Hiç çok istediğiniz bir hayalinizden, onu gerçekleştiremeyeceğinizi düşündüğünüz için vazgeçtiğiniz oldu mu? Hayatta bazen önümüze çıkan engeller yalnızca gözle görülen sorunlardan ibaret değildir. Demek istediğim, karşımıza çıkan zorluklar sadece maddi imkansızlıklar ya da yetersiz çevresel koşullar gibi dış etkenler olmayabilir. İlginçtir ki aslında bizi geri tutan şeyler, bahsettiğimiz bu somut problemler değildir. Asıl zorlayıcı olan, içimizden atamadığımız o yetersizlik hissi ve zamanla kendi düşüncemizmiş gibi benimsediğimiz dış seslerdir.
Nereden gelir bu yetersizlik hissinin temeli? Yetersizlik hissinin temeli tek bir kaynağa dayanmaz; genelde zaman içinde tecrübe edilen deneyimlerin ve öğrenilmiş düşünce kalıplarının birleşiminden oluşur. Çocukluk ve ergenlik döneminde maruz kalınan yoğun eleştiriler, zorbalık, aşağılanma ve koşullu sevgiyle şekillenen deneyimler, yetersizlik duygusunun temelini oluşturur. Hatta bu hisse kapılmamızın sebebi yalnızca büyük travmalar ve olaylar olmak zorunda değildir. Bir şeyi yapamadığımızda gülünmesi ya da alay edilmesi, komiklik adı altında yapılan iğneleyici şakalar bile kişinin öz değerini zedeleyebilir.
İçselleştirilen Dış Sesler Neyi doğru yaptığını değil, neyi eksik yaptığını duyarak yetişen bireyler, hayatlarının ileri süreçlerinde de bu bakış açısını içselleştirmeye devam ederler. Zamanla başarılarını fark etmekte zorlanır, küçük hataları ise büyüterek kendilerine karşı daha sert ve yargılayıcı bir tutum geliştirirler. Başarıların bile tatmin edemediği bir iç dünya ile yaşamak, kişinin benlik algısını zedelerken aynı zamanda kişiyi dışarıdan gelen yorumlara karşı daha duyarlı hale getirir. Birey, gerçek dışı ve kötü niyetle söylenen eleştirileri bile fazla ciddiye alıp bunları sorgulamadan benimseyebilir.
Öz Değerin Önemi Öz değer, kişinin kimliğini ve değerini dış bir onay beklemeden değerlendirebilme kapasitesidir. Bireyin kendi kişilik özellikleri ve farklılıklarıyla da mutlu ve öz güvenli hissedebilmesi de denilebilir aslında. Öz değeri düşük bireyler, kendilerine yönelik olumsuz bir algıya sahip oldukları için sürekli kusur arayışı içinde olabilirler. Bu durum, dışarıdan gelen onaya bağımlılığı artırır ve en küçük olumsuz yorum bile dünyalarını sarsabilir. Bir örnekle açıklamak gerekirse: Ses sanatçısı olmak isteyen bir bireye “Seni kim dinler ki (!)” gibi bir yorum yapıldığında, öz değeri düşük bir kişi bunu “demek ki gerçekten sesim kötü, vazgeçmeliyim” şeklinde değerlendirebilir. Oysa öz değeri yüksek bir kişi, bu ifadenin kendi değeri hakkındaki mutlak gerçeği yansıtmadığını bilir; bu tür olumsuz, yapıcı olmayan yorumları içselleştirmeden yoluna devam etmeyi seçer.
Kendi Fikirlerini Keşfetmek ve Kendi Yolunu Seçmek Çevremizden, öğrendiğimiz kültürden ve yaşam şartlarımızdan etkilenmek oldukça doğal ve kaçınılmazdır. Kişilik özelliklerimizin birçoğu çocukluğumuzdan itibaren doğduğumuz ev ve ailemizin bize öğrettiği şeyler ile şekillenir. Bu yüzden insanın tamamen “bağımsız bir benlik” oluşturması çoğu zaman mümkün değildir. Fakat farkındalık geliştikçe, bu etkilerin ne kadarının gerçekten kendisine ait olduğunu ayırt edebilir hale gelir. Bugün kendi seçimlerini yapabilen bir bilinç geliştirmeye başlayabilir. Aileden, çevreden ya da kültürden gelen kalıplar artık bir kader değil, üzerinde düşünülebilecek ve gerekirse değiştirilebilecek kavramlar haline gelir. “Ben böyle öğrendim” demek yerine “Ben bunu seçiyorum” demeyi tercih eder.
Hayallerimiz bizi hayata bağlar, bize umut verir. Yaşamak için bir kere geldiğimiz varsayılan bu dünyada bunların peşinden gitmek, bize yaşama motivasyonu sağlar. Çocukluğumuzdan itibaren bize öğretilen düşünce kalıplarını değiştirmek söylendiği kadar kolay olmasa da imkansız değildir. Başımıza gelen kötü ve hayal kırıklığı yaşatan deneyimleri tamamen silmemiz mümkün değildir; bu deneyimler zaman zaman acı vererek kendini hatırlatabilir. Ancak bu olaylara verdiğimiz tepkiler ve sonrasındaki davranışlar bizim seçimimizdir. Kendi hayatının kontrolünü başkasının eline bırakmamak, kendi benliğine ve hayallerine sahip çıkmak insanı kendine ya da olmak istediği kişiye yakınlaştırır.
Kişi zaman zaman çevresinin beklentileri, yargıları ya da yönlendirmeleriyle hareket etmeye eğilimli olabilir. Ancak bu durum uzun vadede kişinin kendi isteklerinden uzaklaşmasına ve kendine yabancılaşmasına neden olabilir. Dış seslerin etkisini tamamen yok saymadan, onları kendi mantık süzgecimizden geçirerek kendi kararlarımızı oluşturabiliriz. Birey, hayatının sorumluluğunu üstlendiğinde hem seçimlerinin arkasında durmayı öğrenir hem de kendi yolunu daha net çizebilir. Böylece başkalarının değil, kendi değerlerinin ve hedeflerinin rehberliğinde ilerler. Bu da kişiye hem özgürlük hem de içsel bir bütünlük kazandırır.

