Çarşamba, Haziran 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aynı Evde İki Yabancı: Evliliklerde Sessiz Uzaklaşma

Sevgi gerçekten azalır mı?

Evliliklerde en sık duyulan cümlelerden biri şudur: “Onu hâlâ seviyorum ama eskisi gibi hissetmiyorum.” Bu cümle, çoğu zaman insanların korkmasına neden olur. Çünkü ilk tanıştıkları günlerde yaşadıkları heyecanı, özlemi ve yoğun duyguları artık aynı şekilde hissetmediklerinde sevginin bittiğini düşünmeye başlarlar. Oysa psikoloji bize oldukça önemli bir gerçeği gösteriyor: Çoğu zaman azalan sevgi değildir; sevginin hissedilme biçimidir.

İnsan zihni yeniliğe karşı son derece duyarlıdır. Yeni bir ilişki başladığında beyinde dopamin, serotonin ve oksitosin gibi nörokimyasal sistemler yoğun biçimde çalışır. Bu nedenle kişi karşı tarafı sürekli düşünür, onunla vakit geçirmek ister ve küçük etkileşimlerden bile büyük mutluluk duyar. Ancak zaman geçtikçe beyin bu yeni duruma alışır. Psikolojide buna “hedonik adaptasyon” denir. Yani insan, hayatındaki olumlu şeylere zamanla alışır.

İlk günlerde saatlerce telefonda konuştuğunuz kişi artık her gün yanınızdadır. Bir zamanlar özlediğiniz şey, artık hayatınızın doğal bir parçası haline gelir. İşte tam bu noktada birçok çift önemli bir yanılgıya düşer. Heyecanın azalmasını sevginin azalması olarak yorumlar.

Oysa heyecan ve sevgi aynı şey değildir. Heyecan, ilişkinin başlangıç döneminin doğal bir ürünüdür. Sevgi ise zaman içinde gelişen, derinleşen ve dönüşen bir bağdır. Bir ilişki ilk aylarda daha çok tutku üzerine kuruluyken, yıllar geçtikçe güven, bağlılık ve ortak yaşam deneyimleri ön plana çıkar. Fakat insanlar çoğu zaman filmlerde gördükleri romantik aşk beklentisiyle yaşadıkları gerçek ilişkiyi karşılaştırır ve “Bir şeyler eksik” hissine kapılır.

Evliliklerde sevginin azaldığını düşündüren ikinci önemli neden, duygusal ihmalin birikmesidir. Bir ilişkiyi büyük krizler kadar küçük ihmaller de yıpratır. Sabah aceleyle evden çıkmak, gün içinde hiç iletişim kurmamak, karşı tarafın anlattıklarını yarım kulak dinlemek, sürekli telefon ekranına bakmak ve teşekkür etmeyi bırakmak gibi durumlar, tek başına evliliği bitirmez. Ancak zamanla duygusal yakınlığı aşındırır.

Bir düşünün. Bir çiçeği bir gün sulamazsanız hemen solmaz. İki gün de dayanabilir. Hatta bir süre daha canlı görünür. Ancak uzun süre ilgisiz kaldığında kaçınılmaz olarak kurumaya başlar. İlişkiler de benzer şekilde işler. Sevgi çoğu zaman bir anda kaybolmaz; yeterince beslenmediği için görünmez hale gelir.

Danışmanlık süreçlerinde sıkça karşılaşılan bir durum vardır. Çiftler “Eskisi gibi değiliz” diyerek gelirler. Biraz derine inildiğinde aslında birbirlerini hâlâ önemsediklerini görürüz. Sorun sevgisizlik değil, bağlantısızlıktır. Çünkü insanlar sevmedikleri için uzaklaşmazlar. Çoğu zaman uzaklaştıkları için sevgiyi hissedemez hale gelirler.

Modern yaşam da bu süreci hızlandırmaktadır. İş yükü, ekonomik kaygılar, çocukların sorumluluğu, ev işleri ve dijital dünyanın sürekli dikkat dağıtan yapısı, çiftlerin birbirine ayırdığı zamanı azaltmaktadır. Aynı evde yaşayan insanlar fiziksel olarak yakın ama psikolojik olarak uzak hale gelebilmektedir.

Akşam eve gelen bir çift düşünelim. Televizyon açık, telefonlar elde, bir yandan sosyal medya akıyor, diğer yandan ertesi günün planları yapılıyor. Saatler birlikte geçirilmiş gibi görünür. Ancak gerçekte anlamlı bir temas yaşanmamıştır.

Psikolojik araştırmalar, mutlu evliliklerin temelinde büyük sürprizlerden çok küçük ama düzenli etkileşimlerin olduğunu göstermektedir. Gün içinde gönderilen kısa bir mesaj, karşı tarafın gününü merak etmek, göz teması kurarak konuşmak, sarılmak veya teşekkür etmek, ilişki doyumunu ciddi şekilde artırmaktadır.

Sevginin azaldığını düşündüren bir diğer faktör ise çözülmemiş kırgınlıklardır. Bazı çiftler kavga etmemeyi sağlıklı ilişki sanır. Oysa bastırılan duygular zamanla görünmez duvarlar oluşturabilir. Söylenmeyen kırgınlıklar, konuşulmayan hayal kırıklıkları ve ifade edilmeyen ihtiyaçlar zamanla duygusal mesafeye dönüşür. Bir noktadan sonra insanlar birbirlerine kızgın olmaktan çok uzak hissetmeye başlar.

İşte evlilikler için en riskli dönemlerden biri budur. Çünkü öfke hâlâ bir bağ içerirken kayıtsızlık bağın zayıfladığını gösterebilir.

Peki, sevgi yeniden güçlenebilir mi? Kesinlikle evet. Çünkü sevgi yalnızca hissedilen bir duygu değil, aynı zamanda yapılan bir eylemdir. Birçok insan önce sevginin gelmesini bekler. Oysa çoğu zaman süreç ters işler. İnsanlar birbirlerine yeniden zaman ayırdıklarında, birbirlerini yeniden merak etmeye başladıklarında ve ilişkilerine yatırım yaptıklarında sevgi de yeniden görünür hale gelir.

Belki de evliliklerde sorulması gereken asıl soru şudur: “Sevgi bitti mi?” değil, “Biz sevgiyi görünür kılan şeyleri yapmaya devam ediyor muyuz?” Çünkü çoğu evlilikte kaybolan sevgi değildir. Kaybolan; ilgi, merak, temas ve ilişkinin beslenmesidir. Ve bazen yeniden yakınlaşmak için gereken şey büyük değişiklikler değil, uzun zamandır unutulmuş küçük bir “Nasılsın?” sorusudur.

Nurhayat Şanlı
Nurhayat Şanlı
Nurhayat Şanlı, psikolojik danışmanlık ve aile danışmanlığı alanında çalışmalar yürüten; ilişkiler, sağlıklı sınırlar ve bireysel psikolojik iyi oluş üzerine odaklanan bir uzmandır. Çift ve aile terapisi, sınır koyma, stres yönetimi ve duygusal dayanıklılık konularında uzmanlaşmış; bireylerin ilişkilerinde güven duygusunu güçlendirmelerine ve daha sağlıklı bağlar kurmalarına destek olmaktadır. İnsan psikolojisini derinlemesine anlamayı hedefleyen çalışmalarıyla, psikolojiyi herkes için anlaşılır ve ulaşılabilir hale getirmeyi amaçlamakta; yazılarında bilimsel bilgileri günlük yaşamla buluşturarak okuyucularına pratik ve uygulanabilir bakış açıları sunmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar