Gün içinde kendimizi kötü hissettiğimizde ilk tepkimiz çoğu zaman bu duyguyu anlamaya çalışmak değil, ondan mümkün olduğunca hızlı kurtulmak oluyor. “Böyle hissetmemeliyim”, “Artık bunu düşünmemeliyim”, “Kendimi toparlamam gerekiyor” gibi düşünceler, yaşadığımız duygunun kendisinden daha fazla yük oluşturabiliyor.
Oysa üzülmek, kaygılanmak, öfkelenmek ya da hayal kırıklığı yaşamak tek başına psikolojik bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Bazen asıl zorlayıcı olan, olumsuz duygunun kendisinden çok, o duygunun varlığına verdiğimiz tepki olabiliyor.
Kötü Hissetmek Neden Bu Kadar Rahatsız Edici?
Bir duyguyu yaşamak ile o duyguyu yaşamamamız gerektiğine inanmak arasında önemli bir fark vardır. Örneğin, önemli bir sınav öncesinde kaygı hissetmek oldukça anlaşılabilir bir deneyimdir. Ancak kişi “Kaygılanıyorum” düşüncesinden “Kaygılanıyorsam bu sınavda başarısız olacağım” sonucuna ulaştığında, yaşadığı kaygıya bir de kaygıyla ilgili olumsuz bir değerlendirme eklenebilir.
Benzer şekilde, bir kişi üzgün olduğunda “Bugün kendimi kötü hissediyorum” diyebilir. Fakat bunu “Kendimi böyle hissediyorsam hayatımda ciddi bir sorun var” şeklinde yorumladığında, yalnızca üzüntüyü değil, üzüntünün anlamını da taşımaya başlar.
Bu noktada kişi, olumsuz duygunun kendisinden kurtulmaya çalışabilir. Psikolojide deneyimsel kaçınma olarak ele alınan bu süreçte kişi; rahatsız edici düşünce, duygu, anı veya bedensel duyumlardan uzaklaşmak ya da bunları kontrol etmek için çeşitli yollar kullanabilir.
Kaçınmak Neden Kısa Vadede İşe Yarar?
Olumsuz bir duygudan kaçınmak çoğu zaman ilk anda gerçekten işe yarıyor gibi görünür. Kaygılandığımızda dikkatimizi başka bir şeye vermek, birinden tekrar tekrar güvence almak, sürekli kontrol etmek veya kendimizi “iyi düşünmeye” zorlamak kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir.
Ancak burada önemli olan, bu rahatlamanın uzun vadede neye yol açtığıdır.
Örneğin bir kişi belirsizlik karşısında yoğun kaygı yaşadığında, aynı soruyu defalarca bir yakınına sorarak güvence arayabilir. Yakınından aldığı cevap kısa süreliğine rahatlatıcı olur. Fakat bir süre sonra yeni bir şüphe ortaya çıkabilir ve kişi yeniden güvence aramaya başlayabilir.
Böylece şu döngü ortaya çıkabilir:
Rahatsız edici duygu → kaçınma veya kontrol etme → kısa süreli rahatlama → yeniden rahatsızlık → tekrar kaçınma
Kısa vadede rahatlatan davranış, zaman içinde kişinin rahatsız edici duygularla kendi başına baş edebileceğine dair deneyim kazanmasını da zorlaştırabilir.
“Kötü Hissediyorsam Bir Şeyler Yanlış mı?”
Günlük yaşamda bunun farklı örneklerini görmek mümkündür. “Bugün hiçbir şey yapmak istemiyorum, demek ki hayatımdan memnun değilim”, “İlişkim hakkında kaygılandım, demek ki partnerimi gerçekten sevmiyorum”, “Sunumdan önce çok heyecanlandım, demek ki bunu yapamayacağım.”
Bu düşüncelerde duygular, yaşanan durumun kesin bir kanıtı gibi kullanılabilir. Oysa bir duygunun varlığı, o duygunun işaret ettiği yorumun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.
Kaygı, kişinin tehlikede olduğunu; üzüntü, hayatının kötü olduğunu; öfke ise karşısındaki kişinin kesin olarak haksız olduğunu tek başına kanıtlamaz. Duygular önemli bilgiler taşır ancak her duygu, aynı zamanda doğru bir açıklama sunmak zorunda değildir.
Bu nedenle kişinin kendisine “Neden böyle hissediyorum?” sorusunun yanında, “Şu anda hissettiğim duyguyu nasıl yorumluyorum?” sorusunu da sorması önemli olabilir.
Amaç Her Zaman İyi Hissetmek mi?
Psikolojik iyi oluşu yalnızca olumlu duyguların varlığı üzerinden değerlendirmek, insan deneyiminin önemli bir bölümünü gözden kaçırabilir. Hayatın bazı dönemlerinde kaygı, üzüntü, öfke veya hayal kırıklığı kaçınılmazdır.
Buradaki amaç, olumsuz duyguları tamamen ortadan kaldırmak ya da her durumda sakin ve mutlu kalabilmek değildir. Daha işlevsel olan, kişinin rahatsız edici bir duygu ortaya çıktığında onu hemen ortadan kaldırmak zorunda olmadığını fark edebilmesidir.
Bunun için kişi kendisine birkaç soru yöneltebilir: “Şu anda ne hissediyorum? Bu duyguyu anlamaya mı çalışıyorum, yoksa bir an önce ortadan kaldırmaya mı? Bu duygudan kaçınmak veya onu kontrol etmek için ne yapıyorum? Bu duygu ortadan kalkmadan da yapabileceğim bir şey var mı?”
Bu soruların amacı duyguyu bastırmak değil, kişi ile duygusu arasında biraz daha fazla alan oluşturabilmektir.
Psikolojik iyi oluş, her an iyi hissetmek anlamına gelmez. Bazen kaygıya rağmen devam etmek, üzüntüye rağmen kendimize alan açmak veya belirsizlik karşısında kesinlik arayışını bir süreliğine bırakabilmek de psikolojik esnekliğin bir parçasıdır.
Belki de mesele, bütün olumsuz duyguları susturmak değil; onların varlığına rağmen hayatımızı sürdürebilmeyi öğrenmektir.
Çünkü bazen bizi en çok yoran şey yalnızca kötü hissetmek değil, kötü hissettiğimiz için bir an önce iyi hissetmeye çalışmaktır.
