Perşembe, Eylül 24, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Çocuğuma Travma Bırakmayayım Derken …

Yeni ebeveynliğin görünmeyen baskısı: Her şeyi doğru yapma çabası

Günümüz ebeveynliği, geçmiş kuşakların ebeveynlik anlayışından önemli ölçüde farklılaştı. Çocukların duygularını anlamak, onları dinlemek, sınır koyarken ilişkiyi korumak ve çocuğun bireyselliğine alan açmak artık daha fazla konuşuluyor. Bu değişimin önemli bir tarafı var: Birçok ebeveyn, kendi çocukluğunda yaşadığı ve bugün sağlıklı bulmadığı deneyimleri çocuğuna yaşatmamak için büyük bir özen gösteriyor.

Ancak bu farkındalık, zaman zaman başka bir baskıyı da beraberinde getiriyor:

“Benim çocuğum bunları yaşamamalı.”

Bu cümle bir süre sonra “Ben her şeyi doğru yapmalıyım.” düşüncesine dönüşebiliyor.

Böylece geçmiş kuşakların katı ebeveynlik anlayışından uzaklaşmaya çalışan ebeveyn, bu kez “mükemmel ebeveyn” olma zorunluluğunun içinde bulabiliyor kendini.

Kendi çocukluğumuz ebeveynliğimize nasıl yansıyor?

Ebeveynlik yalnızca bugün sahip olduğumuz bilgilerle şekillenmiyor. Kendi çocukluğumuzda gördüğümüz ilişki biçimleri, duyguların nasıl karşılandığı ve zorlanma anlarında nasıl davranıldığı da ebeveynlik deneyimimizi etkileyebiliyor.

Örneğin çocukken ağladığında “abartma” denilen bir ebeveyn, kendi çocuğu ağladığında onun duygusunu görmezden gelmemek için özel bir çaba gösterebilir. Çocukken çok kontrol edilmiş biri, kendi çocuğuna daha fazla özgürlük vermek isteyebilir. Bunlar oldukça anlaşılır çabalardır.

Araştırmalar da ebeveynlerin çocukluk dönemindeki olumsuz deneyimleri ile çocukların bazı ruh sağlığı sonuçları arasında ilişkiler bulunduğunu göstermektedir. Racine ve arkadaşlarının (2025) 52 çalışmayı içeren sistematik derleme ve meta-analizinde, ebeveynlerin olumsuz çocukluk deneyimleri ile çocukların bazı içe yönelim ve dışa yönelim sorunları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ancak bu bulgular, olumsuz deneyimlerin çocuklara doğrudan ve kaçınılmaz biçimde “aktarıldığı” anlamına gelmemektedir. Kuşaklararası süreçler çok daha karmaşıktır ve farklı risk ve koruyucu etkenleri içerir.

Dolayısıyla mesele yalnızca “Ben çocukluğumda ne yaşadım?” sorusu değildir.

Asıl önemli sorulardan biri şudur:

“Yaşadıklarım bugün çocuğumla kurduğum ilişkide nasıl bir karşılık buluyor?”

“Benim çocuğum bunları yaşamayacak” demek yeterli mi?

Kendi çocukluğumuzda eksik kalanları çocuğumuza vermek istememiz kıymetlidir. Fakat geçmişte gördüğümüz davranışın tam tersini yapmak her zaman sağlıklı ebeveynlik anlamına gelmeyebilir.

Örneğin çocukken sürekli eleştirilen bir ebeveyn, kendi çocuğunu hiç eleştirmemeye çalışabilir. Çocukken duyguları önemsenmeyen biri, çocuğunun her duygusunu hemen ortadan kaldırmaya çalışabilir.

Oysa bir çocuğun öfkelenmesi, üzülmesi ya da hayal kırıklığı yaşaması her zaman ortadan kaldırılması gereken bir durum değildir.

Burada ebeveynin görevi duyguyu yok etmek değil, duygunun içinde çocuğa eşlik edebilmektir.

“Çok öfkelendiğini görüyorum. Kızabilirsin. Ama kardeşine vurmanı engelleyeceğim.”

Bu yaklaşım hem duyguyu kabul eder hem de davranışa sınır koyar.

Çünkü çocuğun bütün olumsuz duygularını engellemek değil, bu duygularla baş etmeyi öğrenmesine eşlik etmek önemlidir.

Ebeveynin kendi duygusu da ilişkinin bir parçasıdır.

Yeni ebeveynlik anlayışında sık karşılaştığımız başka bir düşünce de şudur:

“Çocuğumun yanında asla öfkelenmemeliyim.”

Elbette ebeveynin kendi duygularını fark etmesi ve düzenleyebilmesi önemlidir. Ancak ebeveynin hiçbir zaman öfkelenmemesi, yorulmaması veya zorlanmaması gerçekçi bir hedef değildir.

Edler ve Valentino’nun (2024) 53 çalışmayı kapsayan sistematik derlemesi, ebeveyn öz-düzenleme becerileri ile çocukların duygularına verilen destekleyici veya destekleyici olmayan tepkiler arasında ilişkiler bulunduğunu göstermektedir.

Örneğin markette çocuğu ağlayan bir ebeveyn düşünelim. Çocuğun davranışından önce kendi yükselen öfkesini fark etmek, kısa bir nefes almak ve “Şu an çok zorlandım.” diyebilmek ebeveynin kendi duygusunu düzenlemesine yardımcı olabilir.

Buradaki hedef duygusuz bir ebeveyn olmak değil; kendi duygusunu fark edip davranışını seçebilen bir yetişkin olabilmektir.

Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizden değil, duygularımızla nasıl ilişki kurduğumuzdan da öğrenirler.

Mükemmel ebeveyn değil, ilişkiyi onarabilen ebeveyn

Belki de yeni ebeveynliğin en yorucu taraflarından biri, her an doğru davranma zorunluluğudur.

Oysa ebeveynlikte hata yapmak kaçınılmazdır.

Bir gün sabrımız tükenebilir. Sesimizi yükseltebiliriz. Çocuğumuzun ihtiyacını o anda doğru anlayamayabiliriz.

Önemli olan, hatayı yok saymak değil, fark edebilmek ve gerektiğinde ilişkinin içinde onarım yapabilmektir.

“Az önce sana çok yüksek sesle konuştum. Kızgındım ama sana böyle konuşmam doğru değildi. Özür dilerim.”

Bu cümle ebeveynin kusursuz olduğunu değil, kendi davranışının sorumluluğunu alabildiğini gösterir.

Çocuk yetiştirmek, hiç hata yapmama projesi değildir.

Geçmişimizi silmek değil, onunla farklı bir ilişki kurmak

Kuşaklararası aktarımdan söz ederken yalnızca risklere odaklanmak da eksik bir bakış açısıdır. Narayan, Lieberman ve Masten’in (2021) derlemesi, ebeveynlerin geçmiş deneyimleriyle birlikte koruyucu ve olumlu süreçlerin de kuşaklararası ilişkilerde önemli olduğunu vurgulamaktadır.

Bu nedenle kendi çocukluğumuza bakmak, geçmişimizi tamamen silmek anlamına gelmez.

Belki çocukken bize söylenen bazı cümleleri bugün farklı kurabiliriz.

Belki bize gösterilmeyen bir anlayışı çocuğumuza gösterebiliriz.

Belki de yıllardır otomatik olarak yaptığımız bir davranışı fark edip başka türlü davranmayı deneyebiliriz.

Bütün bunlar “kusursuz ebeveynlik” değil; farkındalık içeren ebeveynliktir.

Çocuğuma travma bırakmayayım derken kendimizi sürekli denetlemek, her tepkimizi analiz etmek ve her hatamızı büyük bir hasar olarak görmek de ebeveynliği sürdürülemez hâle getirebilir.

Çocuk yetiştirmek, kendi çocukluğumuzu kusursuz biçimde düzeltme projesi değildir.

Geçmişimizden gelen bazı kalıpları fark etmek, gerektiğinde değiştirmek, hata yaptığımızda onarmak, yeniden denemek ve ihtiyaç duyduğumuzda destek istemektir.

Belki de çocuklarımız için bırakabileceğimiz en değerli şey kusursuz bir ebeveynlik hikâyesi değil;

duyguların konuşulabildiği, hataların onarılabildiği ve ilişkilerin yeniden kurulabildiği bir ilişki deneyimidir.

Kaynakça

  • Kaynakça
  • Edler, K., & Valentino, K. (2024). Parental self-regulation and engagement in emotion socialization: A systematic review. Psychological Bulletin, 150(2), 154–191.
  • Garcia, K. M., Shroff, D. M., Patrick, A., Ollendick, T. H., & Breaux, R. (2024). A systematic review of parent socialization of negative affect in clinical child samples: Relations to youth emotion regulation abilities. Clinical Child and Family Psychology Review, 27(4), 1054–1087.
  • Narayan, A. J., Lieberman, A. F., & Masten, A. S. (2021). Intergenerational transmission and prevention of adverse childhood experiences (ACEs). Clinical Psychology Review, 85, 101997.
  • Racine, N., Deneault, A.-A., Thiemann, R., Turgeon, J., Zhu, J., Cooke, J., & Madigan, S. (2025). Intergenerational transmission of parent adverse childhood experiences to child outcomes: A systematic review and meta-analysis. Child Abuse & Neglect, 168(Pt 1), 106479.
Beyan Özbek Başaran
Beyan Özbek Başaran
Beyan Özbek Başaran, psikoterapi, psikolojik danışmanlık ve akademik çalışmalar alanında deneyim sahibi bir klinik psikolog ve yazardır. Psikoloji lisansının ardından Klinik Psikoloji yüksek lisansını tamamlamış; EMDR, travma terapisi, bilişsel davranışçı terapi ve çift terapisi alanlarında uzmanlaşmıştır. Çocuk, ergen ve yetişkinlerde dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ve odaklanma problemlerinin ölçülmesinde kullanılan testler üzerine çalışmakta; bu alanda aktif uygulamalar yürütmektedir. Kamu kurumlarında psikolog olarak görev aldığı yıllarda kadınlara yönelik şiddetle mücadele, kadın istihdamını destekleme ve toplumsal sorunlara dair projelerde yer almış; farklı meslek gruplarına ve toplumun çeşitli kesimlerine eğitimler vererek bilinçlendirme çalışmalarına katkıda bulunmuştur. Bugün, kurucusu olduğu psikolojik danışmanlık merkezinde uzman klinik psikolog olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Akademik bilgisini yazarlıkla birleştirerek, bireylerin ruh sağlığını güçlendirmeye yönelik eğitim içerikleri üretmekte; psikolojik sağlamlığı artırmayı, kişinin önce kendisini tanıyarak iyi geleni seçebilmeyi ve sevebilmeyi öğrenmesini merkezine alan bir bakış açısını paylaşmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar