Pazar, Eylül 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Palu Ailesi vakasının Psikopatolojik incelemesi

Kapının Anahtarı Kimin Elindeydi?

Palu Ailesi vakası üzerinden kişilik yapılanması, zorlayıcı kontrol ve aile sisteminin psikolojisi.

Bazı vakalar vardır; olayları öğrendiğimizde yalnızca “Ne oldu?” diye sormayız. Asıl soru daha rahatsız edicidir: Bir insan, kendisine zarar veren bir sistemin içinde nasıl kalabilir? Palu ailesi vakası psikolojik açıdan tam da bu sorunun etrafında düşünülmesi gereken vakalardan biridir. Meryem Tahnal’ın 2008 yılında, kızı Melike Tahnal’ın ise 2009 yılında kaybolmasıyla başlayan süreç, yıllar sonra yeniden gündeme gelmiş ve aile içi şiddet, tehdit, kontrol ve güç ilişkileri açısından kamuoyunda geniş biçimde tartışılmıştır. 2023 yılında yeniden görülen davada Tuncer Ustael hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ve ek hapis cezaları verilmiştir. Ancak bu vakayı psikolojik açıdan yalnızca suçların kronolojisi üzerinden okumak yeterli değildir. Çünkü bazen asıl mesele bir insanın ne yaptığı değil, diğer insanların onun etrafında nasıl bir psikolojik gerçeklik içinde yaşamaya başladığıdır.

Tanı koymak değil, örüntüyü anlamak

Palu ailesinin herhangi bir üyesine geriye dönük olarak “narsistik”, “antisosyal” veya “paranoid kişilik bozukluğu” tanısı koymak bilimsel açıdan doğru değildir. Kişilik bozuklukları; düşünce, duygu ve davranış örüntülerinin uzun süreli, katı ve işlevselliği bozan biçimde değerlendirilmesini gerektirir. Bu nedenle burada sorulması gereken soru “Kim hangi bozukluğa sahipti?” değil; “Vaka içerisinde hangi kişilik özellikleri ve psikolojik mekanizmalar dikkat çekmektedir?” sorusudur. Bu ayrım önemlidir. Çünkü kişilik bozukluğu ile şiddet arasında tek yönlü bir neden-sonuç ilişkisi kurmak mümkün değildir. Bir bireyin kişilik özellikleri; gelişimsel deneyimler, travma, öğrenme, duygu düzenleme, sosyal çevre ve güç ilişkileriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Şiddet yalnızca bedene uygulanmaz

Palu vakasını anlamak için kullanılabilecek en önemli kavramlardan biri zorlayıcı kontroldür. Zorlayıcı kontrol; tehdit, izolasyon, ekonomik bağımlılık, psikolojik baskı ve manipülasyon yoluyla kişinin davranış alanını ve özerkliğini sistematik biçimde daraltan bir ilişki biçimidir. Burada önemli olan şudur: Fiziksel şiddet kişinin bedenini kontrol eder; zorlayıcı kontrol ise seçeneklerini. Kişinin dış dünyayla bağlantısı azaldıkça alternatif bilgi kaynakları da azalır. Ekonomik ve duygusal bağımlılık arttıkça ayrılmanın maliyeti yükselir. Korku sürekli hale geldiğinde kişi kararlarını özgür bir ortamda değil, sürekli tehdit algısının içerisinde vermeye başlar. Araştırmalar zorlayıcı kontrol deneyimlerinin travma sonrası stres belirtileri ve depresyon gibi ruhsal sonuçlarla ilişkili olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla psikolojik şiddet yalnızca “kötü bir ilişki” değildir. Kişinin özerklik duygusuna yönelik sistematik bir müdahale haline gelebilir.

“Neden gitmedi?” yerine “Neden gidemedi?”

İstismar vakalarında sıkça sorulan “Madem şiddet vardı, neden ayrılmadı?” sorusu psikolojik açıdan oldukça sınırlıdır. Çünkü uzun süreli tehdit, izolasyon ve bağımlılık yaşayan kişinin karar verme koşulları, dışarıdan gözlemleyen kişinin koşullarıyla aynı değildir. Tekrarlanan ve kontrol edilemeyen olumsuz yaşantılar, kişinin kendi davranışlarının sonucu değiştirebileceğine ilişkin inancını zayıflatabilir. Bu durum öğrenilmiş çaresizlik kavramıyla açıklanabilir. Ancak bu kavramı mağdura yönelik bir etiket olarak kullanmak da doğru değildir. Daha anlamlı soru şudur: Bir insanın seçenekleri psikolojik olarak ne zaman tükenmeye başlar? Korku, ekonomik bağımlılık, sosyal izolasyon ve tehdit bir araya geldiğinde kişi için dışarı çıkmak yalnızca “cesaret etmek” meselesi olmaktan çıkar. Ayrılmak; güvenliği, ekonomik koşulları, aile ilişkilerini ve hatta kendi gerçeklik algısını riske atabilecek bir karar haline gelebilir.

Gerçekliği kim belirliyor?

Manipülasyonun daha görünmez biçimlerinden biri, kişinin yalnızca davranışlarını değil kendi algısına duyduğu güveni hedef almaktır. Gaslighting olarak tartışılan süreçlerde kişi zamanla yaşadığı olayları, hafızasını veya kendi değerlendirmelerini sorgulamaya başlayabilir. Kendi zihinsel değerlendirmesine güvenmek yerine otorite figürünün yorumuna başvurabilir. Böylece şu psikolojik döngü oluşabilir: Manipülasyon → kendi algısına güvende azalma → dış referansa ihtiyaç → otoriteye bağımlılık → özerkliğin zayıflaması. Bu noktada kontrol artık yalnızca “Ben ne diyorsam onu yap” biçiminde değildir. Daha derin bir noktaya ulaşır: “Kendi gördüğüne değil, benim söylediğime güven.” Bir insanın davranışlarını kontrol etmekten daha güçlü olan, onun gerçekliğini yorumlama biçimini kontrol etmektir.

Aile neden sessizleşir?

Aile sistemleri açısından bakıldığında bir kişinin davranışı diğer aile üyelerinin davranışlarını da dönüştürür. Birisi korkar, biri susar, biri otoriteyi savunur, biri yaşananları inkâr eder, bir başkası arabulucu rolüne girer. Böylece aile içerisinde farklı uyum ve hayatta kalma rolleri oluşabilir. Bu nedenle kapalı bir aile sisteminde sessizlik her zaman onay anlamına gelmez. Bazen sessizlik, kişinin sistemi sürdürebilmek için geliştirdiği bir baş etme biçimidir. Çocuklar açısından ise tablo daha karmaşıktır. Araştırmalar, aile içi zorlayıcı kontrole maruz kalan çocuklarda aile işlevselliğinin bozulabildiğini, ebeveyn-çocuk ilişkisinin zarar görebildiğini ve çocukların kimi durumlarda kontrol mekanizmasının hem hedefi hem de aracı haline gelebildiğini göstermektedir. Dolayısıyla çocuk, yalnızca yaşananların tanığı değildir; içinde bulunduğu psikolojik sistemin bir parçasıdır.

Kişilik nerede devreye giriyor?

Palu vakası kişilik yapılanması açısından ele alındığında narsisistik veya antisosyal özellikler tartışılabilir; fakat burada da tanı ile özellik arasındaki ayrım korunmalıdır. Örneğin başkalarının sınırlarını önemsememe, üstünlük kurma ihtiyacı, manipülasyon, empati sorunları veya diğer insanları kendi amaçları doğrultusunda araçsallaştırma gibi özellikler kişilerarası güç ilişkilerinde önem kazanabilir. Narsisistik kişilik bozukluğu ise yalnızca “kendini beğenmiş olmak” değildir; süreğen grandiyözite, hayranlık ihtiyacı ve empati eksikliği gibi daha kapsamlı bir örüntüyü ifade eder. Ancak kişilik özelliği tek başına yeterli değildir. Kişilik + güç + korku + izolasyon + bağımlılık bir araya geldiğinde çok daha karmaşık bir psikolojik sistem ortaya çıkabilir. Bu nedenle Palu ailesini yalnızca “bir kişinin patolojisi” üzerinden okumak eksik kalır. Bazen patolojik olan yalnızca bireyin davranışı değil, bireylerin birbirleriyle kurduğu ilişkinin kendisidir.

Sonuç: Kapının anahtarı kimin elindeydi?

Palu ailesi vakası bize psikolojik şiddetin her zaman görünür olmadığını hatırlatıyor. Bazen bir kapı kilitlenmez; fakat dışarıdaki dünyanın tehlikeli olduğuna inandırılırsınız. Bazen bir insan zincirlenmez; fakat ekonomik, duygusal ve psikolojik bağımlılıklarla seçenekleri azaltılır. Bazen kimse “Sus” demez; fakat konuşmanın bedeli o kadar ağırdır ki sessizlik daha güvenli hale gelir. İşte psikolojik kontrolün en ürkütücü tarafı burada başlar: Bir süre sonra kapıyı dışarıdan kilitleyen kişiyi aramazsınız. Çünkü anahtarın zaten sizde olmadığını düşünmeye başlamışsınızdır. Belki de bu nedenle adli vakalara psikolojik bakışın amacı yalnızca “Failde ne vardı?” sorusunu cevaplamak değildir. Daha önemli soru şudur: Bir insanın gerçekliğini, seçeneklerini ve özerkliğini hangi psikolojik süreçler görünmez biçimde ele geçirebilir? Çünkü şiddetin en sessiz biçimi bazen bedende değil, insanın kendi zihnine duyduğu güvende iz bırakır. Ve belki de Palu ailesi vakasının psikolojik açıdan bize bıraktığı en önemli soru budur: Bir insanın özgürlüğünü elinden almak için gerçekten kapıyı kilitlemek gerekir mi?

Kaynakça

  • American Psychiatric Association. (2022). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed., text rev.; DSM-5-TR). American Psychiatric Association Publishing.
  • American Psychiatric Association. (2023). What are personality disorders? American Psychiatric Association.
  • American Psychiatric Association. (2023). Antisocial personality disorder often overlooked. American Psychiatric Association.
  • American Psychiatric Association. (2024). What is narcissistic personality disorder? American Psychiatric Association.
  • Crossman, K. A., Sullivan, C. M., & Daoud, N. (2023). The trauma and mental health impacts of coercive control: A systematic review and meta-analysis. Trauma, Violence, & Abuse, 24(5), 3187–3203. PubMed⁠�
  • Katz, E., Nikupeteri, A., & Laitinen, M. (2023). Interparental coercive control and child and family outcomes: A systematic review. Trauma, Violence, & Abuse. PubMed⁠�
  • Anadolu Ajansı. (2023, 3 Ekim). Kocaeli'de yeniden görülen “Palu ailesi” davasında karar. Anadolu Ajansı. Haber kaynağı⁠�
Hacer Doğan
Hacer Doğan
Hacer Dogan, 3 Nisan 2003'te Bitlis'te dogdu. Ortaögrenimini Hikmet Kiler Fen Lisesi'nde tamamladi. istanbul Topkapl Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sinif ögrencisidir. Akademik ilgi alanlari arasinda psikodinamik kuramlar,nöropsikoloji, rüya analizi ve insan zihninin bilinçdisi süreçleri yer almaktadir. Psikolojiyi yalnizca bilimsel bir disiplin olarak degil, ayni zamanda insan deneyimini anlamlandiran bir anlati alani olarak ele alan Dogan, yazilarinda akademik bilgiyi edebi bir dil ve öznel bakis açisiyla harmanlamayl amaçlamaktadir. Dergi yazilarinda zihinsel süreçler, duygulanim ve insanin iç dünyasina dair derinlikli analizlere yer vermektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar