Birini sevdiğimizi söylerken aslında neyi seviyoruz?
Onun sesini, bakışlarını, düşünme biçimini, küçük alışkanlıklarını mı? Yoksa onun yanındayken kendimizi daha güzel, daha değerli, daha özgür ve daha “kendimiz” hissetmemizi mi?
“Partnerimizi mi seviyoruz, onun yanındayken olduğumuz kişiyi mi?” sorusu, ilk bakışta romantik bir düşünce deneyi gibi görünebilir. Oysa ilişkilerin doğasına dair oldukça temel bir noktaya dokunur. Çünkü romantik ilişkiler yalnızca iki insanın birbirine yönelik duygularından oluşmaz. Aynı zamanda iki insanın birbirinin yanında nasıl bir benliğe dönüştüğüyle de ilgilidir.
Bazı insanların yanında içimize kapanırız. Sözcüklerimizi seçerek konuşur, yanlış anlaşılmaktan korkar, kendimizi sürekli açıklama ihtiyacı hissederiz. Bazı insanların yanındaysa daha rahat güler, daha cesur konuşur, daha yaratıcı düşünürüz. Normalde göstermeye çekindiğimiz taraflarımızı ortaya çıkarırız.
Dolayısıyla bir ilişkiyi sevmenin içinde, kaçınılmaz olarak o ilişkideki hâlimizi sevmek de vardır.
İlişkiler Birer Ayna Gibidir
Her ilişki, kendimiz hakkında bize farklı bir şey gösterir.
Bir partnerin yanında sabırlı biri olduğumuzu keşfedebiliriz. Başka bir ilişkide ne kadar kıskanç olabildiğimizi fark edebiliriz. Birinin yanında çocuklaşırken diğerinin yanında sürekli güçlü olmak zorundaymışız gibi hissedebiliriz.
Bu nedenle partnerimiz yalnızca sevdiğimiz kişi değildir; aynı zamanda bazı yönlerimizin ortaya çıkmasını sağlayan bir ilişkisel aynadır.
Bazen “Onun yanında kendimi çok seviyorum” dediğimizde aslında oldukça önemli bir şey söylüyoruzdur. Çünkü sağlıklı bir ilişkinin en değerli özelliklerinden biri, insanın benliğini küçültmek yerine genişletmesidir.
Sevildiğini hisseden insan daha rahat konuşabilir. Hata yapmaktan daha az korkabilir. Merak ettiği şeylerin peşinden gidebilir. Kendini sürekli savunmak zorunda kalmadığı için enerjisini yaşamaya ayırabilir.
Bu durumda partnerimizi severken, onun yanımızda ortaya çıkmasına alan açtığı hâlimizi de severiz.
Ve bunda yanlış bir şey yoktur.
Peki Ya Sadece Kendimizi Seviyorsak?
Sorunun rahatsız edici kısmı tam da burada başlar.
Partnerimizi gerçekten bir insan olarak mı seviyoruz, yoksa bize hissettirdiği duygular nedeniyle mi hayatımızda tutuyoruz?
Örneğin biri bize sürekli hayranlık duyuyorsa onun yanında kendimizi özel hissedebiliriz. Biri bizi sürekli sakinleştiriyorsa onun yanında güvende hissedebiliriz. Biri sosyal statümüzü yükseltiyorsa daha önemli biri olduğumuzu düşünebiliriz.
Bu durumda sevdiğimiz şey kişinin kendisinden çok, onun bizim benlik algımıza yaptığı katkı olabilir.
Bunu anlamanın yollarından biri şu soruyu sormaktır:
Partnerim bana şu anda verdiği duyguları vermeyi bıraksa, onu hâlâ merak eder miydim?
Başarılarını destekler miydim?
Korkularını anlamaya çalışır mıydım?
Benden farklılaştığında ona alan tanır mıydım?
Yoksa onu esas olarak benim ihtiyaçlarımı karşılayan rolü üzerinden mi tanımlardım?
Çünkü sevgi yalnızca “Senin yanında kendimi iyi hissediyorum” demek değildir.
Bir yönüyle de şunu söyleyebilmektir:
“Sen benim hayatımdaki işlevinden bağımsız olarak, ayrı ve karmaşık bir insansın. Ve ben seni tanımaya devam etmek istiyorum.”
Sevdiğimiz Kişi Zamanla Değişirse Ne Olur?
Romantik ilişkilerin en zor gerçeklerinden biri, âşık olduğumuz kişinin aynı kalmamasıdır.
İnsanlar değişir.
Hayalleri değişir.
Bedenleri değişir.
İlgi alanları değişir.
Hayata bakışları değişir.
Dolayısıyla sevginin önemli sınavlarından biri, partnerimizin bizim zihnimizde oluşturduğumuz versiyonundan uzaklaşmaya başladığı anda ortaya çıkar.
Bazen ilişkilerde yaşanan büyük hayal kırıklıklarının nedeni “partnerimin değişmesi” değildir. Asıl mesele, partnerimizin artık bize eski hâlimizi yaşatmamasıdır.
Belki onun yanında eskiden çok güçlü hissediyorduk, artık hissetmiyoruzdur.
Eskiden çok arzulanan biri olduğumuzu düşünüyorduk, artık düşünmüyoruzdur.
Eskiden hayatın merkezindeydik, şimdi partnerimizin kendi hayatı, hedefleri ve ihtiyaçları daha görünür hâle gelmiştir.
Bu noktada ilişki bize şu soruyu yöneltir:
Onu mu özlüyorum, yoksa onun yanındayken olduğum kişiyi mi?
Bu ikisi bazen birbirinden şaşırtıcı derecede farklıdır.
Eski Partnerleri Özlerken Aslında Neyi Özleriz?
Bir ilişki bittikten sonra insanlar çoğu zaman yalnızca eski partnerlerini özlemez.
O dönemdeki kendilerini de özlerler.
Üniversitedeki ilk aşkımızı düşünürken belki de yirmili yaşlarımızdaki umudu hatırlarız. Eski bir sevgilinin fotoğrafına baktığımızda o kişiden çok, hayatın daha basit olduğu bir döneme özlem duyabiliriz.
“Onunla çok mutluydum” cümlesinin altında zaman zaman başka bir cümle saklıdır:
“O zamanki beni özlüyorum.”
Daha spontan olan beni.
Daha cesur olan beni.
Geleceğe daha çok inanan beni.
Bu nedenle ayrılık acısı yalnızca bir insanın kaybı değildir. Bazen o ilişkinin içinde var olan bir benlik hâlinin kaybıdır.
Ve insan, kaybettiği kişiden çok kaybettiği kendisine yas tutabilir.
Sağlıklı Bir İlişkide Hangisini Sevmeliyiz?
Belki de soruyu “Partnerimizi mi, onun yanındaki kendimizi mi sevmeliyiz?” şeklinde iki seçenekli düşünmek baştan hatalıdır.
Çünkü iyi bir ilişkide genellikle ikisi birlikte vardır.
Partnerimizi severiz.
Onun mizahını, zihnini, hikâyesini, kırılganlıklarını, tuhaflıklarını ve dünyayı algılama biçimini severiz.
Ama aynı zamanda onun yanında ortaya çıkan kendimizi de severiz.
Daha sakin hâlimizi.
Daha oyunbaz hâlimizi.
Daha dürüst hâlimizi.
Belki de daha cesur hâlimizi.
Bir ilişkinin sağlıklı olduğuna dair en güçlü işaretlerden biri, partnerimizin yanında başka biri olmak zorunda kalmamamızdır. Tam tersine, kendimizin daha geniş bir versiyonuna dönüşebilmemizdir.
Fakat burada önemli bir ayrım vardır:
Partnerimiz bu hâlimizin kaynağı değil, ortaya çıkabileceği alan olmalıdır.
Çünkü “Sen olmadan ben bu kişi değilim” düşüncesi sevginin sınırlarından çıkıp bağımlılığa yaklaşabilir.
Daha sağlıklı olan ise şudur:
“Senin yanında kendimin bu taraflarını keşfettim. Ama artık onların bana ait olduğunu biliyorum.”
Belki de En Güzel Sevgi Budur
Bir ilişkinin insana verebileceği en kıymetli hediyelerden biri, daha önce bilmediği bir tarafıyla tanışmasını sağlamaktır.
Bir insan hayatımıza girer ve kendimiz hakkında yeni bir şey öğreniriz.
Ne kadar sevebildiğimizi.
Ne kadar şefkatli olabildiğimizi.
Ne kadar eğlenebildiğimizi.
Ne kadar kırılgan olabildiğimizi.
Sonra bazen o insan hayatımızda kalır, bazen gider.
Fakat keşfettiğimiz o taraf artık bize aittir.
Belki bu yüzden olgun sevgi yalnızca “Senin yanında kendimi seviyorum” değildir.
Şuna biraz daha yakındır:
“Seni, sen olduğun için seviyorum. Senin yanında olduğum kişiyi de seviyorum. Ama ikimizin de birbirinden bağımsız birer insan olduğunu unutmadan.”
Çünkü en güzel ilişkiler bizi kendimize yabancılaştıranlar değil, kendimize biraz daha yaklaştıranlardır.
Ve belki de doğru soru “Partnerimizi mi seviyoruz, onun yanındayken olduğumuz kişiyi mi?” değildir.
Asıl soru şudur:
Bu ilişkide birbirimizi severken, ikimiz de daha fazla kendimiz olabiliyor muyuz?

