Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocukluğunu Yaşayamayanlar: Parentifikasyonun Aile İçinde Görünmeyen Yüzü

“Çocukluğumu yaşayamadım” cümlesini söylemiş ya da duymuşsunuzdur. Bu cümleyi söyleyenlerin hikâyesi sadece kişisel his ve geçmişe dönük bir yakınma olarak görülse de psikoloji literatüründe bunun bir karşılığı vardır: parentifikasyon.

Parentifikasyon, çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun olmayan ebeveyn rolleri ve sorumluluklarını üstlenmesidir. Yani bir çocuğun oyun oynaması gerekirken, yetişkin gibi davranmak zorunda kalmasıdır. Dışarıdan “olgunluk” gibi görülen erken büyüme, aslında çocuğu hem fiziksel hem ruhsal sınırlarını zorlayan ve yetişkin yüklerinin altına iten bir süreçtir. Aile içinde bu durum farklı biçimlerde karşımıza çıkar.

Bakım İhtiyacı Olan Çocuktan Bakıcıya Dönüşen Çocuğa

Ailelerde parentifikasyonun en sık görülen biçimlerinden biri, kardeşlere bakma sorumluluğunun çocuğa verilmesidir. Bu yük çoğu zaman evin “en büyük” çocuğuna bırakılır. Ancak bu çocuk, yalnızca kendisinden sonra doğan kardeşine göre büyüktür. Özellikle ergenlik öncesi ya da ergenlik döneminde verilen bu sorumluluk, çocuğun gelişim sürecini ciddi biçimde etkiler.

Kimlik gelişiminin merkezde olduğu ergenlik döneminde, çocuk başkasının bakımından sorumlu tutulduğunda kendi gelişiminden uzaklaşır. Henüz kendi hayatını anlamlandırmaya çalışırken, başkasının sorumluluğunu taşımak çocuğun gelişim evresini tamamlayamamasına ve “küçük bir yetişkin” gibi davranmasına yol açar. Bu süreç yalnızca büyük çocuğu değil, küçük çocuğu da etkiler. Küçük çocuk, erken gelişim dönemlerinde annesinin sevgisine ve duygusal bağına ihtiyaç duyar. Böylece biri erken büyürken, diğeri ihtiyaç duyduğu duygusal bağı eksik yaşar.

Geçim Yükü Taşıyan Çocuk: Ekonomik Parentifikasyon

Parentifikasyon, maddi yükün çocuğa yansıtılmasıyla da ortaya çıkabilir. Maddi durumu yetersiz olan ailelerde ya da “hayatı erken öğrensin”, “sorumluluk alsın” gibi iyi niyetli ama hatalı düşüncelerle çocuk, ailenin geçimine ortak olmaya yönlendirilir. Bazen ebeveynler çocuğa doğrudan “çalışmalısın” demese bile, parasal sorunları onun yanında konuşmaları ya da kaygılarını yansıtmaları, çocuğu farkında olmadan bu yükün içine çeker. Bu durumda çocuk, açık bir talimat olmasa bile “Acaba aileme yük mü oluyorum?” “Ben de destek olmalıyım” gibi düşünceler geliştirmeye başlar. Böylece kendi gelişim döneminin doğal akışından uzaklaşır ve odağını ailenin maddi sıkıntılarına yöneltir. Zamanla bu düşünceler içsel bir baskı haline dönüşür ve davranışlara yansır. Erken yaşta yetişkin sorumluluklarıyla karşı karşıya kalır ve bu süreç, ekonomik bir mesele olmanın ötesinde çocuğun ruhsal sınırlarını zorlayan bir ebeveynleşme sürecine dönüşür.

Ebeveyn Çatışmalarında Arabulucu Olan Çocuk: Duygusal Düzenleyici

Aile yaşantısında sık karşılaşılan bir başka durum ise anne-baba arasındaki sorunlara çocuğun dâhil edilmesidir. Sürekli tartışan ailelerde çocuk, zamanla bir hakem rolüne itilir; dinlemesi, taraf tutması ya da arayı bulması beklenir. Çoğu ebeveyn destek olsun ya da durumu anlasın düşüncesiyle çocuğu sürecin içinde tutar. Ancak bir çocuğun yeri, ebeveynlerin ilişki sorunlarının ortası değildir. Normalde sorun çözen yetişkinlerdir. İki çocuk kavga ettiğinde, araya bir yetişkin girer. Tarafları dinler ve çözüm üretmeye çalışır. Bu durumda ise roller tersine döner ve çocuk, dinleyen, denge kuran kişi olur. Henüz kendi duygularını düzenlemeyi öğrenmesi gereken bir yaşta, başkalarının duygularını taşımak zorunda kalır. Zamanla “Ben toparlamazsam her şey daha kötü olur” hissiyle, kendini ilişkinin sorumlularından biri gibi hisseder. Sonuçta çocuk olmayı bırakır ve iki yetişkin arasında denge kurmaya çalışan küçük bir yetişkine dönüşür.

Kendi İsteklerini Erteleyen Çocuk: Duygusal Parentifikasyon

Parentifikasyonun en görünmez ama en ağır biçimlerinden biri, ebeveynin duygusal yükünü çocuğun omuzlarına bırakmasıdır. Bu durumda anne veya baba, kendi dertlerini ve yorgunluklarını sürekli çocuğa yansıtır. Ebeveynler çoğu zaman çocukları yetişkinmiş gibi görüp kişisel dertlerini anlatarak küçük yaşta kendilerine ait olmayan bir dert yükü taşımalarına sebep olurlar. Bu yük bazen de çoğumuzun duyduğu ya da çocukluğumuzdan hatırladığımız bazı cümlelerin içinde gizlidir. “Bugün çok kötü bir gün geçirdim, oyun oynama.” “Zaten bir sürü derdim var, bir de bununla uğraşamam.” Bu gibi cümleler tek başına masum görünebilir. Ancak çocuk için verdikleri mesaj çoğu zaman aynıdır: “Benim duygularım seninkilerden daha önemli, beni idare etmelisin.”

Bu noktada çocuk, oyun oynamak, ilgi istemek gibi çocukluğa ait ihtiyaçlarını geri çekmeye başlar. Ebeveynini üzmemek için kendi çocukluğundan feragat eder. Çocuk “istemiyorum” dese bile, içten içe “yapmalıyım” hissiyle hareket eder. Bu durumda çocuk yalnızca erken büyümez; aynı zamanda kendi duygularını bastırmayı öğrenerek büyür.

Duygusal Parentifikasyonun İlişkisel Boyutu

Son olarak, ebeveynlerin kendi sevgi ve şefkat ihtiyaçlarını çocuk üzerinden karşılamaya çalışması en önemli örneklerindendir. Bu tablo aralarında ciddi problemler olan çiftlerde veya boşanma sürecindeki ebeveynlerde görülür. Anne ve baba, kendi ilişkilerinde alamadıkları sevgiyi, görülmeyi ve onaylanmayı çocuktan beklemeye başlar. Çoğu zaman bir de “Kiminle kalacaksın?” “Kimi daha çok seviyorsun?” gibi sorularla karşı karşıya kalır. Çocuk için bu sorular, içinde kaygıya ve strese sebep olan unsurlara dönüşür. Birini seçtiğinde diğerini kaybetme korkusu ve suçluluk duygusu arasında kalır. Böylece çocuk, kendi duygularını değil, ebeveynlerinin duygularını düşünmek zorunda kalır. İhtiyacı olan sevgiyi yeterince alamamasına rağmen, iki yetişkinin duygusal açlığını doyurmaya ve ebeveynlerin arasında sürekli bir denge kurmaya çalışır. Bu yükle büyüyen çocuk, yetişkinlikte çoğu zaman sürekli suçluluk hisseden ve herkesi memnun etmeye çalışan birine dönüşür.

Kardeş bakan, ailesinin yükünü taşıyan, ebeveynlerinin duygularını düzenleyen ve aralarında denge kurmaya çalışan bu çocukların çocukluğu çoğu zaman sessizce ellerinden alınır. Bu yükle büyüyenler, yetişkinlikte de çoğu zaman ilişkilerinde, iş hayatında ve sosyal yaşamlarında çeşitli zorluklarla karşılaşabilirler. Kişi, çocukken taşıdığı yükü, yetişkin olduğunda sırtından indirmekte zorlanabilir. Belki de bu yüzden “Çocukluğumu yaşayamadım” cümlesi, bireyin yetişkinlikte karşılaştığı sorunların kökeninin yaşayamamış olduğu çocukluğunda yattığını fark etmesinin bir ifadesidir. Ve bu cümle sandığımızdan çok daha fazla hikâyenin ortak özeti hâline gelmiştir.

Kaynakça

Masiran, R., Ibrahim, N., Awang, H., & Lim, P. Y. (2023). The positive and negative aspects of parentification: An integrated review. Children and Youth Services Review, 144, 106709. https://doi.org/10.1016/j.childyouth.2022.106709

Borchet, J., Hooper, L. M., Tomek, S., Schneider, W. S., & Dębski, M. (2021). The relations among types of parentification, school achievement, and quality of life in adolescence. Journal of Child & Adolescent Trauma. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC8039449/

Akün, E. (2017). Çocukluktaki ebeveynleşme yaşantılarının özellikleri ve birey üzerindeki etkileri. Nesne Psikoloji Dergisi, 5(10), 219–246. https://www.nesnedergisi.com/makale/pdf/1506519571.pdf

Gülistan Aslan
Gülistan Aslan
Gülistan Aslan, Mardin Artuklu Üniversitesi Psikoloji Bölümü üçüncü sınıf lisans öğrencisidir. Eş zamanlı olarak İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi programında ikinci üniversite eğitimine devam etmektedir. 2025 yaz döneminde Kızıltepe Devlet Hastanesi’nin yetişkin polikliniği, çocuk polikliniği ve psikiyatri servisinde gerçekleştirdiği staj ile klinik gözlem ve uygulama deneyimi edinmiştir. Akademik ilgi alanları; çocuk psikolojisi, travma, çocukluk yaşantılarının yetişkinlik dönemindeki psikolojik işleyişe etkileri ve sosyo‑kültürel ile toplumsal dinamiklerin ruh sağlığı üzerindeki yansımalarını kapsamaktadır. Aslan, psikolojinin yalnızca kuramsal bir disiplin değil, bireylerin günlük yaşamlarında kullanabilecekleri bir rehber olduğunu savunmaktadır. Yazılarında empati, ruh sağlığının korunması ve psikolojik farkındalığın artırılmasını merkezine alarak; karmaşık psikolojik kavramları herkesin ulaşabileceği açık ve anlaşılır bir dille aktarmayı ve güncel yaşamın sorunlarını bu çerçevede ele almayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar