Çarşamba, Ekim 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kimin Hayalini Yaşıyoruz? Sosyal Medya ve İdeal Yaşam Baskısı

Sabah henüz yataktan kalkmadan telefonumuza bakıyoruz. Birisi çoktan sporunu yapmış, kahvaltısını hazırlamış ve gününü planlamış. Bir başkası yeni işini kutluyor. Biraz aşağıda özenle döşenmiş bir ev, ardından mutlu bir çiftin tatil fotoğrafları… Daha güne başlamadan kendi hayatımızda eksik kalan şeyleri düşünürken bulabiliyoruz kendimizi. Oysa birkaç dakika önce hayatımızla ilgili belirgin bir sorunumuz yoktu. Peki, bu kısa sürede ne değişti?

Bazen değişen yaşam koşullarımız değil, hayatımıza bakarken kullandığımız ölçütler oluyor. Kendi ihtiyaçlarımızdan uzaklaşıp başkalarının görünür kıldığı hayatlar üzerinden kendimizi değerlendirmeye başlıyoruz. Böylece “Ben nasıl yaşamak istiyorum?” sorusunun yerini, fark etmeden “Benim hayatım neden böyle değil?” sorusu alabiliyor.

Birçok hayattan tek bir ideal yaratmak

Sosyal medyada gördüğümüz hayatların seçilmiş anlardan oluştuğunu biliyoruz. Ancak bunu bilmek, onlardan etkilenmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Bir fotoğrafın dışında kalan tartışmaları, ekonomik güçlükleri, yalnızlığı veya yorgunluğu göremesek de gördüğümüz kısmı kendi hayatımızın bütünüyle karşılaştırabiliyoruz. Üstelik kıyasladığımız kişi her zaman tek bir insan olmuyor. Birinin kariyerini, diğerinin ilişkisini, bir başkasının bedenini ve başka birinin sosyal hayatını bir araya getiriyoruz. Farklı insanların farklı koşullarda sahip olduğu şeylerden, kendimiz için tek bir yaşam standardı oluşturabiliyoruz.

Bu standarda göre hem işimizde başarılı hem ilişkimizde mutlu olmalıyız. Düzenli spor yapmalı, sağlıklı beslenmeli, arkadaşlarımıza zaman ayırmalı, yeni yerler görmeli ve bütün bunların arasında dinlenmeyi de başarmalıyız. Her bir beklenti tek başına makul görünebilir. Fakat hepsini aynı anda yerine getirmemiz gerektiğini düşündüğümüzde, hayat kolayca yetişemediğimiz bir yapılacaklar listesine dönüşebilir.

İlham almak ile yetersiz hissetmek arasında

Başkalarının yaptıklarını görmek yeni bir ilgi alanı keşfetmemizi, cesaret bulmamızı veya bir hedef belirlememizi sağlayabilir. Ancak aynı içerik, başka bir zamanda bize geç kaldığımızı da düşündürebilir. Bu nedenle sosyal medyanın etkisini yalnızca ekranda gördüklerimiz üzerinden açıklamak yeterli değildir; o sırada kendimizle nasıl bir ilişki kurduğumuz da önemlidir. Meier ve Johnson’ın (2022) derlemesi, sosyal medyada karşılaştırma yapmanın psikolojik iyi oluşla ilişkisinin tek yönlü olmadığını ortaya koyuyor. Karşılaştırma bazı durumlarda ilham verici olabilirken bazı durumlarda kıskançlık ve daha düşük psikolojik iyi oluşla ilişkili olabiliyor. Etkiler kişiye ve bağlama göre değişebiliyor. Bu yüzden “Sosyal medya herkesi mutsuz eder” gibi bir genelleme, yaşanan deneyimin çeşitliliğini açıklamakta yetersiz kalıyor. Bir başkasının başarısından etkilenmekle, o başarı üzerinden kendimizi değersizleştirmek aynı şey değildir. İlham aldığımızda kendi koşullarımızı dikkate alarak ilerleyebiliriz. Yetersizlik duygusuyla hareket ettiğimizde ise kendi ilerlememizi fark etmek zorlaşabilir; çünkü bakışımız sürekli henüz sahip olmadıklarımıza yönelir.

Başkalarının gözünden kendimize bakmak

Bazen mesele başkalarının sahip olduklarını istemenin ötesine geçer. Kendi hayatımızın dışarıdan nasıl göründüğüyle daha fazla ilgilenmeye başlarız. Bir deneyimin içinde bile “Ben şu an ne hissediyorum?” sorusundan önce “İnsanlar bunu gördüğünde benim hakkımda ne düşünür?” sorusu gelebilir.

Gittiğimiz bir yerde keyif alıp almadığımız kadar, oradan paylaşacağımız fotoğrafı düşünürüz. Bir başarıya sevindiğimizde, bunu duyurduğumuzda gelecek tepkileri merak ederiz. Zamanla seçimlerimizde, zevklerimizin ve ihtiyaçlarımızın yanında başkalarında bırakmak istediğimiz izlenim de daha fazla yer kaplayabilir. Beğenilmek, kabul görmek ve takdir edilmek istemek insani ihtiyaçlardır. Ancak kendi seçimlerimize duyduğumuz güven büyük ölçüde dışarıdan gelen tepkilere bağlandığında, neyin bize iyi geldiğini anlamak zorlaşabilir. Memnun olduğumuz bir paylaşım az ilgi gördüğünde kendimizden şüphe edebilir, bize pek de iyi gelmeyen bir yaşam biçimini takdir edildiği için sürdürmeye çalışabiliriz.

Üstelik bizi değerlendirdiğini düşündüğümüz kişilerin açıkça bir şey söylemesi de gerekmez. Bazen onların ne düşüneceğine ilişkin varsayımlarımız yeterlidir. “Sıkıcı bulurlar mı?”, “Başarısız olduğumu düşünürler mi?”, “Yalnız olduğum anlaşılır mı?” gibi sorular, neyi paylaşacağımızı olduğu kadar neyi gizleyeceğimizi de belirleyebilir. Böylece yaşadıklarımızla gösterdiklerimiz arasında bizi yoran bir mesafe oluşabilir. Üzgünken mutlu görünmeye, zorlanırken her şeye yetişiyormuş izlenimi vermeye çalışabiliriz. Bu görüntüyü sürdürmek, ihtiyaçlarımızı dile getirmemizi ve destek istememizi de güçleştirebilir.

Kendine iyi bakmak da bir göreve dönüştüğünde

İdeal yaşam beklentisi, kendimize iyi bakma biçimimizi de etkileyebilir. Güne doğru bir sabah rutiniyle başlamamız, zihnimizi toparlamak için düzenli meditasyon yapmamız, boş zamanlarımızda bizi geliştiren bir hobiyle uğraşmamız gerektiğini düşünebiliriz. Bunların her biri bize fayda sağlayabilir. Ancak bir uygulamanın faydalı olması, herkesin onu hayatına eklemek zorunda olduğu anlamına gelmez. Bu alışkanlıkları kendimize iyi gelmeleri için edinirken, zamanla onları tamamlamaya odaklanabiliriz. Yorgun olduğumuz bir gün dinlenmek yerine rutinimizi aksattığımız için suçluluk duyabiliriz. Böylece kendimize ayırdığımız zaman da yerine getirmemiz gereken görevlerle dolabilir. Bu noktada, kendimize iyi bakmaya çalışırken kendimizden yeni şeyler bekleyip beklemediğimize bakmak önemlidir. Çünkü ihtiyaçlarımız her gün aynı değildir. Bazı günler hareket etmeye, bazı günler konuşmaya, bazı günlerse erken yatıp uyumaya ihtiyaç duyarız.

Kendi hayatımızın ölçüsünü bulmak

Sosyal medyayla kurduğumuz ilişkiyi gözden geçirmek, yalnızca kullanım süresini azaltmakla sınırlı değildir. Hangi içeriklerden sonra kendimize daha sert davrandığımızı, hangi hesapların bize merak ve yakınlık hissettirdiğini fark etmek de bu sürecin bir parçasıdır. Sürekli kıyaslamaya yöneldiğimiz hesapları sessize almak veya takipten çıkmak, dikkatimizi neye ayıracağımız konusunda yapabileceğimiz bir seçimdir.

Bunun yanında, kendimizden beklediklerimizi yaşam koşullarımızla birlikte değerlendirmeye ihtiyacımız vardır. Zamanımız, gelirimiz, sağlığımız, bakım sorumluluklarımız ve aldığımız destek birbirinden farklıdır. Bu farklılıkları hesaba katmadan yalnızca sonuçları karşılaştırmak, kendimize adil davranmamızı zorlaştırır. Kendi ölçütlerimizi oluşturmak, hayal kurmaktan veya gelişmekten vazgeçmek anlamına gelmez. Neye emek vermek istediğimizi seçebilmemizi sağlar. Başkası için heyecan verici olan bir hayat bizim için yorucu olabilir. Bizim memnun olduğumuz bir düzen de başkası için yorucu olabilir.

Bu yüzden ara sıra durup sormak anlamlıdır: “Peşinden gittiğim hayatın hangi yanlarını gerçekten istiyorum, hangi yanlarını istemem gerektiğini düşünüyorum?” Bu ayrımı yapmak her zaman kolay değildir. İsteklerimiz çevremizden etkilenir, zamanla değişir; bazen bize ait sandığımız bir hedefin artık bizim için anlam taşımadığını fark ederiz. Kendimize bu hedefi yeniden değerlendirme hakkı tanımak da önemlidir. Herkesin beğeneceği bir hayat kurmaya çalışırken, o hayatı her gün yaşayacak kişinin kendimiz olduğunu unutabiliriz.

Kaynakça

  • Meier, A., & Johnson, B. K. (2022). Social comparison and envy on social media: A critical review. Current Opinion in Psychology, 45, 101302. https://doi.org/10.1016/j.copsyc.2022.101302
Erennaz Giray
Erennaz Giray
Erennaz Giray, 2021 yılında Atılım Üniversitesi Psikoloji (%100 İngilizce) bölümünden mezun olmuştur. Lisans eğitiminin ardından Hacettepe Üniversitesi’nde İnsan Kaynakları Yönetimi Yüksek Lisans çalışmasını 2024 yılında başarıyla tamamlamıştır. Psikolojik danışmanlık sürecinde, bireyin kendine özgü duygu, düşünce ve davranış döngülerini anlamaya; bu döngülerin kökeninde yer alan şemaları fark etmeye ve farkındalıkla birlikte daha işlevsel başa çıkma yolları geliştirmesine yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Süreçte, bireyin içsel kaynaklarını keşfetmesine ve yaşamını değerleriyle uyumlu biçimde sürdürebilmesine destek olmayı hedeflemektedir. Çalışma alanları arasında bilişsel davranışçı terapi (BDT), şema terapi, kabul ve kararlılık terapisi (ACT), kayıp ve yas terapisi, iş yerindeki psikolojik iyilik hali, travma, spor psikolojisi ve dijitalleşen çalışma kültürleri bulunmaktadır. Bireylerin dijital dönemde yaşadığı psikolojik değişimleri ve örgütlerin dijitalleşme sürecinde karşılaştıkları insan merkezli dinamikleri araştırmakta; psikoloji bilgisini hem bireysel hem de kurumsal düzeyde uygulamanın önemine vurgu yapmaktadır. Psikoloji bilgisinin yalnızca bireysel süreçlerde değil, aynı zamanda örgütsel gelişim, liderlik ve iletişim modellerinde etkin bir şekilde kullanılmasını da ön planda tutmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar