Perşembe, Mayıs 28, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ağlayan Değil Taşan Çocuk

Bir anda ağlamaya başlayan, oyuncakları kırıldığında kendini yere atan ya da küçük bir olaya beklenenden daha büyük tepki veren bir çocuğu düşünün. Bu anlarda çoğu kişinin zihninden aynı cümle geçer: “Bu kadar da ağlanır mı?” Oysa çocukların duygusal dünyası, yetişkinlerin mantığıyla aynı şekilde işlemez. Çocuklar yaşadıkları olayları, olayın büyüklüğüne göre değil; taşıyabildikleri kadar yaşarlar. Ve bazen bir çocuk ağladığında, aslında yalnızca o an yaşanan olaya değil, içinde biriken duygu yüküne tepki veriyordur.

Bazı çocuklar duygularını sessiz yaşar. Bazıları ise bütün bedenleriyle taşır. Özellikle küçük yaştaki çocukların sinir sistemi, yoğun duyguları düzenlemekte zorlanır. Bu nedenle yetişkin için “küçük” görünen bir durum, çocuk için gerçekten sarsıcı hissedilebilir. Kırılan bir kalem, istenilen bir şeyin olmaması, oyunun yarıda bitmesi… Bazen mesele yalnızca o an değildir. Çocuk, gün boyunca biriken yorgunluğu, anlaşılmama hissini, hayal kırıklığını ya da kontrol kaybını o anda dışarı çıkarır. Yani çoğu zaman çocuk, tek bir olaya değil, biriken duygulara ağlar.

Yetişkinlerin en çok zorlandığı nokta da tam olarak burasıdır: “Bu kadar büyük tepki neden?” Çünkü yetişkin olayın büyüklüğüne bakar. Çocuk ise yaşadığı duygunun yoğunluğunu hisseder. Bu nedenle bazı çocuklar “abartıyor” gibi görünür. Oysa onun için yaşadığı duygu gerçektir. Yetişkin için küçük görünen bir durum, çocuk için evrenin sarsılması gibi hissedilebilir. Gün boyunca kendini tutan çocuklarda bu taşma hâli daha sık görülür. Okulda uyumlu olan, sorun çıkarmayan, “iyi çocuk” olarak tanımlanan bazı çocuklar eve geldiklerinde bir anda yoğun tepkiler verebilir. Bu durum çoğu zaman ebeveyni şaşırtır: “Bütün gün iyiydi, şimdi neden böyle oldu?” Aslında burada bir çelişki yoktur. Çocuk, gün boyunca kendini tutmuştur; artık tutamıyordur.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Bir çocuğun ağlaması her zaman bir sorun göstergesi değildir. Bazen ağlamak, çocuğun duygularıyla temas kurabildiğini gösterir. Asıl dikkat edilmesi gereken durum, hiçbir şey olmuyormuş gibi görünen ama içten içe biriken çocuklardır. Çünkü bastırılan duygular kaybolmaz; sadece biçim değiştirir. Bazen öfkeye, bazen kaygıya, bazen bedensel belirtilere, bazen de sessizliğe dönüşür.

Peki, bu anlarda yetişkin ne yapar? Yetişkinlerin ilk refleksi çoğu zaman duyguyu durdurmaya çalışmak olur. “Ağlama.” “Abartıyorsun.” “Bir şey yok.” “Sakin ol.” Oysa çocuk zaten sakinleşemediği için ağlıyordur. Yoğun duygular sırasında çocuk, mantığıyla değil, sinir sistemiyle hareket eder. Bu nedenle uzun açıklamalar, nasihatler ya da sert tepkiler çoğu zaman işe yaramaz. Çocuğun o anda ihtiyaç duyduğu şey, duygusunun bastırılması değil; anlaşılmasıdır. Bazen sakin bir ses tonu, bazen yanında sessizce durabilmek, bazen de yalnızca “Zorlanıyorsun, görüyorum.” diyebilmek çocuğu düşündüğümüzden daha fazla rahatlatır. Çünkü çocuk önce çözülmez, önce anlaşılır. Ve çoğu zaman sakinlik, anlaşılmanın ardından gelir.

Burada yetişkinler için zorlayıcı bir gerçek vardır: Çocuğun yoğun duygularıyla karşılaşmak, yetişkinin kendi sabrını da sınar. Bu nedenle bazen ebeveyn yalnızca çocuğun davranışına değil, kendi yetersizlik hissine de tepki verir. Oysa çocuk o anda kusursuz bir çözüm değil, dayanabileceği bir yetişkin arar. Yıllardır çocuklarla çalışan birçok uzmanın sıkça gözlemlediği şey şudur: Bir çocuk, duygularından korkulmadığını hissettiğinde davranışlarına daha az tutunur. Çünkü artık ağlamak, bağırmak ya da taşmak onun tek iletişim yolu olmaktan çıkar. Bu bir teknik meselesi değildir; bu, ilişki içinde kurulan güven duygusudur.

Her öfke şımarıklık değildir. Her taşma saygısızlık anlamına gelmez. Bazen bunlar, küçük bir insanın henüz taşıyamadığı duyguların dışarı taşma biçimidir. Ve çoğu zaman çocukların ihtiyacı olan şey, hemen susturulmak değil; bir yetişkin tarafından anlaşılmaktır. Unutmayalım: Çocuklar bazen sadece ağlamaz; içlerinde taşan duyguları dışarı bırakırlar.

Gizem Şentürk Şirin
Gizem Şentürk Şirin
Gizem Şentürk Şirin, erken yaşlardan itibaren insan gelişimi ve psikolojisine olan ilgisine kayıtsız kalamamıştır ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, çocuklar ve ergenlerle çalışmaya yönelik derin bir tutku geliştirmiştir. Eğitimi süresince, psikoloji alanındaki çeşitli teorik ve pratik bilgileri edinmiş insan psikolojisini daha derinlemesine anlamak ve geliştirmek amacıyla birçok farklı alanda gönüllü çalışmalar yaparak, bu alanda kendini geliştirmeye başlamıştır.. ODTÜ’deki eğitimini tamamladıktan sonra, Gizem Şirin, çocuk ve ergenlerle çalışmaya yönelik çeşitli alanlarda eğitimler almıştır. Zekâ ve gelişim testleri üzerine aldığı ileri düzey eğitimler, ona bireylerin bilişsel gelişim süreçlerini daha doğru bir şekilde değerlendirme ve onlara uygun rehberlik yapma konusunda önemli bir uzmanlık kazandırmıştır. Gizem Şirin, uzmanlık alanlarını, çocuk ve ergenlerin zihinsel ve duygusal gelişimlerini anlamak üzerine kurmuş, bu süreçte onlara destek olmayı amaçlamıştır. Yaptığı çalışmalar, çocukların psikolojik gelişimlerini güçlendirmek ve ergenlerin sağlıklı bir şekilde kimlik kazanmalarını desteklemek üzerine odaklanmaktadır. Ayrıca, bireysel, grup terapisi ve aile danışmanlığı alanlarında da çeşitli deneyimlere sahiptir. Kariyerinde, okullarda ve özel kliniklerde danışmanlık yapmış, çeşitli eğitim ve seminerlerle öğrencilere, öğretmenlere ve ailelere rehberlik etmiştir. Özellikle zekâ ve gelişim testlerinin uygulanması, bu testlerin sonuçlarına dayalı olarak bireysel gelişim planları oluşturulması ve çocukların çeşitli psikolojik problemleri ile başa çıkmalarına yardımcı olunması konusunda bilgi sahibidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar