Telefonunuzu sadece saati kontrol etmek için elinize alıp, kendinizi iki saat sonra bildirimlere cevap verirken veya sosyal medyada hiç tanımadığınız insanların ürettiği içeriklerini tüketirken bulduğunuz oldu mu? Bu zaman sapması modern çağda neredeyse hepimizin başına gelse de, bazı zihinler için bu dijital dünyadan çıkış kapısını bulmak çok daha zor; özellikle de gençler için. Yeni yapılan bir araştırmaya göre dikkat eksikliği yaşayan gençlerin sosyal medyanın büyülü dünyasına kapılma riskinin diğer gençlere oranla 5 kat daha yüksek olduğunu gösteriyor. Peki sizce bu irade zayıflığı mı? Bilim bu noktada koca bir ‘hayır’ diyor. Öyleyse neden bazı zihinler özellikle de gençler sosyal medya girdabına daha fazla kapılıyor? O zaman parlak ekranların cazibesine bazı beyinlerin neden karşı koyamadığını ve bunu etkileyen birçok faktörlerin neler olduğuna yakından bakalım.
Beyindeki Dengesizlik: Gaz ve Fren Mekanizması
Daha önce de dediğim gibi bu durumu etkileyen birçok faktör var. Bunlardan bir tanesi genç beyinlerin gelişim takvimi ile alakalıdır. Beyindeki gelişimi “dengesizlik teorisi (imbalance theory)” ile açıklayabiliriz. Bu teori diyor ki ergenlikte beynin ‘ödül arayan’ kısmı yani ventral striatum çok aktiftir, ancak ‘kontrol eden’ kısım yani prefrontal korteks henüz tam gelişmemiştir. Özellikle de bu durum DEHB bireylerde daha belirgindir. Bu da demek oluyor ki sosyal medyadan gelen herhangi bir bildirim, etkileşim veya beğeni DEHB beyni için çekici hale geliyor. Bu durumu metaforlaştıracak olursak eğer gaz pedalı sonuna kadar basılı bir araba düşünelim fakat bu aracın durması için fren sistemi daha henüz monte edilmemiş. İşte DEHB beyni aynen böyle çalışır. Sosyal medyadaki her bildirim, gaz pedalına basan bir yakıttır adeta. Bu yüzden de sosyal medyada daha fazla vakit geçirirler veya etkileşimde bulunurlar. Bu sadece DEHB beyni için sosyal medyada fazla vakit geçirmesinin bir faktörü.
Sosyal Telafi ve Kaçış Motivasyonu
Bir diğer faktör DEHB beyninin sosyal medya kullanma motivasyonunu gösteriyor. 2025 yılında yapılan ve 500 genci inceleyen bir araştırma bu konuyu daha da açıklığa kavuşturdu. Gerçek hayatta gençlerin birçoğu sosyal medyayı hayattaki zorluklardan kaçmak ve mevcut arkadaşlarıyla sosyal medya aracılığıyla iletişimlerini korumak ve sürdürmek için kullanıyor. Bu gençler sosyal medyada sadece eğlenmek için gezmiyor. Gerçek hayattaki akran zorbalıkları veya zorlandıkları derslerinden kaçmak yani kısacası onları hayatta zorlayacak olan nedenlerden kaçış olarak sosyal medyayı kullanıyorlar. İşte DEHB beyni tam burada farklılık gösteriyor. DEHB beyninin motivasyonu zorluklardan kaçış olması ile birlikte sosyal telafi içinde daha fazla telefonda vakit geçiriyor. Bu gençler sosyal çevrede yaşadığı akran zorbalığı, dışlanma gibi durumlarla başa çıkabilmek adına sosyal çevreden uzaklaşıyor ve daha fazla sosyal medyada vakit geçirmeye hatta gerçek hayatta kuramadığı ilişkileri dijital mecrada kurmaya çalışıyor. Ancak biliyoruz ki sanal dünyada kurulan bu bağlar, gerçek dostluğun yerini tutmadığı gibi, kişiyi daha olumsuz ve riskli içeriklerin tüketilmesine doğru itebiliyor. Yalnızlıktan kaçarken aslında daha da yalnız olma riski artıyor.
Tehlike Sinyalleri ve Çözüm Yolları
Peki, sosyal medyanın bizim için artık tehlikeli bir tarafa evrildiğini nasıl anlarız? Eğer sosyal medya kullanımı uykunuzdan, hobilerinizden veya sevdiklerinizle geçirdiğiniz zamandan çalıyorsa ve durmak istediğinizde huzursuzluk hissediyorsanız bu görece zararsız alışkanlık artık zararsız olmayabilir. Fakat uzmanlar için bu durum çözümsüz bir sorun değil. Yapılan araştırmalar uyku düzeni ve ekran süresi arasındaki ilişkinin kuvvetli olduğunu gösteriyor. Gece telefon ile yatağa girmek sadece uykunuzu kaçırmak ile kalmıyor iradenizi de eritiyor. Yorgun bir zihin dur demekte daha çok zorlanır ve bu durum bir kısırdöngü haline gelir.
Bir diğer kritik adım ise bakış açımızı değiştirmek. Sadece ekran süresine yani kişinin kaç saat çevrimiçi olduğuna odaklanmak yanıltıcı olabilir. Asıl odaklanmamız gereken şey sosyal medya kullanım motivasyonlarıdır. “Sosyal medyadayım çünkü…” ile başlayan cümlelerle aslında bunu öğrenebiliriz. Bu noktada kendimize sorduğumuz sorularda veya kullandığımız cümlelerde suçlayıcı olmamak önem arz ediyor. Daha çok çözüm odaklı bir yaklaşımla sorunu daha iyi analiz edebilir ve ona göre aksiyon alabiliriz. Kendimizi burada gözlemlemek çok önem arz ediyor. Çünkü gerçek hayattaki yalnızlığı, akademik baskıyı veya duygusal zorlukları yönetmeyi öğrenmeden telefonu elinden almak, sadece semptomu bastırır. Unutmayalım ki gerçek hayatta kurulan sağlıklı bağlar, hiçbir algoritmanın sunamayacağı en güçlü iyileştiricidir.
Kaynakça
Dekkers, T. J., & van Hoorn, J. (2022). Understanding problematic social media use in adolescents with Attention-Deficit/Hyperactivity Disorder (ADHD): A narrative review and clinical recommendations. Brain Sciences, 12(12), 1625. https://doi.org/10.3390/brainsci12121625
Thorell, L. B., Dorrestein, M., Wurth, P., Burger, M., Properzi, L., & Nutley, S. B. (2025). Problematic social media use in individuals with ADHD: Associations with screen time, motives, content, and psychosocial functioning. International Journal of Mental Health and Addiction. https://doi.org/10.1007/s11469-025-01582-3


