Salı, Haziran 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Dürüstlük Artık Çok Mu Pahalı? Yalanın İcadı Filmi Üzerine Bir İnceleme

İnsanlık tarihi boyunca dürüstlük, yüceltilen insani bir erdem olarak kabul edilmiştir. Buna karşılık, semavi öğretilerin ahlaki olarak kusurlu gördüğü ve yasakladığı yalan söyleme davranışı, tüm toplumlarda yaygın bir şekilde görülmekte, ancak kullanımı tepkiyle karşılanmaktadır. Felsefe dünyasında bu konuya dair fikirleriyle öne çıkan Kant, yalanı kesin bir dille yasaklarken, onun istisnasız her koşulda uygulanamayacağını “ödev etiği” kavramıyla açıklamıştır. Aristoteles de yalanı bir karakter özelliği (altın oran) olarak nitelendirirken, dürüstlüğü “erdem” olarak tanımlamıştır. Ancak teolojik ve etik açıdan normal kabul edilmeyen yalan söyleme davranışı, psikolojik açıdan değerlendirildiğinde çok daha karmaşık bir işlevselliğe sahiptir. Örneğin, bizler neden çok daha fazla zihinsel çaba gerektirmesine rağmen doğruyu söylemek yerine yalana başvurmayı tercih ederiz? Bunun nedeni toplumsal açıdan kendi değerimizi yükseltmek, onaylanma motivasyonuyla topluma adapte olabilmek, ilişkileri koruyabilmek, maddi/manevi çıkar sağlayabilmek, cezadan kaçınabilmek veya bunların her biri olabilir mi? Yalanı daha basit bir soruyla anlamaya çalışacak olursak, sizce insanlar neden yalan söyler?

Yalan Söyleme Davranışının Gerekçeleri ve Prososyal Yalanlar

Bir şeyin yalan olduğunu söyleyebilmemiz için, söylenen şeyin gerçek olmaması, gerçek olmadığının söylenen kişi tarafından biliniyor olması ve aynı şekilde söyleyen kişinin niyetli bir biçimde bir başkasını aldatma yoluna gitmesi gerekmektedir (Aydın ve Balım, 2021). Toplumun bireyleri tarafından ahlaken uygun bir davranış biçimi olarak kabul edilmese de, bazı kişiler ciddi yalanların yanı sıra, bir başkasını, eşini veya dostunu incitmemek için zaman zaman prosocial yalan adı da verilen beyaz yalanlara başvurabilmektedir. Böylece ilişkilerinin bozulmasını önleyen ve başkalarını incitmekten sakınan bireyler, yalanı işlevsel bir araç olarak tercih etmektedir. Yalan söyleme davranışının gerekçelerine yönelik yapılan bazı araştırmalara göre, dezavantajlı konumda bulunan bireylerin sosyal ve ekonomik açıdan kendilerini koruma (Hample, 1980); görünüşünü kurtarma, sosyal ilişkileri yönlendirme, olası çatışmaları önleme, başkaları üzerinde etkiye sahip olma ve güce ulaşma (Turner ve ark., 1975) isteği doğrultusunda yalan söyleme davranışına yöneldikleri görülmüştür (akt. Aydın ve Balım, 2021). Ayrıca bu konuda başta çocuklar olmak üzere ergenler ve hatta yetişkinler için bile yalan, cezadan kaçınabilmek için koruyucu bir öneme sahiptir. Nitekim gerçeği dürüstçe söyleyebilmenin de birtakım bedelleri vardır. O bedeli ödememek veya daha az bir maliyetle ödemek için en uygun yol, birey tarafından yalanın kullanılmasıdır.

Yalanın Mucidi: Mark Bellison

Senaryosu Ricky Gervais tarafından kaleme alınan ve başrolünü de aynı ismin canlandırdığı Yalanın İcadı (The Invention of Lying) filmi, yalanın işlevselliğiyle öne çıkan bir yapımdır. Yalanın henüz keşfedilmediği ve dolayısıyla sosyal filtrelerin de var olmadığı bir dürüstlük distopyasını konu alan filmde, Mark Bellison isimli başarısız bir senaristin yalanı icat etmesi devrimsel bir kırılmaya sebep olur. Mark’ın söylediği ilk yalan, işinden kovulduktan sonra oturduğu evin kira ücretini ödeyecek yeterli parası olmadığı için bankaya gitmesi ve banka personeline 300 dolar yerine kira ücretini karşılayan 800 doları olduğunu söylemesidir. Banka personeli mevcut ücretin yaşanan arıza nedeniyle düşük olduğunu düşünmüş ve Mark’ın istediği parayı kendisine iletmiştir. Bu durum, Shalvi ve arkadaşlarının 2011’de bardağın/kupanın altındaki zar (die-under-cup) paradigmasını kullanarak yaptıkları deneyi de akıllara getirmektedir. Bu deney, katılımcıların yakalanmayacakları açıkça bildirildikten sonra ne ölçüde yalan söyledikleri incelenen bir deneydir. Katılımcılardan gizli bir zar atışının sonucunu bildirmeleri istenmiş ve buna göre para kazanacakları söylenmiştir. Ancak katılımcılar, eğer hileli olduğunu düşünüyorlarsa bu zar atışını birkaç kez tekrar edebilmektedir. Dolayısıyla elde edilen sonuçlara göre, bildirilen rakamın çıkan rakam her neyse en yüksek rakama yakın olduğu görülmüştür. 6 rakamı çıkmadıysa 6 çıktığı yalanını söylememişler ancak ona en yakın çıkan rakamı bildirmişlerdir.

Mark, normal şartlarda banka personelinden ihtiyacı olan paradan çok daha fazlasını talep edebilirdi. Ancak bunun yerine yalnızca kirasını karşılayacak ücreti talep etmesi, onun vicdanını rahatlatabileceğini düşündürmektedir. Gerçeğin dışına sapmadan, dürüstlük algısını tamamen yitirmeden bu ölçülü yalanı sistemin adaletsizliğine karşı çıkarı için kullanmış olabilir. Yani amacı başından beri “her şeyi elde etmek” değil, ihtiyaçlarını etik sınırlardan ve gerçeklikten fazlaca sapmadan karşılayabilmektir.

Mark, bir dönem kendini yalan söyleme davranışının verdiği sarhoşluğa kaptırdıysa da zamanla içinde bulunduğu durumun yarattığı duygudurum artık göz ardı edemeyeceği bir noktaya gelmiştir. Bu konuda onu aydınlatan ilk çarpıcı sahne, sevdiği kadın Anna ile bankta sohbet ettiği sahnedir. Anna ona “Zengin ve ünlü olmanın insanın genetiğini değiştirememesi ne üzücü. Oysa seni seviyorum. Zengin ve ünlü olmak insanın genetiğini değiştirir mi?” sorusunu yönelttiğinde Mark bir süre düşünmüş ve en nihayetinde “Hayır, değiştirmez. Çocuklarımız domuzcuk burunluk, küçük ve şişman olur,” demiştir. Çünkü Mark, Anna’nın onun yalanına değil, “gerçek Mark’a” aşık olmasını, tamamen dürüst ve samimi bir ilişki yaşamayı istemiştir. Onun için gerçek galibiyet, yalanla elde edilen bir aşk değil, samimiyettir. Nitekim yalan söyleyebilen birinin dürüst olmayı seçebilme özgürlüğüne sahip olması, dürüstlükten başka seçeneği olmayan birinin dürüst olmasından çok daha kıymetlidir. Bunun anlamını idrak etmiş olmalı ki annesinin mezarında onunla sohbet eden Mark, “Hiç mutlu değilim. Yaptığım bunca şeye rağmen mutlu değilim. Çünkü insanlar gerçek isteklerine kulak vermiyor. Bu yüzden de hayat boyu kaybetmeye mahkûmum. Bu yüzden hep yalnızım,” demiştir.

Dürüstlüğün Bedelleri

Dürüstlük artık çok mu pahalı? Oysaki dürüst olabilmek, tıpkı yalan söylemek gibi bir tür beceridir. Yalanın icadı, aslında insanoğlunun bir özgürleşme mücadelesidir. Evet, dürüstlük elbette pahalıdır; zira dürüst olabilmek, insanın arzularını ve çıkarlarını gözden çıkarabilmesini gerektirir. Pragmatik yalanlardan dürüstlüğe uzanan bu uzun yol, insanın seçim hakkı elinde bulunan bir canlı olarak sorumluluğunu gösterir. Evet, dürüstlük pahalıdır ancak ödenen bedel buna değerdir.

Bu konuya dair hazırladığım podcasti Spotify platformu üzerinden de dinleyebilirsiniz.

Podcast Adı: Çok Sesli Solo

24. Bölüm | Dürüstlüğün Yükü, Yalanların Hafifliği: Spotify Linki

Sinem Nur Kadıoğlu
Sinem Nur Kadıoğlu
Sinem Kadıoğlu, psikoloji 3. sınıf öğrencisi olarak eğitim hayatına devam etmekte, bir dijital yayın platformunda ruh sağlığı ve toplumsal konularda haftalık podcast yayıncılığı yapmaktadır. Akademik eğitim hayatı boyunca klinikler, hastaneler ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında staj deneyimi edinmiştir. İlgi alanlarında, bağımlılık, çocukluk çağı travmaları, depresyon, bilişsel davranışçı terapi ve varoluşçu psikoterapi yer almaktadır. Psikoloji bilimini aktif öğrencilik döneminde başvurduğu araştırma projeleri doğrultusunda keşfetmek, yeni ilgi alanlarına yönelmek ve sonrasında mesleğinde uzmanlaşarak öğrendiği bilgileri diğerleriyle paylaşarak güçlendirmek isteyen yazar, alanında yaptığı okumalara ve çalışmalara devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar