İnsan, çoğu zaman kendini tanıdığını düşünür. Nasıl biri olduğunu, neleri sevdiğini, nelerden hoşlanmadığını ve hangi sınırlarının olduğunu bildiğine inanır. Oysa bildiğimiz “kendimiz”, çoğu zaman bugüne kadar yaşadığımız hayatın bize gösterdiği kadardır. Gerçek şu ki, insan kendini tanıdığını sandığından çok daha fazlasıdır. Çünkü bazı yönlerimiz keşfedilmeyi bekler, bazıları ise ancak yaşandıkça ortaya çıkar. İlk kez kendi kararlarını vermek, “hayır” diyebilmek, tek başına hareket etmek, yeni bir işe başlamak, başka bir şehre ya da ülkeye taşınmak, farklı insanlarla ve kültürlerle tanışmak… Tüm bu deneyimler yalnızca hayatımıza yenilik katmaz; kendimize dair daha önce görünür olmayan tarafları da ortaya çıkarır. Belki de bu yüzden insan, alıştığı düzenin dışına çıktığında yalnızca çevresi değişmez; kendisiyle ilgili bildikleri de değişmeye başlar.
Beyin Güvende Kalmak İster
Peki, neden değişmek bu kadar zor gelir? Bunun cevabı büyük ölçüde beynimizin çalışma biçiminde saklıdır. İnsan beyni öngörülebilir olanı sever. Çünkü tanıdık olan güvenlidir. Benzer kararlar almak ve alıştığımız düzenin içinde yaşamak zihnimiz için daha az enerji gerektirir. Evrimsel açıdan bakıldığında beynimizin önceliği bizi geliştirmek değil, hayatta tutmaktır. Psikolojide güvenli ve öngörülebilir alana “konfor alanı” denir. Konfor alanına sahip olmak bir sorun değildir. Hepimizin dinlenmeye, nefes almaya ve kendimizi güvende hissetmeye ihtiyacı vardır. Sorun, hayatın tamamını onun sınırları içinde yaşamaya başladığımızda ortaya çıkar. Çünkü yalnızca bildiğimiz koşulların içinde kaldığımızda, kendimizin henüz tanışmadığımız yönleriyle karşılaşma ihtimalimiz de azalır.
Kimlik Deneyimle Genişler
İşte tam da bu yüzden değişim önemlidir. Çünkü beyin bizi güvende tutmaya çalışırken, deneyimler bize kendimizi tanıtır. Yaşadığımız her deneyim, kendimizle ilgili bildiklerimize yeni bir şey ekler. Ailemiz, kültürümüz, ilişkilerimiz ve deneyimlerimiz yalnızca nasıl yaşadığımızı değil, kendimizi nasıl gördüğümüzü de etkiler. Kültürler arasındaki önemli farklılıklardan biri, bağımsızlaşma sürecinin her toplumda aynı biçimde yaşanmamasıdır. Türkiye gibi aile bağlarının güçlü olduğu toplumlarda destek, yakınlık ve aidiyet duygusu, bireyin kendini ve yaşamı algılama biçiminde önemli bir yer tutar. Ancak bazı özelliklerimiz, alıştığımız desteğin dışına çıktığımızda kendini gösterir. İlk kez kendi kararlarını vermek, bir hatanın sorumluluğunu üstlenmek, başarısız olmak, yeniden denemek, tek başına bir yolculuğa çıkmak, farklı bir kültürün içinde yeniden günlük bir düzen kurmak… İnsan, kendisiyle ilgili en derin farkındalıkları çoğu zaman bu tür deneyimlerin içinde kazanır. Çünkü bazı özelliklerimiz bizde zaten vardır; sadece onları ortaya çıkaracak koşullarla henüz karşılaşmamışızdır.
Deneyim Neden Bu Kadar Güçlüdür?
Psikolog Albert Bandura’ya göre, insanın kendine dair inancı en çok kendi deneyimleriyle şekillenir. Bir şeyi yapabileceğimize dair güvenimiz, başkalarının bize söylediklerinden çok, gerçekten yaptığımız deneyimlerle gelişir. Bu yüzden ilk kez tek başına alınan bir karar, çözülen bir problem ya da üstesinden gelinen bir zorluk yalnızca o günü değiştirmez; insanın kendine bakışını da değiştirir. İnsan bazen yıllarca “Ben böyle biriyim.” diye yaşar. Sonra tek bir deneyim gelir ve o cümleyi değiştirir. “Meğer düşündüğüm kadar çekingen değilmişim.” “Meğer tek başıma da başa çıkabiliyormuşum.” “Meğer sandığımdan daha cesurmuşum.” Belki de psikolojik büyümenin en güzel tarafı budur. Bize yeni bir kimlik vermez; kendimizde daha önce fark etmediğimiz yönleri görmemizi sağlar.
Değişim Her Zaman Kilometreyle Ölçülmez
Son yıllarda “kendini bulmak” denince birçok kişinin aklına önce bir uçak bileti geliyor. Yeni bir ülke, yeni bir şehir, yeni bir başlangıç… Sosyal medyada bu yolculuk, çoğu zaman Bali’ye gidip bir gün batımı videosunun altına “kendimi keşfetme yolculuğu” yazmakla başlıyor gibi görünüyor. Ama psikolojik büyümenin güzel tarafı şu ki, tek bir rotası yoktur. Bazen gerçekten bir pasaport gerekir. Bazen ise sadece cesaret. İlk kez “hayır” demek, yıllardır ertelediğin bir kararı vermek, yeni bir hobiye başlamak, fikrini söylemek, yalnız başına bir kafede oturmak ya da herkesin senden beklediği hayat yerine, sana iyi gelen hayatı seçmek… Çünkü değişim, bazen coğrafyayla başlar; bazen de tek bir kararla.
Belki de Bütün Mesele Budur
Zamanla ilginç bir şey olur. Bir zamanlar gözünde büyüyen şeyler sıradanlaşmaya başlar. İlk kez aldığın sorumluluklar karakterinin doğal bir parçası hâline gelir. Sana imkânsız görünen şeyler, günlük hayatının olağan akışına dönüşür. Ve bir gün dönüp şu cümleyi kurarsın: “Ben bunu yapabileceğimi bilmiyordum.” Belki de kendini bulmak, bambaşka biri olmak değildir. Belki de mesele, yıllardır fark etmediğin yönlerinle tanışabilmektir. Çünkü hayat bize yalnızca yeni yerler, yeni insanlar ya da yeni deneyimler göstermez. Bazen bizi bize gösterir. Ve belki de bütün mesele budur. İnsan, kendini tanıdığını sandığından çok daha fazlasıdır.


