Psikolog BulŞehrinde bir uzman
Cumartesi, Ekim 24, 2026

Hayal mi Gerçek mi: Hangisi Önce Geldi?

10 dk.okuma süresi
Hayal mi Gerçek mi: Hangisi Önce Geldi?

“...Hayat bana hep bir rizomla beslenen bir bitkiyi hatırlatmıştır. Hayat, rizomun içinde, görünmez biçimde gizlidir; yerin üstünde görünen ise yalnızca tek bir yaz boyunca varlığını sürdürür...”

— Carl G. Jung, Anılar, Düşler, Düşünceler (1963)

İnsanlar meraklı hayvanlardır. Duyularımızla algılayabildiğimizi gözlemler, bu duyuların erişemediği şeyleri ise hayal ederiz. Hayal gücü sayesinde, deneyimimize, sezgimize ve algımıza dayanarak olayları öngörebilir ve önceden kestirebiliriz. Görünen uyaranları gözlemleyerek henüz “görünmeyen” geleceği çıkarsayabiliriz. Görünmeyene ulaşma yetisi yalnızca doğayı öngörmek ve denetlemek için bir araç işlevi görmez; sanat, hikâye anlatıcılığı, soyut düşünce ve hatta inançlar aracılığıyla gündelik varoluşumuza “renk” de katar. İnsan deneyiminin temelini oluşturan işte bu inançlardır: insan varoluşunu yalnızca anlamlandırmak için değil, ona bir yaşam biçimi kazandırmak için de kullanılan paradigmalar, soyut kavramlar ve sistemler. Aile, toplum, uygarlık, hatta para ve hukuk gibi çok gerçek ve etkili kavramlar, meseleye bu gözle baktığımızda, (toplumsal olarak inşa edilmiş olsalar da) tamamen hayalîdir (Berger ve Luckmann, 2023). Doğduğumuz dünya “hayalî” bir dünyadır. Bu da şu soruyu getirir: Gerçeklik tam olarak ne kadar hayalîdir?

Hayalî Olanın Ortaya Çıkışı

Antik çağlarda, uçsuz bucaksız çayırlarda yaşarken, rüzgârlar, güneş ve yağmurlar yalnızca yaşamlarımızı değil, inançlarımızı da şekillendiriyordu. Heybetli ağaçların dünyayı karanlığa hapsettiği vahşi ormanlarda, ayın gümüşi ışığının bile aydınlatmaya yetmediği gecelerin karanlığını delen “kutsal” ateşe sığınırdık. Ateşin aydınlattığı “gizemli” mağaralarda kayalar tuvalimiz, hayal gücümüz ise boyamız oldu.

Bu yolculuğun bir noktasında, görünen “gerçeklik” ile görünmeyen “hayalî” bir arada var olmaya başladı. Ağaçlar, kayalar, nehirler, dağlar ve gökyüzü: doğa İlahi olanı barındırıyordu ya da bizzat İlahi olandı. Kutsal ritüeller, inançlar ve tabular, tüm insan varoluşunun üzerine inşa edildiği temel hâline geldi. Hatta bazılarına göre psike, İlahi olanın bir konağı olarak görülüyordu; ruhlar, tanrılar ve ilahi varlıklar bu konak aracılığıyla insan psikesini bilinçdışı güçler olarak biçimlendirip yönlendiriyordu (Jaynes, 1976; Tremlin, 2010).

Görünmeyen ile Görünen Arasındaki Etkileşim

“Bu nedenle bana öyle geliyor ki, mabetler ve heykeller dikerek ilahi varlıkların huzurunu güvence altına almaya çalışan o kadim bilgeler, Bütün’ün doğasına dair bir kavrayışa sahipti; çünkü bu Ruh her yerde kolayca etki edebilir olsa da, uygun bir kap hazırlandığında, yani onun bir parçasını ya da veçhesini almaya özellikle elverişli bir yer, onu yeniden üreten ya da temsil eden, bir görüntüsünü yakalayan bir ayna gibi işleyen bir şey hazırlandığında, huzurunun çok daha kolay güvence altına alınacağını fark etmişlerdi.”

— Plotinus, Enneadlar, IV.3.11, satır 1–8

Filozof Plotinus’a göre, Plotinus’tan (MS 3. yüzyılda yaşamıştır) kuşkusuz daha eski olan “kadim bilgeler”, “her yerde var olan” İlahi olanı mabetler inşa ederek “yakalamaya”, yani onun huzurunu “bir görüntüsünü yakalayan bir ayna gibi” güvence altına alıp barındırmaya çalışmışlardır. Aynalar ışığı yansıtan araçlardır; dolayısıyla Plotinus, her yerde var olan İlahi olanı ışığa benzetmektedir.

“Çünkü o (Helios), evrenin en alt düzlemine varıncaya dek her hareket üzerinde denetim sahibidir. Ve her yerde, doğayı, ruhu ve var olan her şeyi yetkinleştirir.”

— Julian, Kral Helios’a İlahi, (1913) s. 149

Roma imparatoru Julian’ın bu sözünün de örneklediği gibi, her yerde var olan bir İlahi kavramın tezahüründe ışık simgeciliği kadim inançlarda oldukça yaygındır: Antik Mısır’ın her yerde var olan Işığı Aten’den, Yeni Platoncu geleneğin her yerde var olan ışığı Helios’a kadar. Işık, kadim dinî ve felsefi geleneklerde sıklıkla ilahi olanın her yerde mevcudiyetinin simgesi olmuştur. Işığın aydınlatma ve uzayı kaplama kapasitesi, her yerde bulunan ama herhangi bir mekânla sınırlı olmayan bir ilahi kavram için güçlü bir analoji sunmuştur (Plotinus, Enneadlar V.5.7–9; Iamblichus, Gizemler Üzerine I.9; Stolow ve Meyer, 2021).

İlahi olan; güneş, mabetler, heykeller, dağlar ya da ormanlar (çok görünür şeyler) tarafından somutlaştırıldığında, onu barındıran bu çok görünür şeylerden belirgin biçimde ayrı değildi. Pek çok kadim halk için ilahi olanla görünen dünya arasındaki sınır, modern çağdaki doğaüstü bir gerçeklik ile onun maddi temsilleri arasındaki keskin ayrım kadar belirgin değildi. Belki de bu durumda asıl ilginç soru gerçekliğin ne kadar hayalî olduğu değil, hayal gücünün deneyimlediğimiz dünyanın inşasına nasıl katıldığıdır. Sonuçta zihindeki bir imge, çok gerçek ve etkili bir gerçekliğe dönüşebilir: bir sembole, bir inanca, bir varoluş paradigmasına. Peki, şeyleri nasıl hayal ederiz? Fikirler ve imgeler zihinlerimizde nasıl ortaya çıkar? Mevcut olmayan ve soyut olan şeyleri temsil etmemizi, üstelik bu temsilleri anlamlı olarak deneyimlememizi sağlayan zihinsel kapasite nedir?

Şeyleri Nasıl Hayal Ederiz?

Bir sonraki düşüncenizi önceden tahmin edebilir misiniz? Şimdi deneyin. Başardınız mı? Şimdi de zihninize gelecek bir sonraki imgeyi önceden görmeye çalışın. Bunlar elbette imkânsız görevlerdir. Düşünce akışımız büyük ölçüde bilinçdışı bir süreçtir. Ancak yine de düşünce akışımızı (tıpkı bir su akışı gibi) ihtiyaç duyduğumuz fikirleri ya da bize ilham verecek imgeleri üretecek yönde kısmen yönlendirebiliriz. “İlham perilerinin” bizi ne zaman ziyaret edeceğini asla bilemeyiz. Sanatçılar, yazarlar ya da “yaratıcı olmak zorunda olan insanlar”, ilhamı tetiklemek için yaratıcı yollar bulmak zorundadır: kendilerini muhteşem ve özgün fikirler ya da imgelerle zenginleştirecek ilham perilerini çekmek için. Yaratıcılık, yani “hem özgün (yani orijinal, beklenmedik) hem de uygun (yani işe yarar, görev kısıtlarına uyum sağlayan) iş üretme yeteneği” (Dietrich, 2004; Sternberg ve Lubart, 1999, s. 3), zihni özgün, otantik ve uygun fikirleri kolaylıkla çeken yaratıcı bir kişiyi sıradan bir insandan ayıran şeydir. Bir kavramsallaştırmaya göre “yaratıcı düşünme”, iki sinirsel ağın, yani varsayılan mod ağı ile yürütücü kontrol ağının etkileşimli etkinliğiyle ilişkilidir (Beaty vd., 2015).

Yürütücü kontrol ağı (frontoparietal ağ), dorsolateral prefrontal korteksi ve posterior parietal korteksi kapsayan “geniş ölçekli bir beyin ağıdır”. Ağırlıklı olarak “yürütücü” ve hedefe yönelik bilişsel görevlerde (dikkati sürdürme veya yönlendirme, çalışma belleği, karar verme vb.) rol oynar. Frontoparietal ağın, yaratıcı düşünme sırasında “fikirler arasında karar vermeyle” ve pek çok fikir arasından “uygun”, “otantik” olanı bulmayla başlıca ilişkili olduğu düşünülür (Ellamil vd., 2012).

Varsayılan mod ağı (DMN) “öz-referans, sosyal biliş, epizodik ve otobiyografik bellek, dil ve anlamsal bellek ile zihin gezintisi” gibi çeşitli rollere sahiptir (Menon, 2023). Bu ağ aynı zamanda hayal kurma ve boş düşünmeyle de ilişkilendirilir (“varsayılan mod” adı da buradan gelir). Bu ağ, fikir üretiminin ve yaratıcılığın ardında (Menon, 2023) ve zihinsel imgelerin oluşumunda (Pearson, 2019) temel bir rol oynar. Yaratıcı düşünme sırasında başlıca “fikir üretici” olarak düşünülebilir (bu bir aşırı basitleştirme olsa da) (Ellamil vd., 2012).

Zihinde imge oluşturma, Pearson’a (2019) göre “tersine görme”ye benzetilebilir. Kişi, daha önce gördüğü imgelerden yararlanarak belirli bir imgeyi hayal eder. Pearson (2019), zihinsel bir imgenin oluşumunu şöyle tanımlar: “Zihinsel bir imge oluşturmaya yönelik ilk zihinsel eylem, kortikal işlemleme hiyerarşisinin yüksek bir noktasında, frontal kortekste ‘başlar’. Bu, ‘geriye doğru’ ilerleyen bir dizi nöral olayı tetikler; bu olaylar önce medial temporal alanlar gibi daha arka bölgelerden depolanmış bilgileri ya da anıları geri çağırır, ardından imge içeriğinin duyusal ve uzamsal temsilleri oluşturulur. ‘İstenen’ temsil hareket ve uzamsal konumlar içeriyorsa, orta temporal alan ve parietal loblar gibi diğer alanlar da devreye girer.”

Belleğin zihinsel imgelemdeki rolü özellikle önemlidir, çünkü gerçeklik ile hayal gücünün nasıl etkileşime girdiği sorusunu yeniden düşünmemize yol açar. Bu görüşe göre, “daha önce deneyimlenmiş gerçekliğin” yeni oluşturulan imgelerin omurgasını oluşturduğunu söyleyebiliriz: geçmiş, gelecekteki yeni imgelerin ve fikirlerin temelidir. Bu görüşe göre gerçeklik önce gelmiş olabilir, ancak bu çok belirsiz ve soyut soruyu yanıtlamayı filozoflara bırakacağız.

Zihin; anılardan, algılardan, çağrışımlardan ve beklentilerden yararlanarak olasılıklar kurar, diğer bilişsel süreçler ise bu olasılıkları değerlendirmemize ve incelikle geliştirmemize yardımcı olur. Bazen bu olasılıklar geçici düşünceler olarak kalır; bazen de resimlere, hikâyelere, sanat eserlerine, inançlara, paradigmalara ve kurumlara dönüşür. Zihinde özel bir olay olarak başlayan imge, böylece kendi sınırlarının ötesinde bir yaşam kazanabilir.

Jung’un (1963) dile getirdiği gibi, hayat gerçekten de rizomun içinde gizlidir. Olasılıkların, fikirlerin ve imgelerin rizomu; psike olan rizom. Belki de Plotinus ve “kadim bilgeler” bir şeylerin peşindeydi: insan psikesi, varoluşta tezahür eden ve cisimleşen “her yerde var olan İlahi” olmayabilir, ama doğduğumuz gerçekliğin doğum yeri olduğu kuşkusuzdur.

Kaynakça

  • Beaty, R. E., Benedek, M., Kaufman, S. B., & Silvia, P. J. (2015). Default and executive network coupling supports creative idea production. Scientific Reports, 5, Article 10964. https://doi.org/10.1038/srep10964
  • Berger, P., & Luckmann, T. (2023). The social construction of reality. In Social theory re-wired (pp. 92–101). Routledge.
  • Dietrich, A. (2004). The cognitive neuroscience of creativity. Psychonomic Bulletin & Review, 11(6), 1011–1026. https://doi.org/10.3758/BF03196731
  • Ellamil, M., Dobson, C., Beeman, M., & Christoff, K. (2012). Evaluative and generative modes of thought during the creative process. NeuroImage, 59(2), 1783–1794. https://doi.org/10.1016/j.neuroimage.2011.08.008
  • Iamblichus. (2010). On the mysteries (E. C. Clarke, J. M. Dillon, & J. P. Hershbell, Trans.). SBL Press.
  • Jaynes, J. (1976). The origin of consciousness in the breakdown of the bicameral mind. Houghton Mifflin.
  • Julian. (1913). The works of the Emperor Julian (Vol. 1; W. C. Wright, Trans.). William Heinemann. https://en.wikisource.org/wiki/The_Works_of_the_Emperor_Julian/Hymn_to_King_Helios
  • Jung, C. G. (1963). Memories, dreams, reflections (A. Jaffé, Ed.; R. Winston & C. Winston, Trans.). Pantheon Books.
  • Menon, V. (2023). 20 years of the default mode network: A review and synthesis. Neuron, 111(16), 2469–2487. https://doi.org/10.1016/j.neuron.2023.04.023
  • Pearson, J. (2019). The human imagination: The cognitive neuroscience of visual mental imagery. Nature Reviews Neuroscience, 20(10), 624–634. https://doi.org/10.1038/s41583-019-0202-9
  • Plotinus. (2017). The Enneads (L. P. Gerson, Ed.; G. Boys-Stones, J. M. Dillon, R. A. H. King, A. Smith, & J. Wilberding, Trans.). Cambridge University Press.
  • Sternberg, R. J., & Lubart, T. I. (1999). The concept of creativity: Prospects and paradigms. In R. J. Sternberg (Ed.), Handbook of creativity (pp. 3–15). Cambridge University Press.
  • Stolow, J., & Meyer, B. (2021). Enlightening religion: Light and darkness in religious knowledge and knowledge about religion. Critical Research on Religion, 9(2), 119–125. https://doi.org/10.1177/20503032211015276
  • Tremlin, T. (2010). Minds and gods: The cognitive foundations of religion. Oxford University Press.
Fatih Yuşa Sank Fatih Yuşa Sank
Psikolog ve yazar olan Fatih Yuşa Sank, Dokuz Eylül Üniversitesi psikoloji bölümünden 2025 yılında mezun olmuştur. Lisans boyunca bilişsel psikoloji çerçevesinde yaratıcılığın nasıl artırılabileceği konusunda TÜBİTAK destekli bir araştırma yürütmüştür. Daha önce “Alegori Dergi” bünyesinde yazarlık yapmış olup felsefe, psikoloji ve tarih gibi alanlarda çeşitli deneme yazıları ve fantastik bir evrende geçen öyküler yazmıştır. Bedenlenmiş biliş kuramından Antik Yunan mitolojisine kadar uzanan farklı ilgi alanlarını harmanlamayı seven yazar, yazılarını bu eklektik yaklaşımı benimseyerek kaleme almaktadır.

Cevap Ver

Lütfen isminizi buraya giriniz
Yanlış bir e-posta adresi girdiniz!
Lütfen e-posta adresinizi buraya girin

Lütfen yorumunuzu giriniz!