kalır gibi algılanabilir. Oysa sağlıklı sevgi, sevgi göstermeye devam ederken bazı davranışlara “hayır” diyebilmeyi de kapsar. Sınırlar, sevgiye karşı değildir; aksine, sevginin gerçekçi ve psikolojik olarak faydalı olmasını mümkün kılar.

Sevde PARLAK
Sevde PARLAK
Sevde Parlak, İngilizce Psikoloji lisans eğitimini Litvanya’daki Mykolas Romeris Üniversitesi’nde onur derecesiyle tamamlamış bir psikologdur. Şu anda University of Liverpool’da burslu olarak kabul aldığı Mental Health Psychology yüksek lisans programına başlamaya hazırlanmaktadır. Bilişsel Davranışçı Terapi ve Aile Danışmanlığı alanlarında uzmanlaşan Parlak, özellikle benlik saygısı ve özgüven gelişimi, kişisel gelişim ve motivasyon, iletişim problemleri, depresyon ve duygu durum bozuklukları, anksiyete ve stres yönetimi konularına odaklanmaktadır. Psikolojiyi sade ve anlaşılır bir dille aktarmayı hedefleyen yazar, ruh sağlığı farkındalığını yaygınlaştırmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar