Salı, Mayıs 5, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aynı Hikâye, İki Ayrı Gerçeklik: İlişkilerde Kimin Hikâyesi Doğru?

Yıllardır yapmış olduğum seanslarda çiftlerden öğrendiğim en net şey şudur: Bir ilişki asla tek bir öyküden ibaret değildir. Seanslarda bazen öyle anlar yaşıyorum ki, sanki karşımda aynı olayı anlatan iki insan değil de, bambaşka hayatlar yaşamış iki kişi oturuyor. Biri hayal kırıklığından bahsederken, diğeri şaşkınlıkla “Ben öyle hatırlamıyorum,” diyor. Garip olan şu ki; ikisi de yalan söylemiyor. İkisi de gözlerimin içine bakarken kendi iç dünyalarındaki o “mutlak gerçeği” dile getiriyor. Zamanla anladım ki, her ilişkinin içinde yan yana yürüyen iki ayrı öykü, iki ayrı gerçeklik var. Az önce “kimse yalan söylemiyor” dedim ama aslında herkes gerçeğin yalnızca kendi penceresinden gördüğü kısmına tanıklık ediyor.

Bu noktada mesele artık “ne olduğu” değil, olanın bizde nasıl “anlamlandırıldığı” haline geliyor. İlişkilerde çatışmanın asıl kaynağı olayların kendisi değil, o olaylara giydirdiğimiz farklı elbiselerdir. Birinin “ihmal” olarak kodladığı bir sessizlik, diğeri için sadece “dinlenme” ihtiyacı olabiliyor. Yani aslında taraflar aynı dili konuşsa da, kalplerindeki sözlükler birbirinden farklı. İşte bu yüzden ilişkideki gerçeklik; nesnel bir doğru değil, iki insanın geçmişinden, yaralarından ve beklentilerinden süzülüp gelen bir yorumdur.

İlişkilerde Rashomon Etkisi: Senin Gerçeğin Hangisi?

Sinema tarihinin efsanevi filmlerinden biri olan Rashomon’da, bir olay dört farklı kişinin gözünden anlatılır ve her anlatıcı kendi versiyonunda tamamen haklıdır. Film bittiğinde seyirci şu sorunun karşısında kalır: “Gerçekte ne oldu?” Aslında her bir anlatım, olaya bambaşka bir perspektiften bakar ve olayın gerçek yüzünü aramak için izleyiciyi derin derin düşündürür. Sonuçta, her bir anlatımın doğruluğu şüpheli hale gelir ve gerçeğin ne olduğu artık açık değildir.

İlişkilerde de aslında benzer bir “Rashomon etkisi” yaşıyoruz. Bir tartışma anında, beynimiz olan biteni bir video kaydı gibi değil, o anki duygularımıza göre kurgulayarak saklıyor. Eşiniz yorgun bir ses tonuyla “Yemekte ne var?” dediğinde, eğer siz o gün kendinizi yorgun ve değersiz hissediyorsanız, beyniniz bu algı yönetimi mekanizmasını işleterek bu soruyu bir “hesap sorma” filmi gibi kurguluyor. Oysa onun filminde bu sadece basit bir açlık sorusu. Masaya oturduğunuzda ise iki farklı filmin başrol oyuncuları olarak birbirinizi “yanlış senaryoyu oynamakla” suçluyorsunuz. Kimse yalan söylemiyor; sadece herkes kendi kamerasından gördüğü açıyı “tek gerçek” sandığı için, gerçeğin ne olduğu o toz duman arasında kaybolup gidiyor.

Hatta bireysel seanslardaki anlatımlar bazen o kadar farklılaşıyor ki; sadece hikâyeler değil, eşlerin kişilikleri bile bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Birinin “soğuk ve mesafeli” diye tarif ettiği eşi, kendi bireysel seansında aslında “kırılmaktan korkan ve bu yüzden kabuğuna çekilen” biri olarak karşımda durabiliyor. Sanki her iki taraf da diğerini kendi zihnindeki bir taslağa hapsetmiş gibi…

Zihnimizdeki Görünmez Gözlükler

Peki, neden aynı olayı bu kadar farklı yaşıyoruz? Burada devreye felsefe tarihinin dev ismi Immanuel Kant giriyor. Kant, dünyayı olduğu gibi değil, zihnimizin onu nasıl algıladığını belirleyen bazı yapılar ve kategoriler üzerinden deneyimlediğimizi söyler. (Burada “kategori” fikrini biraz daha anlaşılır kılmak için gözlük metaforuyla yorumlayabiliriz.) Her birimizin ruhunda çocukluktan gelen, deneyimlerle kalınlaşmış camları olan renkli gözlükler var.

Eğer sizin gözlüğünüzün camı “ihmal edilme” rengindeyse, eşinizin o akşam arkadaşlarıyla dışarı çıkma isteği sizin dünyanızda “Beni artık sevmiyor” hikâyesine dönüşür. Eşinizin gözlüğünde ise bu, sadece “Biraz nefes almaya ihtiyacım var” cümlesidir. Kant’ın mantığıyla bakarsak; biz aslında birbirimizle değil, birbirimizin üzerine yansıttığımız bu psikolojik projeksiyon süreçleriyle yani kendi dünyalarımızla kavga ediyoruz. Sonuçta gerçek dediğimiz şey, kendi bakış açımızın ve geçmişimizin bir sentezi haline geliyor.

Bağ Kurmak mı, İspatlamak mı?

Seanslarımda çiftlere sık sık şunu soruyorum: “Şu an amacınız haklılığını tescil etmek mi, yoksa eşinize yeniden ulaşmak mı?” Çünkü haklı çıkmak, karşı tarafın hikâyesini “yanlış” ilan etmeyi gerektirir. Birinin hikâyesini geçersiz kıldığınızda ise, o kişinin varlığını ve duygusunu da yok saymış olursunuz. Oysa sağlıklı bir ilişki, “benim doğrum seninkini döver” alanı değil, iki farklı gerçekliğin aynı çatı altında, birbirine zarar vermeden barınabildiği bir limandır.

Bir dahaki sefere eşinizle o meşhur “Ama olay öyle olmadı!” noktasına geldiğinizde durun ve şunu hatırlayın: O an sadece bir tartışma yaşamıyorsunuz; iki farklı algı ve yorumlamanın çarpışmasına şahitlik ediyorsunuz. Onun anlattığı hikâye size ne kadar mantıksız gelirse gelsin, onun dünyasında o bir “gerçeklik”. Sizin göreviniz o gerçekliğin yanlışlığını kanıtlamak değil, o hikâyenin neden öyle yazıldığını anlamaya çalışmaktır.

Ortak Hikayeye Doğru

Belki de ilişki dinamikleri açısından en büyük sır, “tek bir doğru” peşinde koşmayı bırakmaktır. Hikâyenizin içine partnerinizin gerçekliğini de misafir ettiğinizde, yani “Senin penceren benimkinden farklı ama orada gördüğün manzara da en az benimki kadar gerçek,” diyebildiğinizde, o çatışma bir savaştan bir keşfe dönüşür.

Unutmayın; bir ilişkide iki taraf da “haklı” ise, aslında ikisi de kaybediyordur. Gerçek, o iki ayrı hikâyenin tam ortasında, birbirinize uzattığınız o samimi elde gizlidir. Bugün kendi hikâyenizden biraz sıyrılıp, onun dünyasındaki manzaraya bir bakmaya ne dersiniz?

Hülya Saraç Ballıkaya
Hülya Saraç Ballıkaya
Hülya Saraç Ballıkaya, 1983 yılında İstanbul’da doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Yeditepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik yüksek lisans programını onur derecesiyle bitirmiştir. Yıldız Teknik Üniversitesi Aile Danışmanlığı programını tamamlayarak aile ve çift terapileri, ebeveyn ve ergen danışmanlığı alanlarında uzmanlaşmıştır. Yaşam boyu öğrenmeyi ilke edinen Ballıkaya, akademik yolculuğunu Psikoloji lisansı ile sürdürmektedir. Danışanlarına destek sunmanın yanı sıra dijital platformlarda içerikler üreterek toplum ruh sağlığına katkıda bulunmakta ve Psychology Times’ta aile, çocuk, bağlanma, ilişkiler ve evlilik üzerine yazılarıyla okurlara hem bilgi hem de duygusal temas sağlamayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar