Cumartesi, Temmuz 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Herkesin Güvenli Limanı Olurken, Kendi Kıyından Ne Kadar Uzaklaştın?

Herkesin Güvenli Limanı Olurken, Kendi Kıyından Ne Kadar Uzaklaştın?

Giriş

Çevremizde hep o her şeyi halleden, herkesin derdini sabırla dinleyen, hani deyim yerindeyse "duygusal ilk yardım çantası" gibi gezen biri mutlaka vardır. Belki de o kişi tam şu an bu satırları okuyordur… Dışarıdan bakıldığında o kadar güçlü, o kadar anlayışlı görünürler ki, sanki onların enerji depoları hiç boşalmaz, şefkatleri hiç tükenmez sanırız. İnsanlar onların empatisinin sınırsız olduğunu düşünür. Ama aslında bu durumun arkasında kendisini herkese göstermeyen çok tanıdık "yalanlar" ve saklanan bazı "gerçekler" vardır.

Temel Çerçeve

Her şeyi kolay gösterenler Sürekli başkalarına alan açmak, herkesi saracak o sıcak kollara sahip olmak bir süre sonra samimi bir sorumluluk yerine bir yükümlülüğe dönüşebilir. Psikoloji literatüründe bu örüntü, transaksiyonel analiz kuramının bir parçası olan Karpman Drama Üçgeni ile açıklanır. 1968'de Stephen Karpman tarafından tanımlanan bu modele göre insanlar ilişkilerinde çoğu zaman üç rolden birine sıkışır: kurban, zalim ve kurtarıcı. Türkiye'de yapılan bir araştırma, çalışanların yöneticilerini kurtarıcı ya da suçlayıcı rolünde algıladıklarında kendilerini kurban konumuna ittiklerini ve bu döngünün iletişimi verimsizleştirdiğini ortaya koyuyor (Keser Açıkbaş, 2018). Aile içinde de benzer bir örüntü işler: örneğin küçükken yalnızca kardeşinin ya da aileden başka birinin bir derdiyle ilgilendiğinde fark edilen, takdir gören bir çocukluk geçirdiyse, yetişkinlikte de kendini ancak birilerine sürekli faydası dokunduğunda görünür hissedebilir. İşin ironik ve en can alıcı kısmı bence şurası; siz sıkıntınızı, yorgunluğunuzu dışarıya o kadar yansıtmazsınız, önemsemeyi ve güçlü durmayı o kadar kolay gösterirsiniz ki, çevrenizdekiler sizin iyi olup olmadığınızı sorma ihtiyacı bile duymaz. Hatta bu ihtimal akıllarına bile gelmez çünkü siz hep "iyisinizdir." Bu durum bir süreden sonra ilişkilerde terazinin şaşmasına neden olabilir.

Peki, Neden Kendimizden Bu Kadar Çok Veririz? Kendimizden ödün verme pahasına sergilediğimiz bu cömertliğin altında, aslında psikolojik zemini oldukça güçlü üç temel dinamik yatar. Bunlardan ilki, koşullu sevgi ve uyum sağlayan çocuk şemasıdır. Çocuklukta dünyayı anlamlandırmak için geliştirdiğimiz bazı zihinsel şemalarımız vardır; Jeffrey Young'ın geliştirdiği Şema Terapi yaklaşımına göre bu erken dönem şemalar, çocukluk ve ergenlik boyunca gelişen ve kişinin kendine, ilişkilerine yönelik genel örüntülerini şekillendiren duygu, biliş ve beden duyularından oluşur (Ertürk, İ. Ş., ve Kaynar, G., 2017). Eğer büyüme yolculuğunuzda sadece başkalarını mutlu ettiğinizde, sorun çıkarmadığınızda veya bir işe yaradığınız düşünüldüğünde onay ve sevgi gördüyseniz, yetişkinlikte de "aşırı uyumlu" birine dönüşmeniz kaçınılmaz olur. Örneğin ebeveyninin duygusal sorumluluklarını küçük yaşta üstlenen, onu rahatlatmaya çalışan bir çocuk, yıllar sonra kendi ihtiyaçlarını fark etmeden herkesin derdine koşan bir yetişkine dönüşebilir. Kendinizden vermeyi bir tercih değil de ilişkide kalabilmenin tek şartı olarak görmeye başlarsınız.

Değerlendirme

İkinci dinamik ise ihtiyaç duyulma arzusu, bir başka deyişle değerlilik yanılgısıdır. Bazen başkalarının hayatını kolaylaştırmak için sergilediğimiz o küçük veya büyük fedakârlıklar aslında kendi içimizdeki derin bir ihtiyacın karşılığı olabilir. Birinin hayatında vazgeçilmez, terk edilemez tek liman olduğumuzda kendimizi değerli görme eğiliminde oluruz. Ancak bu durum, kendi öz-değerimizi tamamen başkalarının hayatındaki "işlevimize" bağlamamıza yol açar. "Benim kimseye faydam yoksa ben kimim ki?" sorusunun yarattığı o büyük boşluktan kaçmak için sürekli vermeye devam ederiz.

Üçüncü dinamik ise şaşırtıcı bir savunma mekanizmasıdır: kendi duygularımızdan kaçma. Kendi kırgınlıklarımızla, halledemediğimiz kaygılarımızla veya yalnızlığımızla yüzleşmek ağır geldiğinde, gözleri tamamen başkalarının hayatına çeviririz. Başkasının yangınını söndürmek, kendi evimizin içinin duman altı olduğunu fark etmemizi engeller. Başkalarının acısını bir sünger gibi emerek, aslında kendi acı hissimizi uyuştururuz. Bu örüntü, özellikle yardım meslekleri literatüründe şefkat yorgunluğu (compassion fatigue) kavramıyla tanımlanır; Figley'e göre acıya sürekli maruz kalmak ve kendini bir başkası için fazlaca tüketmek, zamanla duygusal tükenmişliğe yol açar (Figley, 1995; akt. Er ve Ulu, 2024). Bu yorgunluk yalnızca terapistlerde ya da sağlık çalışanlarında değil, çevresindeki herkesin duygusal yükünü taşıyan herhangi birinde de görülebilir.

Günün sonunda, kendimizden bu kadar cömertçe eksiltmemiz aslında sadece bir fedakârlık gösterisinden ziyade; içimizdeki o görülmek, sevilmek, değer görmek ve "ben buradayım" demek isteyen incinmiş çocuğun iletişim kurma biçimidir. Eğer bugünlerde siz de başkalarının dertleriyle olması gerekenden fazla ilgileniyor, onların sorunlarına kendi sorunlarınızdan önce koşturuyorsanız ve bu yüzden de kendi sesinizi duyamaz hale geldiyseniz, kendinize şefkatli bir mola verin. O çok bonkör davrandığınız empatiden kendinize de bir pay ayırın. Unutmayın; herkesin güvenli limanı olmak zorunda değilsiniz ve dalgalı denizlerde önce kendi geminizi kurtarmanız bencillik değil bir hayatta kalma gerekliliğidir. Çünkü sizin varlığınız çevreye sunduğunuz bir "duygusal hizmet performansı" değil başlı başına bir lütuftur. Belki de bu lütfun kıymetini bilmek gerekir.

Sevgilerle, Aile Danışmanı & Sosyolog Nisanur İŞLER

Kaynakça

  • • Keser Açıkbaş, E. (2018). Çalışma Yaşamında Karpman Drama Üçgeni ve Çalışan Bağlılığı.
  • • Ertürk, İ. Ş., & Kaynar, G. (2017). KİŞİLİK BOZUKLUKLARINDA ŞEMA TERAPİ YAKLAŞIMI. Ufuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6(12), 97-114.
  • • Er, B. ve Ulu, E. (2024). Okul Psikolojik Danışmanlarının Şefkat Yorgunluğu Düzeylerinin Duygu Düzenleme Becerileri ve Ruminasyon Düzeylerine Göre Yordanması. Batı Anadolu Eğitim Bilimleri Dergisi, 15(1), 350-372.
Nisanur İşler
Nisanur İşler
Nisanur İşler, 2024 yılında İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyoloji bölümünü birincilikle tamamlamış, bireysel ve toplumsal dinamikleri sentezleyen bir Aile Danışmanı & Sosyologdur. Lisans eğitimi süresince edindiği psiko-sosyal birikimi, mezuniyet sonrası aldığı uzmanlık eğitimleriyle pekiştirmiş ve çalışma ekolünü Bilişsel Davranışçı Terapi üzerine inşa etmiştir. Profesyonel çalışmalarında ebeveyn ve çocuk ilişkilerinin güçlendirilmesi, aile içindeki iletişim sorunlarının kaynağının saptanması ve kalıcı çözümler üretilmesi süreçlerine odaklanmaktadır. Sosyal psikoloji ve toplumsal sorunları merkeze alan bakış açısıyla, danışanlarına hem bireysel hem de sistemsel bir farkındalık kazandırmayı amaçlamakta ve uzmanlık çalışmaları sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar