hep sonradan gelir aklım başıma;hep sonradan sonradan.. Her bitiş sana birşeyler öğretir.Her başlangıç yeni bir yaşamın habercisidir.Ama bazı bitişler seni yalnızlaştırır,kimsesiz hissettirir.Her başlangıç zannetiğin gibi çiçek açtırmaz.Geçmişte kırdığın cam parçaları bugün ruhunda derin yaralar açar.Çünkü kırılan cam iz bırakır.Daha onbeşlerinde hayatın çok da ne olduğunu bilmezken.. O hiç bilmediğin hayatı yaşamak için aileni bir kenara atıp kırıyosun ya yapma! Çünkü yeni bir başlangıç yapmak isteyen,büyüme sancıları çeken senin en çok da kenara ittiğin aileye ihtiyacı var.Her ne kadar anlaşılmadığını düşünsende hala en güvenli yer "ev".
Hayattaki bazı kayıplar,kişi onları yaşarken değil;yoklukları günlük hayatın içinde görünür hale geldiğinde anlam kazanır.Bir telefonun artık hiç çalmaması,sofrada eksik kalan bir sandalye,bayramda aranacak bir numaranın artık cevap vermemesi… İşte o an insan çoğu zaman yıllarca yanında olan birinin hayatındaki yerini fark etmeye başlar. Peki neden bazı insanların yerini onları kaybettikten sonra anlarız?
Psikolojik açıdan bunun önemli nedenlerinden biri,insan zihninin alışkanlığa uyum sağlama eğilimidir.Günlük hayatımızda sürekli bulunan kişiler zamanla zihnimizde değişmez ve her zaman ulaşılabilir olarak kodlanabilir.Psikolojide "hedonik adaptasyon"olarak ele alınan bu süreç,sahip olduğumuz şeylerin zaman içerisinde olağanlaşmasına neden olur.Bir insanın varlığı,sağladığı duygusal destek ve güven duygusu fark edilmeden hayatımızın doğal bir parçasına dönüşebilir.Bu nedenle bazen ailemizin bize verdiği sevgiyi değil yalnızca yaptıklarını görmeye başlarız. "Beni anlamıyorlar" "Çok karışıyorlar" "Beni hiç dinlemiyorlar" "Ben artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum" Elbette her aile ilişkisi sağlıklı değil.Aile kavramını kutsallaştırmak,kişinin yaşadığı ihmal,baskı veya travmaları görmezden gelemk anlamına gelmez.Ancak sağlıklı bir bağın içindeyken,ilişkinin değerini yalnızca eksikler üzerinden değerlendirmekte kişinin önemli bir psikolojik yanılgıya düşmesine neden olabilir.
Burada "bağlanma kuramı" önemli bir açıklama sunar.Aile bireyin ilk bağlanma deneyimlerinin oluştuğu temel sosyal çevredir.Özellikle çocukluk döneminde bakım verenle kurulan ilişkiler,bireyin güven,aidiyet, ve yakınlık gelişiminde önemli rol oynar.Bu bağlar yetişkinlikte de tamamen ortadan kalkmaz;kişi ailesinden fiziksel olarak uzaklaşsa bile duygusal bağ sistemi varlığını sürdürebilir.Bu nedenle bir aile üyesinin kaybı yalnızca bir insanın yokluğu değildir.Aynı zamanda kişinin anılarına,geçmişine,aidiyet duygusuna ve kendi yaşam hikayesinin bir parçasına dokunan bir kayıptır.Fakat sonra bir koku,küçük bir fotoğraf,dinlediği bir şarkı geçmişi yeniden canlandırabilir.İşte o noktada pişmanlık devreye girer. "Keşke daha çok arasyadım" "Keşke anneme sarılsaydım" "Keşke babamın güvenli omuzlarına yaslansaydım" "keşke birlikte zaman geçirme tekliflerini geri çevirmeseydim" Bu düşünceler "ruminatif düşünme" yani kişinin geçmişte yaşanan olayları tekrar tekrar zihninde değerlendirmesiyle yoğunlaşabilir.Kişi geçmişi değiştiremeyeceğini bildiği halde zihinsel olarak sürekli aynı sahnelere geri dönebilir.Bunun altında birazda "bilişsel çarpıtmalar" yatar.Nasıl olsa sonra konuşuruz,daha sonra görüşürüz gibi düşünceler geçici bir rahatlama sağlar.Oysa hayatın en büyük yanılgılarından biri şudur: Çok zamanımız olduğunu düşünüyor ve sürekli erteliyoruz.Taki zamanın gerçekten sınırlı olduğunu fark edene kadar.Bu yüzden aile ilişkilerinde önemli olan yalnızca kaybettikten sonra kıymet bilmek değildir.Asıl psikolojik farkındalık,kaybetmeden önce ilişkinin değerini görebilmektir.
Bazı insanlar hayatınızdan çıktığında geriye yalnızca anılar kalır.AİLE GİBİ.. Ve bunu en çok,artık geri dönemeyeceği bir zamana bakarken anlar.Kıymetini bilmediğimiz şey çoğu zaman ailemiz değil,onlarla geçirdiğimizi sandığımız sınırsız zamandır.o yüzden bugün kendine sorman gerken soru "Onları kaybedersem ne hissedirim değil" "Onlar hala hyattayken sevgimi ne kadar gösterebilirim?"olmalı.Çünkü bazı farkındalıklar insanı iyileştirir,bazıları ise yalnızca geçmişe dönüp "KEŞKE" dedirtir.

