Değişim konusunda herhangi bir arzuya işaret eden bir cümleyi gündelik yaşantıda çoğumuz ya çevremizden duymuşuzdur ya da bizzat cümleyi kuran taraf biz olmuşuzdur. Genelde de ilk etapta oldukça pratik olan ve sürdürmesi basit bir durum gibi değerlendirilebilir.
Ancak tahmin edilenin aksine değişim çok daha komplike bir süreçtir.
Değişmekte zorlanan bir kişi hakkında iradesinin zayıf olduğuna yönelik yorumlar genellikle yaygındır. Ancak bu konu sadece bir irade ya da karar ile sınırlı olması mümkün olamayacak kadar karmaşık olabilmektedir. Çünkü insan zihni çok katmanlı bir yapıdan oluşur.
Bu tarz bir oluşum, birden fazla faktörün bir araya gelmesinden meydana gelir ve en temel önceliklerinden birisi içsel dengeyi korumak ve sürdürmektir.
Zihin Neden Tanıdık Olanı Seçer?
İnsan zihni, aşina olunanı muhafaza etmeye ve sürdürmeye meyilli olan bir yapılanmadır. Bu meyil, her zaman konfor anlamına gelmez. Fakat yine de bilinendir.
Hatta bazı zamanlar acı verici bile olabilir. Tanıdık olan; tahmin edilebilir ve önceden düşünülebilir olduğu için zihne bir tür güvenlik hissiyatı sunar.
Bu yüzden kişi, kendisine zarar veren bir ilişkiyi, alışkanlıkları ya da düşünce biçimini sürdürürken aslında “iyi” olanı değil, “bildiği” olanı seçiyor olabilir.
Bilinmeyen ise belirsizlik içerir ve belirsizlik, insan zihni için çoğu zaman tehdit olarak algılanır.
Yani buradaki ana etmen, seçilecek yolun iyi ya da kötü olması değil; daha önceden deneyimlenmiş bir yol mu yoksa bilinmeyen bir yol mu olduğudur.
Değişim Kimlik Algısını da Sarsar
Bir diğer önemli nokta, değişimin sadece davranış düzeyinde değil, kimlik düzeyinde de bir sarsıntı yaratmasıdır.
Bireyler kendilerini belli hikâyeler üzerinden tanımlar:
“Ben böyle biriyim.”
“Ben zaten hep böyleydim.”
Bu anlatılar, kişinin iç dünyasında bir bütünlük hissi yaratır. Ancak değişim kavramının kendisi, bu bütünlüğü tehdit eder. Çünkü yeni bir davranış, yeni bir düşünce ya da yeni bir ilişki biçimi; eski “ben” algısıyla çelişebilir.
Bu da içsel bir çatışma yaratır.
Kişi çoğu zaman bu çatışmayı yaşamamak için değişimden kaçınır ve tekrar tekrar aynı döngüleri yaşarken kendini bulur.
Aslında kişinin en temel yakınması ve zorlantısı, aynı zamanda bir tür koruma kalkanı hâline de gelebilir.
Duygusal Hafıza ve Korunma İhtiyacı
Duygusal dünya bağlamında ise değişim genellikle yitirme temasını da beraberinde getirir.
Yitirilen her zaman somut olmak zorunda değildir. Belki bir alışkanlıktan vazgeçmek, belki bir ilişkiyi dönüştürmek, belki de eski bir baş etme becerisini terk etmek anlamını taşır.
Ancak başvurulan bu baş etme stratejileri, her ne kadar bugün işlevsiz görünse de geçmiş dönemlerin birinde kişiyi korumuştur.
Dolayısıyla onları bırakmak, bilinçdışı düzeyde bir “korumasız kalma” hissi yaratabilir. Bu da değişimi zorlaştırır.
Unutulmamalıdır ki duygusal dünyamızın da kendine özgü bir hafızası vardır ve anılar bellekte güçlü izler bırakır.
İnsan Zihni Aynı Anda Çelişkili Duygular Taşıyabilir
İnsan zihni, çelişkili yaklaşımları aynı anda sürdürebilme kapasitesine sahiptir.
Bir yandan değişimi arzularken, diğer yandan mevcut düzeni korumak isteyebiliriz. Bu durum çoğu zaman “Neden yapamıyorum?” sorusuyla kendini gösterir.
Bu soru da kişiye zaman zaman kendisini yetersiz veya başarısız hissettirebilir.
Fakat burada çoğu zaman bir yetersizlikten ziyade, içsel dünyada yaşanan bir çatışma vardır.
Değişim arzusu ile değişim korkusu aynı anda var olabilir.
Bu çatışma çözülmeden, yalnızca motivasyonu artırmaya çalışmak kalıcı bir dönüşüm sağlamayabilir. Çünkü kişi bir yandan yeni bir yaşama yönelmek isterken, diğer yandan içindeki başka bir parça mevcut düzenin devam etmesini isteyebilir.
Bu oldukça doğal ve insani bir durumdur.
Değişim Bir An Değil, Bir Süreçtir
Değişimin zor olmasının bir diğer nedeni de bunun başlı başına bir süreç gerektirmesidir.
İnsan bazen değiştiğini düşündüğü bir noktada kendisini eski davranışların içinde bulabilir. Bu da “Hiç değişmiyorum” hissini doğurabilir.
Oysa bu durum çoğu zaman değişimin doğasının bir parçasıdır.
Psikolojik dönüşüm doğrusal ilerlemez. İnsan bazı dönemlerde ilerlediğini hissederken, bazı dönemlerde eski örüntülerine geri dönebilir. Ancak bu geri dönüşler, sürecin tamamen başarısız olduğu anlamına gelmez.
Bazen zihnin yeni dengeyi kurabilmesi için zamana ihtiyacı vardır.
Sonuç: Değişim Sabır ve Anlayış Gerektirir
Tüm bunlar göz önüne alındığında, değişimin zor olması aslında oldukça anlaşılır bir durumdur.
Bu zorluk, bir eksiklik değil; insanın psikolojik derinliğinin bir yansımasıdır.
Değişim, sadece yeni bir davranış kazanmak değil; aynı zamanda eskiyi anlamak, onunla vedalaşmak ve yeni bir iç denge kurmak demektir.
Bu yüzden değişim çoğu zaman bir karar anından çok, bir süreçtir.
Ve bu süreç; aceleden çok anlayış, farkındalık ve sabır gerektirir.


