Cumartesi, Mayıs 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Tanıdık Olanın Gücü: Neden Hep Aynı Döngüyü Yaşıyoruz?

Bazı insanlar hayatlarında farklı kişilerle karşılaşsalar bile, kendilerini hep benzer hikâyelerin içinde bulurlar. Farklı yüzler, farklı başlangıçlar… ama aynı hayal kırıklıkları, aynı tartışmalar, aynı kırgınlıklar.

Bir ilişki biter, ardından yenisi başlar. Başlangıçta her şey farklı gibi görünür. Ancak zamanla aynı duygular yeniden ortaya çıkar: anlaşılmama hissi, yalnızlık, değersizlik ya da sürekli çabalayan taraf olma hali.

Bu noktada insan kendine şu soruyu sormaya başlar:

“Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum?”

Tanıdık Olan Neden Güvenli Hissettirir?

İnsan zihni için tanıdık olan, her zaman güvenli olmasa bile öngörülebilir olandır. Öngörülebilir olan ise çoğu zaman daha az korkutucu gelir.

Çocukluk döneminde kurduğumuz ilişkiler, dünyayı nasıl algıladığımızın temelini oluşturur. Sevgiye ulaşmanın zor olduğu, duyguların yeterince görülmediği ya da ilginin koşullu olduğu bir ortamda büyüyen bir çocuk için ilişki, çaba gerektiren bir alan olarak öğrenilebilir. Yetişkinlikte bu öğrenilmiş kalıplar bilinçdışı şekilde tekrar edebilir.

Çünkü zihnimiz için tanıdık olan, bilinmez olandan daha az tehdit edici hissedilir.

Bu nedenle bazen sağlıklı bir ilişki bile başta yabancı gelebilir; oysa zorlayıcı olan ilişkiler, tuhaf bir şekilde daha tanıdık hissedebilir.

Aynı Döngüleri Tekrar Etmek Ne Anlama Gelir?

Hayatımızda tekrar eden döngüler çoğu zaman tesadüf değildir. Benzer kişilere yönelmek, benzer durumların içinde kalmak ya da benzer tepkiler vermek, geçmişte öğrenilmiş ilişki biçimlerinin bir yansıması olabilir.

Örneğin sürekli duygusal olarak mesafeli kişilere ilgi duymak ya da kendi ihtiyaçlarını geri planda bırakmak, bir zamanlar sevgiye ulaşmak için geliştirilmiş bir uyum biçimi olabilir. Bu durum çoğu zaman bilinçli bir seçim gibi yaşanmaz. Daha çok tanıdık bir senaryonun tekrar tekrar sahnelenmesi gibidir.

Çocukluk Deneyimlerinin Gölgesi

Bir çocuk için sevgi yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda hayatta kalmanın bir yoludur. Bu nedenle çocuklar, ebeveynlerinin sevgisini kaybetmemek için farklı yollar geliştirebilir: daha uyumlu olmak, duygularını bastırmak ya da sürekli çabalayan taraf olmak.

Bu stratejiler o dönemde işe yarayabilir. Ancak yetişkinlikte aynı stratejiler, kişinin kendini tekrar eden döngüler içinde bulmasına neden olabilir. Tanıdık olan, her zaman sağlıklı olan değildir. Bazen yalnızca geçmişte öğrenilmiş olanın devamıdır.

Döngüyü Fark Etmek Neden Zor Olur?

Bir döngünün içinde olmak çoğu zaman dışarıdan bakıldığında fark edilir. İçindeyken ise bunu görmek zor olabilir. İnsan zihni, alıştığı düzeni sürdürme eğilimindedir.

Aynı kalıpları tekrar etmek, kısa vadede tanıdık bir güven hissi yaratabilir. Ancak uzun vadede bu döngüler kişiyi yoran, hatta zaman zaman inciten bir yapıya dönüşebilir.

Bazen kişi, yaşadığı şeylerin tekrar ettiğini fark etse bile bunu değiştirmek kolay olmayabilir. Çünkü değişim, tanıdık olandan uzaklaşmayı ve belirsizlikle karşılaşmayı gerektirir.

Değişim Nerede Başlar?

Bir döngüyü kırmanın ilk adımı çoğu zaman onu fark etmektir. Hangi durumların tekrar ettiğini, hangi duyguların sık sık yaşandığını ve hangi ilişki biçimlerinin tekrarlandığını görmek, önemli bir başlangıç olabilir.

Değişim çoğu zaman büyük adımlarla değil, küçük farkındalıklarla başlar.

Kendine şu soruları sormak bile bir başlangıç olabilir:

  • Hayatımda tekrar eden duygular hangileri?
  • Benzer ilişkilerde kendimi nasıl bir rolde buluyorum?
  • Bu durum bana tanıdık gelen hangi geçmiş deneyimleri hatırlatıyor?

Bazen aynı döngüde kalmak, güçsüzlükten değil; tanıdık olanın verdiği sahte güven duygusundan kaynaklanır.

Değişmek İsteyip Değişememek Ne Anlama Gelir?

Birçok kişi hayatında tekrar eden durumları fark ettiğinde değişmek ister. Aynı hataları yapmak istemez, aynı duyguları yeniden yaşamak istemez. Ancak çoğu zaman istemek tek başına yeterli olmaz.

Çünkü değişim yalnızca yeni bir davranış denemek değil, aynı zamanda eski ve tanıdık olanı bırakmayı gerektirir. Tanıdık olan, ne kadar zorlayıcı olursa olsun bir tür güven hissi yaratabilir. Bu nedenle kişi değişmek istediğini söylese bile, bilinçdışı düzeyde eski kalıplara tutunmaya devam edebilir.

Değişememek çoğu zaman isteksizlikten değil, tanıdık olanı kaybetme korkusundan kaynaklanır. Çünkü yeni olan belirsizdir; belirsizlik ise çoğu zaman zihnimiz için korkutucu olabilir.

Bugün fark edilen her tekrar eden döngü, aslında değişim için atılmış önemli bir adımdır. Çünkü insan ancak gördüğü şeyi dönüştürebilir. Ve bazen iyileşme, tamamen farklı biri olmakla değil; kendine tekrar tekrar zarar veren o eski hikâyeyi fark edip artık aynı şekilde yaşamamayı seçmekle başlar.

Kaynakça

Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.

Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. New York: Guilford Press.

Fraley, R. C., & Shaver, P. R. (2000). Adult romantic attachment: Theoretical developments. Review of General Psychology, 4(2), 132–154.

Pelin Şahin
Pelin Şahin
Ben Klinik Psikolog Pelin Şahin. Lisans eğitimimi İstanbul Beykent Üniversitesi Psikoloji bölümünde tamamladım. Üniversite yıllarımda Fransız Lape Hastanesi’nde ve Prof. Dr. Sedat Özkan ile staj yapma imkânım oldu. Mezuniyetimin ardından bir yıl boyunca Fransız Lape Hastanesi’nde gönüllü psikolog olarak görev aldım. 2023 yılında İstanbul Okan Üniversitesi’nde Yetişkin Klinik Psikoloji yüksek lisans programına başladım. Bu süreçte Bilişsel Davranışçı Terapi, cinsel terapi, aile terapileri ve MMPI alanlarında çeşitli eğitimler aldım. Yüksek lisans bitirme projemi “Narsist Kişilik Bozukluğunda Sanat Terapisi ve Diyalektik Terapinin Önemi” üzerine hazırlayarak tamamladım. Şu an mesleki çalışmalarımı İstanbul’da sürdürüyor, bireylerin ruh sağlığına katkı sunabilmek adına alanda aktif olarak yer alıyorum. Seans sürecinde bireyin kendilik deneyimine, ilişkisel örüntülerine ve duygusal ihtiyaçlarına odaklanan bir yaklaşım benimsiyorum. Her danışanın yaşam öyküsünü kendine özgü bir bağlam içinde ele alıyor, güvenli ve yargıdan uzak bir terapötik alan yaratmaya özen gösteriyorum. Psikoterapinin, kişinin kendini daha yakından tanıması ve yaşamla kurduğu bağı yeniden inşa edebilmesi için güçlü bir araç olduğuna inanıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar