Cuma, Temmuz 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İlişkilerde Neden Bir Taraf Konuşmak İsterken Diğeri Sessizleşir?

İlişkilerde bazı tartışmalar vardır; konusu değişir ama senaryosu hiç değişmez. Bir taraf konuşmak ister. “Bunu çözmemiz lazım.” der. Sorular sorar, ısrar eder ve bazen ses tonu yükselir. Diğer taraf ise giderek sessizleşir, telefona bakar, “Şimdi konuşmayalım.” der, odayı terk eder ya da sadece susar.

İlk bakışta biri çözmeye çalışıyor, diğeri kaçıyor gibi görünür. Oysa ilişki araştırmaları bunun tek taraflı bir davranış olmadığını gösteriyor. Psikoloji literatüründe bu örüntüye demand-withdraw, yani talep etme–geri çekilme döngüsü adı veriliyor. Yıllardır çift ilişkileri üzerine yapılan çalışmalar, bunun sık görülen bir iletişim biçimi olmanın yanında ilişki doyumunu azaltan ve zamanla kronikleşebilen en yıpratıcı etkileşim örüntülerinden biri olduğunu ortaya koyuyor (Baucom et al., 2015).

İlginç olan şu ki bu döngü çoğu zaman kötü niyetle başlamıyor. Aslında iki taraf da ilişkiyi korumaya çalışıyor; sadece bunu çok farklı yollarla yapıyorlar. Talep eden partner için konuşmak, ilişkiyi kurtarmanın yolu. Geri çekilen partner için ise susmak, kavganın büyümesini önlemenin bir yolu. Ancak tam da bu noktada çatışmaya, hatta bazen ayrılığa giden yollar iyi niyet taşlarıyla örülüyor. Bir taraf daha çok konuştukça diğeri daha fazla uzaklaşıyor. Uzaklaştıkça ilk partner daha fazla konuşmaya, açıklama istemeye ve peşinden gitmeye başlıyor. Böylece her iki taraf da istemeden diğerinin davranışını güçlendirmiş oluyor.

İşte demand-withdraw döngüsü tam olarak böyle oluşuyor. Bu örüntüyü tanımak aslında oldukça kolay. Talep eden partner genellikle şöyle cümleler kurar: “Ben konuşmaya çalışıyorum ama o kaçıyor.”, “Sorunları halının altına süpürüyor.”, “Tek istediğim oturup konuşmak.” Geri çekilen partner ise çoğunlukla şunlardan şikayet eder: “Ne söylesem kavga çıkıyor.”, “Bir şey desem yanlış anlayacak.”, “Susarsam belki büyümez.”

Peki, neden bazı insanlar konuşurken bazıları susmayı seçiyor? Bunun tek bir cevabı yok. Eskiden araştırmacılar bunun büyük ölçüde kadın-erkek rollerinden kaynaklandığını düşünüyordu. Gerçekten de birçok çalışmada kadınların daha fazla talep ettiği, erkeklerin ise daha fazla geri çekildiği görülüyordu. Ancak daha yeni çalışmalar farklı bir tablo çiziyor. Asıl belirleyici olan cinsiyet değil, değişimi kimin istediğidir (Baucom et al., 2015). İlişkide hangi partner mevcut durumdan daha rahatsızsa, değişim talebini de çoğunlukla o dile getiriyor. Diğer partner ise mevcut dengeyi korumaya çalışırken geri çekiliyor. Yani roller sabit değil; aynı çiftte farklı dönemlerde yer değiştirebiliyor.

Son yıllarda dikkat çeken bir başka bulgu ise duygu düzenleme becerileriyle ilgili. Depresyon yaşayan bireylerin demand-withdraw döngüsüne daha sık girdiği uzun zamandır biliniyordu. Ancak bunun nedeni doğrudan depresyon olmayabilir. Holley ve çalışma arkadaşları (2018), aradaki en önemli değişkenlerden birinin duygu düzenleme güçlüğü olduğunu gösterdi. Başka bir ifadeyle mesele yalnızca üzgün olmak değil; yoğun duygular yaşarken bunları fark edebilmek, tolere edebilmek ve yönetebilmekte zorlanmak. Böyle olduğunda çatışmalar çok daha yorucu hale geliyor.

Bana sorarsanız demand-withdraw döngüsünün en yıkıcı yanı, partnerlerin birbirlerinin davranışlarını yanlış yorumlamasıdır. Talep eden kişi geri çekilmeyi ilgisizlik olarak okuyor: “Demek ki umurunda değilim.” Geri çekilen kişi ise talebi saldırı olarak algılıyor: “Ne yaparsam yapayım yetmeyecek.” Oysa çoğu zaman gerçek bundan farklı. Geri çekilen partnerin sessizliği her zaman umursamazlık anlamına gelmiyor; bazen geri çekilmek, o an yaşanan yoğun duyguyla baş etmenin tek yolu gibi gelir. Benzer şekilde talep eden partnerin ısrarı da her zaman kontrol etme isteğinden doğmuyor; çoğu zaman ilişkiyi kaybetmekten duyulan kaygının dışavurumudur. Bu nedenle böyle çiftlerde önceliğimiz döngüyü görünür hale getirmek olmalı. Çünkü davranışlar değişmeden önce çoğu zaman bilişler değişir. Bir çift “Sen yine kaçıyorsun.” demek yerine “Sanırım yine aynı döngünün içine girdik.” diyebildiğinde önemli bir eşik aşılmış olur. Sorun artık partner değildir; ikisinin birlikte ürettiği iletişim biçimidir.

Ve belki de ilişkileri iyileştiren en önemli adım atılmış olur. Çünkü insanlar birbirleriyle değil, birlikte aynı şeye yönelik mücadele etmeye başladıklarında öfke yerini anlayışa bırakırken mesafeler yakınlığa ve sıcaklığa dönüşür.

İrem Gülsün Zengin
İrem Gülsün Zengin
İrem Gülsün Zengin, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamlamıştır. Ardından iktisat ve Evlilik ve Aile Danışmanlığı alanlarında yüksek lisans eğitimlerine başlamıştır. Aldığı eğitimler doğrultusunda ergen ve yetişkin bireylerle online olarak danışmanlık hizmeti vermektedir. Bilişsel psikoloji, evrimsel psikoloji, ekonomi psikolojisi, mali psikoloji, suç psikolojisi ve dijital psikoloji alanlarıyla ilgilenmekte, bu alanlarda hem akademik hem de uygulamalı çalışmalar yürütmektedir. Psikoloji bilgisini dijital platformlarda paylaşarak daha geniş kitlelere ulaşmayı ve bireylerde farkındalık yaratmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar