Perşembe, Aralık 4, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Coraline (2009): Kaybolan Kimlik, Görülme Arzusu ve Özneleşme Üzerine Bir Psikolojik Analiz

Coraline ve Modern Ailenin Yansıması

İlk bakışta çocuklara yönelik bir animasyon gibi görünen Coraline (2009), aslında modern dünyanın aile yapısına tuttuğu bir aynadır.
Çocukların en temel duygusal ihtiyacı olan “görülme arzusu”, filmde bir kimlik çatışmasına dönüşür.

Coraline, duygusal olarak görülmeyen bir evde büyür. İşkolik ebeveynleri kendi dünyalarına gömülmüş, ona vakit ayıramaz hâle gelmiştir. Günlerini çalışarak geçirirler; bahçecilik üzerine yazılar yazarlar ama toprağa dokunmaktan bile kaçınırlar.
Bu durum, modern dünyanın ironisini yansıtır: insanlar artık sevdikleri işleri değil, yapmaları gereken işleri yerine getirir hâle gelmiştir.

İçsel Boşluk ve Benlik Arayışı

Coraline, ailesinin ilgisizliği nedeniyle kendini fark edilmemiş hisseder ve bu durum iç dünyasında derin bir boşluk yaratır.
Fark edilmek, sevilmek ve değerli hissetmek isteği giderek yoğunlaşır; işte bu arzu, onun benliğini bulma yolculuğunun temelini oluşturur.

Coraline’ın gözlem yeteneği ve meraklı yapısı, bu boşluğu doldurma arzusunu tetikler. Ancak anne ve babasının ilgisizliği, onun dikkatli bakışını bile fark etmez. Bu durum, çocuklukta sevgi eksikliğinin nasıl bir kimlik kırılması yaratabileceğini gösterir.

Öteki Dünya ve İlk Görülme Deneyimi

Bu yolculuk, evde bulduğu gizli bir kapının ardına geçmesiyle başlar ve Coraline’ı tamamen farklı bir dünyaya götürür.
Burada annesi, “öteki anne” olarak karşısına çıkar. Gerçek annesinden farklı olarak öteki anne her isteğini yerine getirir, sevgi doludur ve ilgisini esirgemez.

Coraline, ilk kez bu kadar çok görülür ve sevilir.
Ancak bu dünyada neredeyse herkesin gözleri düğme ile kaplıdır; yalnızca arkadaşı kara kedi’nin gözleri gerçektir.

Kara kedi, bağımsız bakışın sembolüdür. Ne tamamen Coraline’ın ne de öteki dünyanın tarafındadır; arada bir yerde durur ve Coraline’a kendi gözleriyle görmeyi, bağımsız bir özne olarak var olmayı hatırlatır.

Öznelleşme ve Lacan’ın Ayna Evresi

Bu büyüleyici dünya kısa süre sonra Coraline’a gördüğü her şeyin bir bedeli olduğunu fark ettirir.
Öteki anne, Coraline’a gözlerini düğme ile değiştirmesini teklif eder.
Bu, öteki dünyada kalmanın bedelidir: sonsuza kadar “görülür” olmanın karşılığı, kendi bakışından ve özgürlüğünden vazgeçmektir.

Coraline’ın bu teklif karşısındaki tutumu, onun gerçek anlamda öznelleşme yolculuğunun başlangıcını oluşturur.

Lacan’a göre özne, kendi kimliğini doğrudan kuramaz; benlik, her zaman “öteki”nin bakışı aracılığıyla şekillenir.
Birey, kendini başkasının gözünde gördüğü yansıma üzerinden tanır.
Bu, Lacan’ın “ayna evresi (mirror stage)” olarak adlandırdığı süreçte görülür.

Çocuk, aynadaki yansımasıyla ilk kez bir bütünlük hissine kavuşur; ancak bu bütünlük, öznenin dışsal bir imgeyle özdeşleşmesinden doğan bir yanılsamadır.
Dolayısıyla özne, içsel bir özden değil, ötekinin yansıttığı imgelerden türetilir.

Coraline da gerçek dünyada bu ayna deneyimini yaşayamamıştır.
Anne ve babasının yoğun çalışma temposu ve ilgisizliği, onun “görülme” arzusunu karşılıksız bırakır.
Bu nedenle Coraline, ebeveynlerinin bakışı tarafından onaylanamadığı için özneleşme sürecini tamamlayamaz.

Öteki dünyaya geçtiğinde ise, burada karşılaştığı “öteki anne” tarafından sevilir, dinlenir ve değerli hisseder.
Bu, Lacan’ın sözünü ettiği “tamlık yanılsamasının” yeniden kurulmasıdır.

Öteki annenin sunduğu sevgi, tıpkı aynadaki imge gibi bütünlük hissi verir; fakat bu görünürlük, özgürleştirici değil, teslimiyet getiricidir.
Coraline’ın benliği, ötekinin bakışı altında yeniden biçimlenir; yani Coraline, kendi arzusunu değil, ötekinin arzusunu yansıtır hâle gelir.

Coraline, gözlerine düğme dikilmesini reddettiğinde bu yanılsamayı kırar.
Bu reddediş, ötekinin bakışıyla tanımlanmayı bıraktığı, kendi görme biçimini savunduğu bir dönüm noktasıdır.

Lacan’ın özneleşme anlayışına göre, birey ancak ötekinin arzusuna teslim olmayı reddettiğinde gerçekten özne olur.
Coraline da bu kararıyla kendi benliğini kurmanın ilk adımını atar.
Artık yalnızca “görülmek” değil, kendi gözleriyle görmek istemektedir.

Freud Perspektifi: Narsistik İhtiyaçlar ve Doyum Arayışı

Freud’un perspektifinden bakıldığında, Coraline’ın yaşadığı içsel çatışma, narsistik ihtiyaçların karşılanmaması ve bunun sonucunda gelişen doyum arayışıyla ilgilidir.

Freud’a göre çocuk, benliğini kurarken sevgi, onay ve görülme gibi temel narsistik ihtiyaçlara sahiptir.
Ebeveynin koşulsuz ilgisi, çocuğun kendilik değerinin ve özgüveninin temelini oluşturur.

Bu ihtiyaçlar yeterince karşılanmadığında çocukta bir narsistik yaralanma meydana gelir; benlik yeterince beslenemez ve birey, bu eksikliği telafi etmek için dış dünyada sembolik nesnelere yönelir.

Coraline’ın ailesi, modern yaşamın gereklilikleri nedeniyle çocuğuna duygusal alan açamaz.
Onların sevgisi, Freud’un tanımıyla “koşullu sevgi” biçimindedir — yalnızca belirli davranışlara veya beklentilere bağlı olarak verilir.

Coraline’ın sürekli ebeveynlerinin ilgisini çekme çabası, bu narsistik yaralanmanın bir yansımasıdır.
Gerçek dünyada onaylanmayan Coraline, öteki dünyada karşılaştığı anne figüründe bu boşluğu doldurur.
Öteki anne, Coraline’a yoğun ilgi ve övgü göstererek ona “kusursuz” bir sevgi sunar.

Bu durum, Freud’un tanımıyla “libidinal yatırım” (libidinal cathexis) biçiminde ortaya çıkar:
Coraline, duygusal enerjisini bu sahte figüre yönlendirir ve onun sevgisi aracılığıyla kendini değerli hissetmeye başlar.

Sevgide Özdeşim ve Ötekinin Arzusuna Teslimiyet

Ancak bu ilişki, Freud’un “sevgide özdeşim (identification in love)” olarak adlandırdığı sürece dönüşür.
Coraline, öteki annenin sevgisini kaybetmemek için onun istediği çocuk olmaya çalışır; sevilmek uğruna kendi arzusundan vazgeçer.

Bu noktada Coraline’ın benliği, ötekinin arzusuna hapsolur.
Tıpkı Lacan’ın tarif ettiği gibi, özne ötekinin bakışı altında şekillenir.

Böylece film, Freud’un narsistik yaralanma kuramı ile Lacan’ın özneleşme süreci arasında güçlü bir paralellik kurar.

Sonuç: Özneleşme ve İçsel Değerin Kurulması

Coraline’ın dönüşümü, her iki kuramın da kesiştiği bir noktada anlam kazanır.
Freud’un “benlik ideali (Ichideal)” kavramına göre birey, sevgi nesneleri aracılığıyla kendine bir değer standardı kurar.

Coraline, öteki annenin sahte sevgisinden vazgeçtiğinde artık bu değeri dışsal onaydan değil, kendi içsel kabullerinden türetmeye başlar.
Aynı anda, Lacan’ın anlamında, “ötekinin arzusuna teslim olmamayı” başarır.

Filmin sonunda Coraline, ebeveynlerinin ilgisini tamamen kazanamasa da artık kendi varlığını başkalarının gözleriyle tanımlamayan bir özne hâline gelir.

Görülmek, özne olmanın tek koşulu değildir;
gerçek özneleşme, ötekinin bakışından ve arzusundan özgürleşerek kendi benliğini kurabilmekle mümkündür.

Kaynakça

  • Freud, S. (2013). Narsisizm: Benlik ve Nesne İlişkileri Üzerine Denemeler. İstanbul: Metis Yayınları.

  • Lacan, J. (2006). Ayna Evresi ve Özne Kuramı. İstanbul: Sel Yayıncılık.

Melissa Arslan
Melissa Arslan
Melissa Arslan, Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden lisans derecesi aldıktan sonra aile, ilişki, evlilik ve cinsel danışmanlık alanlarında çalışmalarına aktif olarak devam etmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), EMDR, Şema Terapi, ACT (Kabul ve Kararlılık Terapisi), NLP ve Aile Dizimi eğitimlerini danışanlarının yolculuklarında etkin biçimde kullanmakta; bireylerin ve ailelerin ihtiyaçlarına uygun olarak bu yöntemleri bütüncül bir yaklaşımla birleştirmektedir. Çocuklarla çalışmalarında oyun terapisi ve masal terapisi yöntemlerinden yararlanmakta, resim analizi ve çocuk testleri aracılığıyla ebeveynlere rehberlik sağlamaktadır. Ayrıca Ankara Sosyal Hizmet Merkezi’nde yürüttüğü staj kapsamında hem kurum hem de ev ortamlarında ailelerle çalışarak bireyleri doğal yaşam koşullarında gözlemleme fırsatı bulmuştur. Arslan, danışanlarının duygularını özgürce ifade edebilecekleri güvenli bir alan yaratmayı mesleki yaklaşımının merkezinde tutmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar