“Ben Hâlâ Böyle Hissediyorsam Gerçekten İyileşmiş Sayılır mıyım?”
Bu soru çoğu zaman yüksek sesle sorulmaz; insanın kendi içinde, en savunmasız yerlerinden birinde dolaşır.
Modern psikoloji dili bize duygularımızı anlamayı, örüntülerimizi fark etmeyi ve yaralarımızla temas etmeyi öğretti. Fakat bazen aynı dilin içinde başka bir beklenti de büyür: artık daha az üzülmemiz, daha az tetiklenmemiz, daha az ihtiyaç duymamız gerektiği düşüncesi.
Böylece insan yalnızca acısını değil, acısının hâlâ var olmasını da sorgulamaya başlar. Eski bir duygunun yeniden gelmesi, doğal bir dalgalanma olmaktan çıkıp “Demek ki hâlâ iyileşmedim.” cümlesine dönüşebilir.
İyileşmek: Bir Süreç mi, Bir Eşik mi?
Son yıllarda “iyileşmek” kelimesi hayatımızın neredeyse her alanına sızmış durumda. İlişkilerimizden, çocukluk yaralarımızdan, kaygılarımızdan, bağlanma stillerimizden ve tekrar eden duygusal döngülerimizden iyileşmek istiyoruz.
Bu istek son derece insani. Çünkü insan, canının yandığı yerden çıkmak, kendine daha güvenli bir iç alan kurmak ve aynı acının içinde sonsuza kadar kalmayacağını hissetmek ister.
Ancak bazen iyileşme arzusu, yaşamın içinde ilerleyen bir dönüşüm olmaktan çıkıp; yaşamın kapısında bekleten sessiz bir koşula dönüşebilir.
İnsan, iyileşmeyi hayatın içinde kurulacak bir ilişki değil de hayata tam olarak katılmadan önce tamamlanması gereken bir eşik gibi yaşamaya başlayabilir.
Belki de kavram karmaşası biraz da “iyileşmek” kelimesini çoğu zaman bedensel bir deneyimden tanıyor olmamızdan kaynaklanır.
Bir yerimiz ağrıdığında doktora gider, ilacımızı alır ve ağrının geçmesini bekleriz. Ağrı azaldığında kendimizi iyileşmiş sayarız.
Oysa psikolojik iyileşme çoğu zaman böyle işlemez.
Bir terapi seansı, bir içgörü, bir farkındalık ya da bir kez farklı tepki verebilmek; o duygunun bir daha hiç gelmeyeceği anlamına gelmez. İnsan aynı yerden yeniden tetiklenebilir. Bu durum değişmediğini değil, ruhsal değişimin doğrusal ilerleyen bir süreç olmadığını gösterir.
Kusursuz Bir Benlik Beklentisi
Psikolojik iyileşme, kusursuz bir benliğe ulaşmak değildir.
Tam da bu yüzden “iyileşmiş biri olma” beklentisi, insanın kendi kırılganlığına daha sert bakmasına neden olabilir.
Daha sakin, daha güçlü, daha az ihtiyaç duyan, daha az kırılan bir benlik hayali…
Oysa çoğu zaman iyileşme, insanın artık hiç acımaması değil; acı geldiğinde kendini tamamen terk etmemeyi öğrenmesidir.
Benlik Uyuşmazlığı ve İçsel Baskı
Higgins’in (1987) benlik uyuşmazlığı kuramı, kişinin olduğu hâli ile olmak istediği hâl arasındaki farkın duygusal zorlanmalar yaratabileceğini söyler.
“İyileşmiş benlik” beklentisi de çoğu zaman tam olarak böyle işler.
İnsan kendisini daha sakin, daha güçlü ya da daha az kırılgan olması gereken bir versiyonuyla karşılaştırdığında; hâlâ üzülmesini veya tetiklenmesini başarısızlık gibi görebilir.
Böylece kişi yalnızca yaşadığı duyguyla değil, o duyguyu hâlâ yaşıyor olmanın hayal kırıklığıyla da baş etmek zorunda kalır.
İyileşme Yorgunluğu: Kendini Sürekli İzlemek
Belki de “iyileşme yorgunluğu” tam da burada başlar: insanın kendisini anlamaya çalışırken, kendisiyle arasına görünmez bir gözlemci yerleştirmesinde.
Artık yalnızca üzülmez; neden üzüldüğünü, bunun hangi yaraya temas ettiğini, ne kadar sağlıklı ya da ne kadar “iyileşmemiş” olduğunu da düşünür.
İçgörü başlangıçta insanın kendisine açtığı bir kapı gibidir; fakat zamanla her duygunun sorguya çekildiği bir odaya dönüşebilir.
Bu durumda insan, kendi iç dünyasında bile rahatça var olamaz. Bir arzu, bir kırgınlık ya da bir zorlanma geldiğinde; onun bugüne mi yoksa geçmişten taşınan bir hassasiyete mi ait olduğunu anlamaya çalışır.
Farkındalık değerlidir. Ancak her tetiklenmeyi “Hâlâ iyileşemedim.” cümlesine çevirmek, insanın kendi sürecine karşı cezalandırıcı bir yerden bakmasına neden olabilir.
Bazen bir duygunun hemen analiz edilmeden önce yalnızca duyulmaya ihtiyacı vardır.
Ruhsal Değişim ve Nöroplastisite
Ruhsal değişimi fiziksel bir ağrının geçmesi gibi beklediğimizde, eski bir duygunun yeniden belirmesini kolayca başarısızlık gibi yorumlayabiliriz.
Oysa psikolojik değişim çoğu zaman eski tepkinin bir anda kaybolmasıyla değil; yeni bir tepkinin zamanla mümkün hâle gelmesiyle ilerler.
Nöroplastisite, beynin deneyim, öğrenme ve çevresel etkileşimlerle değişebilme kapasitesini ifade eder (Kolb & Gibb, 2011).
Bu, insanın geçmiş deneyimlerine mahkûm olmadığını gösterir. Ancak eski izlerin bir anda tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.
İnsan aynı duyguya yeniden temas edebilir; fakat onun içinde biraz daha az kaybolabilir, onu biraz daha erken fark edebilir ya da eskisinden farklı bir seçim yapabilir.
Psikolojik Esneklik ve Yaşamla Temas
Psikolojik iyileşmeyi bu nedenle “Artık hiç zorlanmamak.” olarak değil; zorlanmalarla kurulan ilişkinin değişmesi olarak düşünmek daha gerçekçi olabilir.
Hayes ve arkadaşlarının (2006) Acceptance and Commitment Therapy modeli içinde ele aldığı psikolojik esneklik, kişinin zorlayıcı düşünce ve duygularla temas hâlindeyken bile değerleri doğrultusunda davranabilme kapasitesiyle ilişkilidir.
Başka bir ifadeyle iyileşme; kaygının hiç gelmemesi değil, kaygı geldiğinde de yaşamın anlamlı tarafına doğru hareket edebilmektir.
İyilik Hâline Dönmek
Ryff’ın (1989) psikolojik iyi oluş modeli, iyi oluşu yalnızca mutlu hissetmekle açıklamaz. Öz-kabul, olumlu ilişkiler, yaşam amacı, özerklik, çevresel hâkimiyet ve kişisel gelişim gibi boyutları da içerir.
Bu bakış bize önemli bir şeyi hatırlatır:
İyi olmak, sürekli iyi hissetmek değildir.
Bazen iyi oluş; insanın kendi kırılganlığına rağmen yaşamla bağını sürdürebilmesidir.
Belki de iyileşmek, kendimizi sürekli düzeltmek değildir. Hâlâ hassas, hâlâ değişen, hâlâ bazen dağılan ama yine de yaşamın içinde yer alabilen bir insan olduğumuzu kabul etmektir.
Çünkü insan bazen iyileşince yaşamaya başlayacağını sanır.
Oysa çoğu zaman iyileşme; yaşamın içinde, eksik, kırılgan ve gerçek hâlimizle var olmaya izin verdiğimiz yerde başlar.
Referanslar
Hayes, Steven C., et al. “Acceptance and Commitment Therapy: Model, Processes and Outcomes.” Behaviour Research and Therapy, vol. 44, no. 1, Jan. 2006, pp. 1–25.
Higgins, E. Tory. “Self-Discrepancy: A Theory Relating Self and Affect.” Psychological Review, vol. 94, no. 3, 1987, pp. 319–340.
Kolb, B., & Gibb, R. (2011). Brain plasticity and behaviour in the developing brain. Journal of the Canadian Academy of Child and Adolescent Psychiatry, 20(4), 265–276.
Ryff, Carol D. “Happiness Is Everything, or Is It? Explorations on the Meaning of Psychological Well-Being.” Journal of Personality and Social Psychology, vol. 57, no. 6, 1989, pp. 1069–1081.

