Dissosiyatif amnezi, beynimizin zor anları unutma mekanizması olarak tanımlanabilir. DSM-5’e göre, dissosiyatif amnezi, genellikle travmatik veya stresli yaşantılarla ilişkili olarak ortaya çıkan ve önemli kişisel bilgilerin sıradan unutkanlıkla açıklanamayacak şekilde hatırlanamamasıyla karakterize bir hafıza bozukluğudur (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2022). Psikodinamik bakış açısına sahip psikologlar, dissosiyasyonu, bireyin baş etmekte zorlandığı travmatik yaşantılardan psikolojik olarak uzaklaşmasını sağlayan bir savunma mekanizması olarak değerlendirmektedir (Gerrig ve Zimbardo, 2020). Travmatik olaylar sırasında ortaya çıkan aşırı kaygı, korku ve çaresizlik duyguları, bilinç düzeyinde işlenmekte zorlanabilir. Bu durumda zihin, anıları bilinçli farkındalığın dışına iterek bireyin işlevselliğini sürdürmesine yardımcı olur.
Travmatik yaşantıların ve yoğun stres durumlarının dissosiyatif amnezinin ortaya çıkmasındaki en belirleyici unsurlar olduğu söylenebilir. Özellikle çocukluk çağı istismarı, ani kayıplar, savaş ve afetler gibi zorlayıcı yaşam deneyimleri bu bozukluğun gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır.
DSM-5’e göre dissosiyatif amnezi tanı kriterleri incelendiğinde, bireyin sıradan unutkanlıkla açıklanamayacak düzeyde, genellikle travmatik ya da yoğun stresle ilişkili yaşantılara bağlı olarak öz yaşam öyküsüne ait önemli bilgileri hatırlayamaması temel ölçüt olarak belirtilmektedir. Ayrıca, bu bellek kaybının bireyin günlük yaşamında ve diğer önemli işlev alanlarında belirgin bir bozulmaya yol açması ve durumun bir madde kullanımı ya da nörolojik bir rahatsızlıkla daha iyi açıklanamaması gerekmektedir (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2022).
Dissosiyatif amnezi, bireyin yaşadığı travmatik ya da yoğun stresli deneyimlere bağlı olarak farklı biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. En yaygın türlerden biri olan lokalize amnezide, birey belirli ve sınırlı bir zaman dilimine ait anılarını hatırlayamamaktadır. Bu durum çoğunlukla sarsıcı bir olayın ardından ortaya çıkar ve olayın yaşandığı birkaç saat ya da gün boyunca olanların tamamen unutulmasıyla karakterize edilir. Diğer bir tür olan yaygın amnezide ise bellek kaybı çok daha kapsamlıdır; birey yalnızca belirli bir olayı değil, yaşamının tamamını hatırlamakta güçlük çekmektedir. Seçici amnezide ise birey belirli bir zaman diliminde yaşanan olayların yalnızca bir kısmını hatırlayamaz. Yani bellek kaybı parçalıdır ve genellikle kısa süreli olup belirli olaylarla sınırlıdır. Sürekli amnezi ise diğer türlerden farklı olarak zaman açısından ileriye dönük bir unutmayı ifade eder. Bu durumda birey, belirli bir başlangıç noktasından itibaren yaşanan olayları hatırlayamamakta ve yeni anılar oluşturmakta güçlük yaşamaktadır (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2022).
Dissosiyatif füg kavramı, dissosiyatif amneziye eşlik edebilen ve bireyin ani, beklenmedik bir şekilde bulunduğu ortamdan uzaklaşmasıyla karakterize bir durumdur. Bu süreçte birey, geçmişine ilişkin önemli bilgileri hatırlamakta güçlük yaşayabilir ve kimlik karmaşası gösterebilir. Dissosiyatif amneziden farklı olarak füg durumunda yalnızca bellek kaybı değil, aynı zamanda belirgin bir yer değiştirme davranışı da gözlenmektedir (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2022).
Dissosiyatif amnezinin tedavisinde, bireyin psikolojik güvenliğini sağlamanın ve duygusal dengesini yeniden kurmanın önemli olacağı düşünülmektedir. Bu süreçte psikoterapi, özellikle travma odaklı yaklaşımlar öne çıkmaktadır. Tedavinin ilk aşamasında, güvenli bir terapötik ilişki kurulması hedeflenir. Bu aşamada duygu düzenleme becerilerinin geliştirilmesi, stresle baş etme yöntemlerinin kazandırılması ve kişinin “şimdi ve burada”ya odaklanabilmesi önemlidir. Farkındalık temelli müdahaleler, bireyin kendilik algısını güçlendirmesine ve çevresiyle yeniden bağlantı kurmasına yardımcı olabilir. Nefes egzersizleri, beden farkındalığı çalışmaları ve duyusal odaklanma teknikleri bu süreçte önemli destekler sunmaktadır.
Bireyin çevresel ve ilişkisel destek sistemlerinin güçlendirilmesi de önemli bir faktördür. Aile terapileri, tedavi sürecini tamamlayıcı bir rol oynayabilir. Aile içi iletişimin güçlendirilmesi, bireyin yaşadığı zorlukların daha iyi anlaşılmasını ve destekleyici bir ortamın oluşturulmasını sağlayarak iyileşme sürecini olumlu yönde etkileyecektir. Aynı zamanda bireyin yalnızlık hissinin azalmasına ve daha güvenli bir ilişki ağı içinde kendini ifade edebilmesine katkı sağlayacaktır. Bazı durumlarda travma odaklı yöntemler, örneğin EMDR, sürece dahil edilebilir. Bu tür yaklaşımlar, travmatik anıların yeniden işlenmesini sağlayarak hem duygusal yoğunluğu azaltmayı hem de anıların daha bütüncül hale gelmesini sağlar. Tedavi sürecinde kimlik bütünlüğünün desteklenmesi, benlik algısının güçlendirilmesi ve günlük işlevselliğin artırılması da önemlidir.
Sonuç olarak, dissosiyatif amnezi, travmatik yaşantıların etkisiyle gelişen belleğe erişimde seçici ya da yaygın kayıplarla seyreden ve hem psikolojik hem de nörobiyolojik süreçlerin etkileşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir bozukluktur. Tedavisinde güvenli terapötik ilişki, travma odaklı psikoterapiler ve destekleyici müdahaleler önemli bir rol oynamaktadır.

