Sosyal Medyada “ANNE” Olarak Görünür Olmak ya da Olamamak…
Gerçek ile gösterilen arasındaki görünmez mesafe
Bir bebek uyumuş. Ev sessiz. Mutfak düzenli. Anne bakımlı. Kahvesi hâlâ sıcak. Bebeğin kıyafetleri birbiriyle uyumlu, odası sakin tonlarda hazırlanmış. Birkaç saniyelik videoda annelik huzurlu, düzenli ve sanki kendiliğinden ilerleyen bir süreçmiş gibi görünüyor. Ekranın diğer tarafında ise başka bir anne aynı videoyu belki günlerdir hiç uyumamışken izliyor. Evi toparlanmayı bekliyor, kahvesini ne zaman yaptığını bile hatırlamıyor, bebeğinin neden ağladığını anlamaya çalışıyor, bunu düşünürken tükenmiş hissediyor ve gün boyunca kendisine ayırabildiği birkaç dakikayı telefon ekranına bakarak geçiriyor. Tam o sırada zihninden küçük ama ağır bir düşünce geçebiliyor: “Ben neden böyle/ onun gibi yapamıyorum?” Belki de sosyal medyanın annelik üzerindeki en görünmez etkisi tam burada başlıyor. Çünkü ekranda görülen görüntü her zaman yanlış değildir. O sakin ev gerçekten sakin olabilir, o anne gerçekten mutlu olabilir, bebeği gerçekten o gün kolay uyumuş olabilir. Sorun, gördüğümüz anın gerçek olup olmamasından çok, gerçeğin ya da bizim gerçeğimizin ne kadarını temsil ettiğidir. Bir hayatın birkaç saniyesi, bütün bir hayat değildir.
Annelik Değişirken Beklentiler de Değişiyor
Bir bebeğin dünyaya gelişi yalnızca annenin günlük rutinin değişmesi anlamına gelmez. Bedeni, uykusu, ilişkileri, sorumlulukları, zamanı ve kendisiyle kurduğu ilişki de bu yeni dönemin içerisinde yeniden şekillenebilir. Ancak unutulmamalıdır ki değişimin olduğu yerde uygun koşullar sağlandığında dönüşüm de mümkündür. Özellikle doğum sonrası dönem; bedensel iyileşmenin, hormonal değişimlerin, uyku bölünmelerinin ve yeni bir sorumluluğa uyum sağlamanın aynı anda yaşanabildiği oldukça hassas ve doğal bir süreçtir. Bazı anneler bu döneme daha kolay uyum sağlarken bazı anneler için süreç çok daha zorlayıcı olabilir. Bazı annelerde ise doğum sonrası depresyon (postpartum) gibi profesyonel destek gerektirebilen ruhsal sorunlar gelişebilir. Her zaman söylediğimiz “her bireyin biricik ve sürecinin kendine has olduğunun” belki de en çok altının çizilmesi gereken dönemlerden biridir bu… Dolayısıyla aynı dönemi yaşayan iki annenin aynı duyguları hissetmesini, aynı hızda toparlanmasını ya da aynı şekilde işlev gösterebilmesini beklemek gerçekçi değildir. Ancak sosyal medya çoğu zaman bize koşulları değil, sonuçları gösterir. Yalnızca doğum/annelik sürecinde değil, bu da sosyal medyanın gerçeklerinden biridir ve bunu kabul edip ilerlemek çok daha işlevsel olabilir. Bebeği uyuyan anneyi görürüz; o uykuya geçişten önce geçirilen saatleri görmeyebiliriz. Düzenli evi görürüz; o evin toparlanmasında başka birinin desteğinin olup olmadığını bilmeyebiliriz. Kendisine zaman ayırabilen anneyi görürüz; bebeğiyle ilgilenmesine yardımcı olan bir destek sisteminin bulunup bulunmadığını bilmeyebiliriz. Gülümseyen yüzü görürüz; günün geri kalanında neler hissedildiğini bilmeyebiliriz. Ve bilmediğimiz bütün bu koşulların üzerine, kendi hayatımızı koyup karşılaştırmaya başlayabiliriz.
“Herkes Yapabiliyorsa Ben Neden Yapamıyorum?”
Sosyal medyada karşılaştırma yeni bir durum değil. Fakat annelik söz konusu olduğunda karşılaştırmanın dokunduğu yer çok daha hassas olabilir. Çünkü anne yalnızca “Yeterince iyi görünüyor muyum?” diye düşünmeyebilir. “Yeterince iyi bir anne miyim?” diye düşünmeye başlayabilir. İşte bu iki soru arasında önemli bir fark vardır. İkincisi yalnızca yapılan bir işi değil, annenin kendisini ve bebeğiyle kurduğu ilişkiyi değerlendirmesine neden olabilir. Bebeği beklediği kadar uzun uyumadığında, emzirme ya da beslenme süreci planladığı gibi ilerlemediğinde, ev düzenini sağlayamadığında, eski rutinine dönemediğinde ya da yalnızca çok yorulduğunda karşısına sürekli “mükemmel” görüntülerinin çıkması, zaten hassas olan iç sesini daha da görünür hâle getirebilir: “Ben bir şeyi yanlış yapıyorum.” “Diğer anneler benden daha iyi başa çıkıyor.” “Neden sadece ben bu kadar zorlanıyorum?” “Bebeğim için yeterli miyim?” Oysa burada gözden kaçan önemli bir gerçek vardır: Anne kendi bütün gününü, başka bir annenin seçilmiş birkaç dakikasıyla karşılaştırıyor olabilir.
Görünmeyen Şey: Destek
Sosyal medyada anneliğin belki de en az görünen taraflarından biri destektir. Bir annenin bebeğiyle sakin bir sabah geçirebilmesinin arkasında ilgili bir eş, yakın bir aile üyesi, ekonomik olanaklar, profesyonel yardım ya da güçlü bir sosyal çevre bulunabilir. Başka bir anne ise aynı süreci büyük ölçüde yalnız yürütüyor olabilir. Dışarıdan bakıldığında ikisi de “anne”dir. Fakat taşıdıkları koşul ve yükleri eşit değildir. Bu nedenle yalnızca ortaya çıkan sonuç üzerinden karşılaştırmak, başlangıç koşullarını görmezden gelmek anlamına gelir. Birinin daha fazla dinlenebilmesi onun daha güçlü olduğunu; başka bir annenin yorulması ise daha yetersiz olduğunu göstermez. Bazen gördüğümüz fark annelik becerisinden değil, annenin sahip olduğu destekten kaynaklanır. Belki de bu yüzden “Neden onun gibi yapamıyorum?” sorusundan önce sorulabilecek başka bir soru vardır: “Onun sahip olduğu koşulların hangilerine ben sahibim?”
Annelik Bir Performansa Dönüştüğünde
Sosyal medya yalnızca başkalarının hayatlarını izlediğimiz bir alan olmaktan çıktığında ve nasıl yaşamamız gerektiğini belirleyen görünmez bir ölçüte dönüştüğünde, annelik de farkında olmadan bir performans alanına dönüşebilir. Nasıl doğum yapılmalı? Bebek nasıl uyutulmalı, beslenmeli? Anne ne kadar sürede eski rutinine dönmeli? Ev nasıl görünmeli? Bebekle geçirilen zaman nasıl değerlendirilmeli? Anne kendisine ne kadar zaman ayırmalı? Bir süre sonra her başlığın altında yeni bir “doğru” ortaya çıkabilir. Üstelik bu doğrular çoğu zaman birbiriyle de çelişir. Bir içerik anneye kendisine zaman ayırması gerektiğini söylerken başka bir içerik ise bebeğiyle geçirdiği her anın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatabilir. Biri düzenin önemini anlatırken diğeri gelişim için yapılması gerekenleri sıralayabilir. Anne ise bütün bu önerilerin ortasında bir noktada şunu hissedebilir: “Ne yaparsam yapayım bir tarafı eksik kalıyor.” Belki de sorun annenin eksik olması değildir. Belki de aynı anda karşılaması beklenen standartların fazlalığıdır.
Bazen En Zor Duygu Mutlu Olmadığını Söyleyememektir
Annelikle ilgili sosyal medya içeriklerinde sevgi, bağlanma ve mutluluk doğal olarak çok görünürdür. Ancak annelik yalnızca tek bir duygudan oluşmaz. Bir anne bebeğini çok severken aynı anda yorulabilir. Bebeğine kavuştuğu için mutlu olurken eski yaşamını özleyebilir. Minnettarlık hissederken yalnız hissedebilir. İyi bir anne olmaya çalışırken bazen hiçbir şey yapmak istemeyebilir. Yardıma ihtiyaç duyabilir. Bunlar birbirini geçersiz kılan duygular olmak zorunda değildir. Fakat çevresinde anneliğin yalnızca mutlu tarafını gördüğünde anne kendi zorlayıcı duygularını bir sorun gibi yorumlamaya başlayabilir. “Böyle hissetmemem gerekiyor.” İşte bazen asıl yük, yaşanan duygunun kendisinden çok bu cümlenin içerisinde büyür. Özellikle doğum sonrası dönemde yoğun ve uzun süren çökkünlük, belirgin kaygı, günlük yaşamı sürdürmekte ciddi zorlanma gibi belirtiler yalnızca “anneliğin doğal yorgunluğu” olarak geçiştirilmemelidir. Böyle durumlarda profesyonel destek almak, annenin yaşadığı güçlüğün görülmesi açısından önemlidir.
İzlediğin Ekranı Değil, Sahip Olduğu/Olduğun Koşulları Hatırlamak
Sosyal medyadan tamamen uzaklaşmak herkes için gerekli ya da mümkün olmayabilir. Üstelik sosyal medya anneler için yalnızca karşılaştırma alanı değildir; bilgiye ulaşmayı, deneyim paylaşmayı ve benzer süreçlerden geçen diğer annelerle bağ kurmayı da sağlayabilir. Belki de mesele sosyal medyayı hayatımızdan çıkarmaktan çok, gördüğümüz içeriği hangi gözle izlediğimizi fark etmektir. Bir paylaşım sonrasında kendisini daha yetersiz hisseden anne, bir an durup şunları düşünebilir: “Şu anda bir hayatın tamamını mı görüyorum, seçilmiş bir anını mı?” “Bu annenin sahip olduğu koşulları biliyor muyum?” “Gördüğüm şey bana gerçekten yardımcı mı oluyor, yoksa kendimi sürekli ölçmeme mi neden oluyor?” “Bu hesabı takip ettikten sonra kendime karşı daha anlayışlı mı, daha acımasız mı oluyorum?” Çünkü bazen sosyal medya kullanımında yapılabilecek en koruyucu değişiklik ekrana daha az bakmak değil, ekranda görülen şeyi bir ölçü olarak kullanmayı bırakmaktır.
Belki de “İyi Anne” Tek Bir Görüntüye Benzemiyordur
Annelik sosyal medyada estetik bir görüntüye sığabilir. Gerçek hayatta ise çoğu zaman sığmaz. Gerçek annelik bazen düzenli bir evde geçirilen sakin bir sabah olabilir. Bazen bebeğini kucağında tutarken soğumuş kahvesini üçüncü kez ısıtmaktır. Bazen ne yaptığından çok emin olmaktır, bazen aynı gün içerisinde defalarca “Doğru mu yapıyorum?” diye düşünmektir. Ve bunların hiçbiri tek başına bir annenin yeterliliğini ölçmez. Belki de annelerin daha fazla “nasıl olması gerektiğini” anlatan görüntülere değil, anneliğin farklı hâllerinin de var olabileceğini hatırlatan alanlara ihtiyacı vardır. Çünkü sosyal medyada gördüğümüz annelik ile yaşanan annelik arasındaki mesafeyi kapatmanın yolu bütün annelerin aynı görüntüye yaklaşması değildir. Tam tersine, tek bir doğru annelik görüntüsü olmadığını hatırlamaktır. Bir sonraki kez ekranda kusursuz görünen bir annelik anıyla karşılaşıldığında belki de soru: “Ben neden böyle değilim?” olmamalı. Belki şöyle olmalı: “Kendi hayatımın tamamını, neden başka bir hayatın birkaç saniyesiyle ölçüyorum?”

