Boşanmanın giderek sıradan ve tek çözüm yolu olarak görülmesi üzerine konuşmak istiyorum. Boşanma, bazı durumlarda sağlıklı ve gerekli bir karardır. Ancak bu karar, sürdürülemez hâle gelen, şiddetin ve mutsuzluğun kendini gösterdiği evliliklerde normal, aynı zamanda da gerekli karşılanır. Çiftlerin her krizi boşanma ile sonuçlandırması ise boşanmanın sıradanlaşmasını gösterir. Çünkü evlilikteki her sorunu boşanma ile çözmeye çalışmak, hem problem çözebilme becerisine ket vurur hem de tarafların evlilik gibi ciddi bir kurumu sıradan hâle getirerek içindeki anlamı boşaltmasına neden olur.
Bu yazımda ilk olarak boşanmanın normal olduğu durumlardan bahsedeceğim. Çünkü evlilik kadar boşanma da normal olup, her iki taraf için de en sağlıklı ve gerekli kararlardan biri olabilir. Ardından normalleşme ile sıradanlaşmanın birbirinden ayrıldığını vurgulayarak makalenin aslında en önemli noktasını anlatıyor olacağım. Bu önemli noktadan sonra, neden bu kadar kolay vazgeçiyoruz, neden boşanmayı ilk çözüm yolu olarak tercih ediyoruz, bu noktayı konuşuyor olacağım. Son olarak da her çatışmanın bir boşanma sebebi olmadığının altını çizerek yazımı sonuca bağlayacağım. Keyifli okumalar dilerim.
Boşanmanın Normalleşmesi
Toplumsal değişime uğrayan ailenin oluşturduğu yeni nesil aile modelinde, evlilik kadar boşanma da normalleşmiştir (Aktaş, 2015). Artık boşanmak eskisi kadar imkânsız ve zor değildir. Tam tersine, evlilik nasıl normalse boşanma da o kadar normal hâle gelmiştir. Boşanmak kulağa olumsuz gelse de aslında her zaman olumsuz bir gelişme değildir. Şiddetli geçimsizliğin yaşandığı, evliliğin sürdürülemediği ve mutsuzluğun hâkim olduğu evliliklerde boşanma, olumlu bir toplumsal gelişme olarak değerlendirilmektedir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Boşanmanın toplumsal olarak kabul gören bir seçenek hâline gelmesi ile her anlaşmazlıkta ilk çözüm olarak görülmesi aynı şey değildir. İşte bu noktada normalleşme ile sıradanlaşma arasındaki farkı konuşmak gerekir.
Normalleşmek ile Sıradanlaşmak Aynı Şey Değildir
Boşanmanın normalleşmesi konusundan yukarıda bahsetmiştim, şimdi ise boşanmanın sıradan hâle gelişinden bahsedeceğim. Burada “sıradanlaşma” ile ifade etmeye çalıştığım şey, boşanmanın ilişki içinde karşılaşılan her güçlükte akla ilk gelen çözüm hâlini almasıdır. Evlilik aslında iki farklı karakterin bir araya getirdiği; farklı iletişim biçimlerini, kültürleri, krizi yönetebilme becerilerini, hayata bakış açılarını, zevkleri, renkleri ve ailelerinden getirdiklerini içinde barındıran bir yapıdır. Ortada birbirinden her anlamda farklılaşan iki kişinin bu farklılıklarla tek bir hayatı paylaşması kusursuz ve sorunsuz olmayacaktır.
Elbette fikir ayrılıkları yaşanacak, iletişim sorunları olacak, rol dağılımında krizler yaşanacaktır. Bunların her biri ve daha fazlası, evliliğe adım atan çiftlerin karşılaştığı, aynı zamanda da karşılaşacağı doğal zorluklardır. Bu zorluklar, çiftlerin anlaşamadığı, birbirlerine uygun olmadığı ya da evliliğin bitmesi gerektiği anlamına gelmez. Aksine, tarafların problem çözebilme yeteneklerini ortaya koyarak ortak bir yol belirlemesi anlamına gelir.
Eğer her çatışmada “yapamıyoruz, olmuyor, boşanalım” düşüncesiyle karşı karşıya kalınıyorsa, problem yalnızca ilişkide değil, kişilerin çatışmayla baş etme biçimindedir. Evet, şiddetin olduğu, mutsuzluğun olduğu, yürümeyen bir evlilik varsa boşanma taraflar için sağlıklı ve normal olabilir; ama evliliğin getirdiği doğal zorluklar için boşanmak normal değildir, bir sıradanlaşma, sorunla baş etmekten kaçma biçimidir.
Boşanmanın bu kadar sıradanlaşmasının, ilişkilerin kullanım ömrünün dolmasının günümüzün tüketim kültürüyle ilgili olduğunu belirtmek isterim. Günümüzde hız kültürü, anında tatmin beklentisi ve “olmuyorsa yenisini bul” anlayışı yalnızca tüketim alışkanlıklarını değil, kişiler arası ilişkileri de etkileyebilmektedir. Böyle bir ortamda bazı bireyler, ilişkiyi geliştirmek yerine ilişkiden vazgeçmeyi daha kolay bir seçenek olarak görebilmektedir.
Elbette bu değerlendirme; şiddet, istismar, bağımlılık, sürekli aldatma veya bireyin güvenliğini tehdit eden durumlar için geçerli değildir. Bu gibi durumlarda boşanma, bireyin kendini koruması açısından sağlıklı ve gerekli bir karar olabilir.
Neden Bu Kadar Kolay Vazgeçiyoruz?
Boşanma ve erken boşanmaların artmasında eşler arası denklik meselesi önemlidir (Kaya & Tan Eren, 2020). Eşlerin sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik ve inanç gibi açılardan birbirlerine denk olması, evliliğin sürdürülebilir olması açısından önemlidir. Bu denkliği yakalayamayan çiftler evliliği sürdüremez demek ise yanlış olur. Çünkü aralarında farklı seviyelerde denkliğe sahip olan çiftler, kendi aralarında o denkliği kapatabildikleri, orta yolu bulabildikleri takdirde evliliği sürdürebilirler.
Kısaca, bir evliliğin sürdürülebilmesi için denklik her ne kadar önemli olsa da tek kriter değildir. Bu yapılar arasında denk olmakta zorlanan, ayak uyduramayan ve sonucunda mutsuz olan çiftler boşanmayı uygun görebilirler.
Bu kadar kolay vazgeçebilmemizin sebebi de kentleşme ile tüketim kültürünün oluşmuş olmasıdır. Artık ilişkiler çok çabuk tüketiliyor; tüketildiği gibi yeni bir ilişkiye geçiliyor. “Birbirimize ne katabiliriz?” düşüncesinden ziyade, “Bana ne katabilir?” düşüncesi daha baskın hâle geliyor. Her şeyin yerini “kullan-at” anlayışının alması gibi, ilişkiler de bu anlayışa ayak uydurmakta; “Anlaşamıyorsak boşanırız.” düşüncesi giderek yaygınlaşmaktadır. Kısaca, evliliğin ya da bir ilişkinin getirdiği doğal zorluklara bile kişiler katlanamaz, baş edemez hâle geldi. Hiçbir şeye tahammül etmek istemiyorlar çünkü günümüz dünyası daha fazlasını tüketme imkânı sağladı.
Oysa bilinçli ve kendisini geliştirmiş her birey, evliliğin çocuklukta oynadığımız bir evcilik oyunu olmadığını, karşılıklı birçok sorumluluğu beraberinde getirdiğini bilir. Evlilik, iki farklı hayatın tek bir noktada birleşmesidir. Bireyler, bu iki farklı hayatın ve iki farklı karakterin bilincinde olarak sorunu çözmek adına birleşmelidir.
Bazen sorun çözülemez çünkü her iki tarafın sınırını aşıyordur. Bu noktada ise “Biz birbirimiz için doğru kişi değilmişiz, boşanalım.” demek yerine, “Belli ki bu konu ikimizin sınırlarını geçiyor. Bu yüzden birbirimizin sınırlarına saygı duyarak hareket edelim.” demek, problem çözme becerilerinden biri olup evliliği sürdürülebilir kılacak önemli bir noktadır.
Her Çatışma Boşanma Sebebi Değildir
İletişim sorunları, evlilikte yaşanan uyum sorunları, bakış açılarının çatışması gibi durumlar, her iki taraf da istediği sürece çözülebilecek konulardır. Çatışmasız, hiç kriz yaşanmayan bir evlilik düşünülemez. Yukarıda da bahsettiğim gibi evlilik, iki farklı hayatın tek bir hayat üzerinde birleştirilmesidir. Hiç kriz yaşanmaması ya da kriz yaşanmasını istememek realist bir düşünce olmayacaktır.
Anlaşmazlıklar olacaktır, krizler çıkacaktır, farklılaştığınız birçok konu olacaktır; ama bunlar boşanma sebebi değildir. Bunlar, üzerinde konuşulması gereken, tarafların birbirine saygı ve empatiyle yaklaşmasını gerektiren konulardır.
Sonuç
Kısaca, hiçbir evlilik her iki tarafın da çok iyi anlaştığı, kusursuz olduğu bir yapı değildir. Şiddet, istismar, aldatma ve mutsuzluk gibi durumlarda boşanmak her iki taraf için de sağlıklı ve gereklidir. Ancak doğal zorluklara karşı tahammül edemeyip anlaşmazlığın ilk çözümü olarak boşanmayı görmek, boşanmanın normalleşmesi değil, sıradanlaşmasıdır. Aynı zamanda bu durum, tarafların problem çözme becerilerinin zayıf olduğunu da gösterebilir.
Krizlerle baş etmekte zorlanan ve tahammül etmekte güçlük çeken kişilere önerim, problem çözme becerilerini geliştirmeye yönelik adımlar atmalarıdır. Çiftler bu konuda çift/aile danışmanlıklarından, bireyler ise bireysel danışmanlık merkezlerinden yardım alabilirler. Aynı zamanda evlilik öncesi danışmanlık, çiftlerin birbirlerini daha iyi tanımalarına, beklentilerini konuşmalarına ve olası sorunlara hazırlıklı olmalarına yardımcı olarak evliliklerin daha sağlıklı bir şekilde sürdürülmesine katkı sağlayabilir.


