Uzman Klinik Psikolog Emine Ocakbeği, bazı danışanların duygularını ifade ederken sıklıkla şu cümleleri kullandığını belirtmektedir: “İyi değilim ama kötü de değilim. Aslında hiçbir hissim yok.” Duygusal uyuşma, çoğunlukla bu cümleleri kullanan kişilerde görülmektedir. Psikolojide duygusal uyuşma kavramı, bireyin olumlu ve olumsuz duygulara içsel bir karşılık bulamamasıyla ilişkilendirilmekte ve çoğu zaman travma, depresyon ve kronik stresle ilgilidir (Litz ve Gray, 2002).
Bu durum genellikle dışarıdan gözlendiğinde “duyarsızlık” veya “soğukluk” olarak algılansa da, aslında kişinin psikolojik sisteminin kendini koruyabilme özelliklerinden biridir. Birey, yoğun bir duygusal yükle baş etmekte zorlandığında, zihinsel sistemi “kapatma” mekanizmasını devreye sokabilmektedir. Bu durumda kişi, yoğun acı verebilen tecrübelerden korunurken; diğer taraftan yaşantısının sunduğu keyifli yönlere ulaşımını kaybedebilmektedir.
Travma ve Duyguların Kapanması
Travmatik deneyimlerden sonra bireyin duygularını ‘gizlemesi’, organizmanın aşırı uyarılmadan korunmak için geliştirdiği bir savunma biçimi olarak değerlendirilmektedir. Psikodinamik perspektiften bakıldığında, dayanılması zor duyguların bastırılması sadece acı duyulan duyguları değil, aynı zamanda haz verebilen duygulara ulaşımı da engellemektedir. Bu durum, bireyin kendi ve çevresiyle olan duygusal temasını da etkilemektedir (Krystal, 1988). Nörobiyolojik açıdan ise, duygusal uyuşmanın limbik sistem aktivitesinde azalma ve prefrontal korteksin aşırı düzenleyici olmasıyla ilişkili olduğu bildirilmiştir. Özellikle amigdala tepkilerindeki baskılanmanın, iyi ve kötü hissetmeme haliyle ilgili bir mekanizma olduğu bilinmektedir (Frewen ve Lanius, 2006). Bu nedenle duygusal uyuşma, genellikle “duyguların yokluğu” ile değil, duyguların aşırı kontrol edilmesiyle açıklanmaktadır.
Klinik çalışmalar, bu durumun sadece TSSB (travma sonrası stres bozukluğu) ile sınırlı kalmadığını; majör depresyon, dissosiyatif belirtiler ve uzun süreli stres altında yaşayan bireylerde de yaygın bir biçimde bulunduğunu göstermektedir (American Psychiatric Association, 2022).
Günlük Yaşamda Duygusal Uyuşma Tecrübesi
Duygusal uyuşma yaşayan kişiler çoğunlukla şu tecrübeleri tariflemektedir:
- Önceden keyif alabildikleri şeylerden artık keyif alamamak
- İnsanlarla yakın ilişkiler kurmakta güçlük yaşamak
- Hayatın “uzaktan izleniyormuş” gibi gelmesi ve böyle hissetmek
- Duygularının “yüzeysel” veya “ulaşılamayan” olarak görülmesi
Bu tecrübeler, kişinin sadece duygusal olarak değil; sosyal ve varoluşsal anlamda da bir kopukluk yaşamasına sebep olabilir. Birey zaman içerisinde “hissizlik” ve “iyi olma hâli” konusunda karmaşıklık yaşayabilir.
Terapötik Süreçte Yaklaşım
Terapötik sürecin amacı, danışanı zorlayarak hissettirmeye çalışmak değil; güvenli bir ilişki içerisinde kurulmuş olan duyguların yavaş yavaş yeniden ulaşılabilir olmasına alan açabilmektir. Bu süreç genellikle zaman ve sabır gerektirmektedir. Çünkü duygusal sistem bir anda açılmaz; güven duygusu arttıkça aşamalı olarak kendini yeniden aktive edebilmektedir.
Terapi, kişinin hem duygularını tanıyabilmesine hem de bu duygularla nasıl baş edebileceğine yönelik bir içsel güven geliştirebilmesine yardımcı olabilmektedir. Duyguların geri gelmesi genellikle sadece “iyi hissetme hali” değildir; aynı zamanda daha önce bastırılmış olan zor duygularla da karşılaşmayı gerektirir. Bu nedenle terapötik ilişki, bu sürecin tolere edilebilir olması açısından önemli bir rol oynamaktadır.
Duygusal uyuşma, çoğunlukla “duygu yoksunluğu” değil; duyguların fazla kontrol edilmeye çalışılmasıdır. Ve genellikle bu kontrol, geçmiş yaşantıda hayatta kalabilmek için zorunlu hale gelmiştir. Ancak bugün aynı mekanizma, kişinin yaşamıyla kurmuş olduğu bağı sınırlayabilmektedir.
Duyguların yeniden hissedilebilir olması, genellikle bir anda gerçekleşen bir durum değildir; bu hale gelmesi çoğu zaman güvenli, yavaş ve sürdürülebilir bir süreç içerisinde mümkün olmaktadır. Bu nedenle terapötik süreçte bu durum, danışanı zorlamadan güvenli bir ilişki içerisinde duygulara yeniden erişebilmek ve bu erişilebilirliğe alan açmakla değerlendirilmektedir.
Kaynakça
- Kaynakça
- American Psychiatric Association. (2022). DSM-5-TR: Diagnostic and statistical manual of mental disorders.
- Frewen, P. A., & Lanius, R. A. (2006). Toward a psychobiology of posttraumatic self-dysregulation. Annals of the New York Academy of Sciences, 1071, 110–124.
- Krystal, H. (1988). Integration and self-healing: Affect, trauma, alexithymia.
- Litz, B. T., & Gray, M. J. (2002). Emotional numbing in posttraumatic stress disorder. Journal of Traumatic Stress, 15(1), 37–45.


