Cumartesi, Haziran 13, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Gece Ruminasyonu: Sessizlikte Büyüyen Düşünceler”

Gece başınızı yastığa koymadan önce düşünce serilerinden dolayı uyuyamadığınız oldu mu? Ya da bu düşünceler size nereden tanıdık geliyor, hiç düşündünüz mü? Özellikle psikoloji alanına ilgi duyan ve nispeten içe dönük bireyler olarak, bazı duygu ve düşünceleri zihinsel süreçlerimizden geçirmek aylarımızı, belki de yıllarımızı alabiliyor. Bazen bu düşüncelerle ya da bu düşüncelerin ruhumuzda yarattığı hislerle baş etmeyi öğrendiğimizi düşünüyoruz. Ancak bir gece başımızı yastığa koyduğumuzda, gün içerisinde hissedilen tüm pozitif tutumlar zihinde karmaşık bir ruminasyona dönüşebiliyor.

Psikolojide ruminasyon, kişinin olumsuz düşüncelerini, duygularını veya geçmiş deneyimlerini sürekli tekrar eden bir şekilde zihninde döndürmesi olarak tanımlanır. Bu düşünce biçimi genellikle problem çözmekten çok, aynı duygusal döngü içinde kalmaya neden olur.

Araştırmalara göre ruminasyonun gece artmasının başlıca sebeplerinden biri, dış uyaranların azalmasıyla birlikte bireyin benlik odaklı düşünmeye yönelmesidir. Bu durum, ruminatif düşüncelerin özellikle gece saatlerinde daha belirgin hale gelmesine neden olabilir (Nejad, Fossati, & Lemogne, 2013). Bu yüzden ruminasyonun genellikle yalnızken ve sessiz ortamlarda artma nedenini buna bağlayabiliriz.

Gündüz ise dikkat daha dağınık, ortam daha sesli ve oldukça uyarıcıdır. Bu durum, bizi negatif düşünce silsilesinden uzaklaştırır. Beyin daha çok işlev ve üretim modunda olduğu için dikkatini farklı görevlere yönlendirebilir.

Yine bahsettiğimiz araştırmalarda “Default Mode Network” (varsayılan mod ağı) kavramı yer almaktadır. Bu sistem, beynin dış dünyaya yönelik dikkat gerektiren bir görevde olmadığı zamanlarda otomatik olarak aktifleşen ve kişinin içsel düşünce süreçlerine yönelmesini sağlayan bir beyin ağıdır. Bu durumda birey; geçmiş deneyimler, benlik değerlendirmeleri ve geleceğe yönelik zihinsel senaryolar üzerinde düşünmeye daha yatkın hale gelir (Nejad, Fossati, & Lemogne, 2013).

Bunu beynin boşta kaldığında açılan bir içsel sorgulama sekmesi gibi düşünebiliriz. Beyin, bu durumda enerjisini geçmişe yönelik düşüncelere ve kaygılara yönlendirebilir. Yani gün içinde ne kadar çok aktiviteye, etkinliğe ve dış uyaranlara maruz kalırsak, ruminatif düşüncelerin etkisi o kadar azalabilir.

Peki, gece gelen ruminatif düşüncelerde mi karar vermeliyiz, yoksa gündüz aktif zihinde mi? Açıkçası ikisini de mutlak doğru olarak kabul edemeyiz. Gece gelen düşünceler genellikle duygusal yoğunluğu daha yüksek olan düşüncelerdir. Bu nedenle gece verilen kararlar her zaman en sağlıklı kararlar olmayabilir. Gece için en verimli şey çoğu zaman yeterli uykuyu sağlamaktır.

Gündüz gelen düşünceler ise daha çok dikkat, sosyal roller ve bilişsel kontrolle şekillenir. Bu yüzden en sağlıklı yaklaşım; gece gelen düşünceleri “duygu yoğun düşünceler”, gündüz gelenleri ise “daha dengeli ancak yine de yorum içeren düşünceler” olarak değerlendirmektir. Kararları ise bu iki zihinsel durumun ortalamasını alarak, daha sakin bir zihinle vermek daha sağlıklıdır.

Ne gece zihni tamamen doğruyu söyler, ne de gündüz zihni tamamen objektiftir. Gece daha çok hissettirir, gündüz ise daha çok filtreler.

Berfin Ay
Berfin Ay
İstanbul Topkapı Üniversitesi İngilizce Psikoloji Bölümü'nde öğrenciyim. İnsan davranışı, klinik gözlem ve kurumsal psikoloji alanlarında insanı daha iyi anlamaya odaklanıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar