Her Şeyi Ben Halledemem İnsan bazen farkında olmadan kendisine hayatın verdiğinden daha büyük bir sorumluluk yükler. Bir sorun varsa çözmeli, bir ihtimal varsa önceden düşünmeli, kötü bir şey olacaksa mümkünse daha olmadan engellemelidir. Böyle yaşamak çoğu zaman sorumluluk sahibi olmakla karıştırılır.
Oysa sorumluluk ile her şeyi kontrol altında tutmaya çalışmak arasında önemli bir fark vardır. Bu farkı günlük hayatın içinde görmek her zaman kolay değildir. Çünkü kontrol etme çabası çoğu zaman oldukça makul düşüncelerin arkasına saklanır.
“Tedbirli olmalıyım”, “Her ihtimali düşünmeliyim”, “Sonradan keşke dememeliyim” deriz. Bir süre sonra yalnızca yapabileceklerimizle değil, henüz gerçekleşmemiş ihtimallerle de uğraşmaya başlarız. Zihin özellikle belirsizlik karşısında boşluk bırakmayı pek sevmez.
Bilmediği yeri tahminlerle doldurur. Aynı meseleyi tekrar tekrar düşünür, farklı senaryolar kurar ve olabilecekleri önceden hesaplamaya çalışır. Bütün bunlar insana bir süreliğine kontrol hissi verebilir.
Fakat bir şeyi çok düşünmek, onun üzerinde daha fazla söz sahibi olduğumuz anlamına gelmez. Bazen yalnızca aynı yükü zihnimizde daha uzun süre taşırız. Bir görüşmeye hazırlanmak bizim elimizdedir, karşımızdaki kişinin hakkımızda ne düşüneceği değil.
Bir ilişkide açık ve dürüst davranabiliriz, o ilişkinin nereye varacağını tek başımıza belirleyemeyiz. Bir çocuğa iyi bir eğitim verebiliriz, hayatı boyunca vereceği bütün kararları onun adına alamayız. Sağlığımızı korumak için yapabileceklerimiz vardır ama gelecekte başımıza gelebilecek her şeyi önleyemeyiz.
Bunları bilmek kolaydır. Asıl zor olan, yaşarken kabul etmektir. Çünkü insanın sorumluluk duygusu bazen kendi sınırlarını aşar.
Bir şey ters gittiğinde hemen kendimize döneriz. “Başka ne yapabilirdim?”, “Nerede yanlış yaptım?”, “Bunu önceden nasıl göremedim?” diye düşünürüz. Elbette insanın kendi payını sorgulaması değerlidir.
Ancak her sonucun arkasında mutlaka bizim eksik bıraktığımız bir şey olduğunu düşünmek, zamanla hayatın bütün yükünü üzerimize almamıza neden olabilir. Oysa bazen gerçekten elimizden geleni yapmışızdır ve yine de olmamıştır. Bu ihtimali kabul etmek düşündüğümüzden daha zordur.
Çünkü kontrol edemediğimiz bir dünyanın içinde yaşadığımızı hatırlatır. Ne kadar plan yaparsak yapalım, hayatın bizim hesabımıza katılmayan bir tarafı hep vardır. Her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan kişi dışarıdan oldukça güçlü görünebilir.
Planlıdır, tedbirlidir, çözüm üretir. Fakat bunun görünmeyen bir bedeli olabilir. İnsan zamanla yalnızca kendi davranışlarından değil, sonuçlardan da kendisini sorumlu hissetmeye başlar.
Tam bu noktada kendimize sorabileceğimiz basit ama önemli bir soru var: Ben üzerime düşeni mi yapıyorum, yoksa hayatın da işini yapmaya mı çalışıyorum? Bu soru sorumluluktan kaçmak için değil, sorumluluğun nerede başlayıp nerede bittiğini görebilmek için sorulabilir. Çalışmak bize aittir, başarının her koşulda geleceğini garanti etmek değil.
Sevmek bize aittir, karşımızdakinin ne hissedeceğini belirlemek değil. Bir karar verirken elimizdeki bilgilerle düşünmek bize aittir, o kararın yıllar sonra bizi tam olarak nereye götüreceğini bilmek değil. İnsan yapabilecekleriyle yapamayacaklarını birbirinden ayırabildiğinde sorumluluk ortadan kalkmaz.
Sadece olması gereken yere döner. Bunun günlük hayatta küçük bir karşılığı da olabilir. Zihnimizi uzun süredir meşgul eden bir mesele olduğunda kendimize üç soru sorabiliriz: Burada gerçekten değiştirebileceğim ne var?
Bunun için bugün yapabileceğim bir şey var mı? Yoksa şu anda yalnızca sonucu kontrol etmeye mi çalışıyorum? İlk iki sorunun bir cevabı varsa harekete geçebiliriz.
Bir telefon açmak, konuşmak, hazırlanmak, karar vermek, özür dilemek ya da gerekli bir adımı atmak mümkün olabilir. Fakat yapılabilecek olan yapıldıktan sonra zihnin aynı konuyu tekrar tekrar önümüze getirmesi artık bizi çözüme yaklaştırmıyor olabilir. İşte “Her şeyi ben halledemem” cümlesi burada başka bir anlam kazanır.
Her şeyi ben halledemem, çünkü her şey bana ait değil. Başkalarının düşüncelerini yönetemem. Geleceği önceden bilemem.
Sevdiğim insanları hayatın bütün zorluklarından koruyamam. Verdiğim her doğru kararın istediğim sonucu doğurmasını sağlayamam. Ama kendi payıma düşeni yapabilirim.
Sonrasında hayatın içinde her zaman biraz bilinmezlik kalacağını kabul etmem gerekir. Belirsizlik çoğu zaman bize hemen doldurulması gereken bir boşluk gibi gelir. Oysa hayatın bazı dönemlerinde bugün anlamlandıramadığımız bir olayın yerini ancak çok sonra görebiliriz.
Bazı karşılaşmaların, kayıpların, gecikmelerin ya da beklenmedik gelişmelerin hayatımızdaki anlamı yaşandığı anda açık değildir. Bu nedenle her bilinmezliği hemen çözmek zorunda olmayabiliriz. Bazen yapılabilecek olan gerçekten yapılır ve geriye beklemek kalır.
Bazen bir kapının neden kapandığını bilmeyiz. Bazen önümüzde açılan başka bir yolu ancak yürümeye başladıktan sonra fark ederiz. Hayatın tamamını önceden anlayarak yaşamak mümkün değildir.
İnsanın kendi sınırını kabul etmesi onu küçültmez. Gücünü nereye harcaması gerektiğini öğretir. Kendi seçimlerimizden, davranışlarımızdan ve çabamızdan sorumluyuz.
Dünyanın bütün sonuçlarından değil. Bunu hatırlamak her sorunu çözmez. Belirsizliği de ortadan kaldırmaz.
Fakat insanın omzundan, hiçbir zaman ona ait olmayan bir yükü indirebilir. Her şeyi ben halledemem. Zaten her şeyi benim halletmem de gerekmiyor.


