Nereye Kaybolduk? İlişkilerin Sessizce Ortadan Kaybolduğu Çağ
Bir insan hayatımızdan hiçbir şey söylemeden çıktığında, geride kalan kişi gerçekten neyi kaybeder? Belki bir ilişkiyi. Belki bir flörtü. Belki henüz adı bile konmamış bir yakınlığı. Ama çoğu zaman kaybedilen yalnızca karşımızdaki insan değildir. Onunla birlikte, zihnimizde kurduğumuz ihtimaller de ortadan kalkar. Üstelik bunu anlamlandırabileceğimiz net bir konuşma olmadan yaşadığımızda, geriye cevapsız sorular kalır. Günümüzde romantik ilişkilerde giderek daha sık karşılaştığımız bir durum var: İnsanlar birbirlerinin hayatına giriyor, yakınlaşıyor, konuşuyor, merak ediyor, zaman geçiriyor ve sonra bir noktada iletişim kesiliyor. Bazen cevaplar seyrekleşiyor, bazen bir mesaj cevapsız kalıyor, bazen de hiçbir açıklama olmadan tamamen ortadan kaybolunuyor. İlişki bitmiş olabilir. Fakat çoğu zaman bunu söyleyen kimse olmuyor. Böyle durumlarda insan kendine yalnızca “Neden gitti?” sorusunu sormuyor. Bir süre sonra “Ben neyi yanlış yaptım?”, “Aramızda yaşananlar gerçek miydi?”, “Yoksa ben mi yanlış anladım?” gibi sorular da ortaya çıkıyor. İşte günümüz ilişkilerindeki en yorucu meselelerden biri tam olarak burada başlıyor: Belirsizlik.
Reddedilmek Mi Yoksa Belirsizlik Mi Daha Zor?
Bir ilişkinin karşılıklı olarak devam etmediğini bilmek elbette kolay değildir. Reddedilmek incitebilir, hayal kırıklığı yaratabilir ve kişinin kendisini sorgulamasına neden olabilir. Ancak net bir cevap, insanın yaşadığı durumu anlamlandırmasına yardımcı olur. “Ben bu ilişkiyi sürdürmek istemiyorum.”, “Aramızdaki şeyin devam etmesini doğru bulmuyorum.”, “Artık görüşmek istemiyorum.” Bunları duymak hoş olmayabilir ama en azından nerede durduğumuzu biliriz. Oysa iletişimin açıklamasız biçimde kesilmesi kişiyi bir kararın değil, bir ihtimalin içinde bırakır. “Belki tekrar yazar.” düşüncesi, “Belki bir şey oldu.” ihtimali, “Belki biraz zamana ihtiyacı vardır.” yorumu devreye girer. Belirsizlik tam da bu nedenle zihinsel olarak yorucudur. Çünkü kesin bir son olmadığı sürece zihnimiz sürekli olasılık üretmeye devam eder. Burada acı veren şey reddedilmekten çok reddedilip reddedilmediğimizi bilememektir.
“Ben mi yanlış anladım?” İletişimin açıklamasız biçimde sona ermesi, kişinin yalnızca karşısındaki insanın davranışını değil, kendi algısını da sorgulamasına neden olabilir. Birlikte geçirilen zamanlar, yapılan konuşmalar, gösterilen ilgi ve kurulan yakınlık bir anda anlamsızlaşmış gibi hissedilebilir. “Ben bütün bunlara gereğinden fazla mı anlam yükledim?”, “Karşı taraf aslında hiç böyle hissetmedi mi?”, “Ben mi aramızda olmayan bir şeyi varmış gibi gördüm?” Bu soruların ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Çünkü bir ilişkiye dair elimizde net bir açıklama olmadığında, zihnimiz eksik parçaları kendi kendine tamamlamaya çalışır. Fakat burada önemli bir noktayı birbirinden ayırmak gerekir: Bir ilişkinin devam etmemesi, o ilişkinin yaşanmadığı anlamına gelmez. Bir insanın sonradan uzaklaşması, geçmişte gösterdiği ilginin mutlaka sahte olduğu anlamına gelmez. Bugünkü davranışını açıklamak için dünkü deneyimin tamamını geçersiz kılmak zorunda değiliz. Bazen yalnızca karşımızdaki kişinin duygusunun, beklentisinin ya da ilişkiye verdiği anlamın zaman içinde değiştiğini kabul etmek gerekir. Ve her değişimin arkasındaki nedeni öğrenemeyebiliriz.
Bazen kaybettiğimiz kişi değil, ihtimallerdir. Flört dönemlerinin önemli bir özelliği, henüz yaşanmamış çok fazla ihtimal barındırmasıdır. Birlikte yapılabilecek planlar, kurulabilecek bir ilişki, tanıyabileceğimiz yeni bir insan, yaşayabileceğimiz farklı deneyimler ve dahası. Henüz gerçekleşmemiş olsa bile bunlar zihnimizde bir gelecek ihtimali oluşturabilir. Bu nedenle bazı flörtlerin sona ermesi, yaşanmış bir ilişkinin bitmesinden farklı bir yas yaratabilir. Çünkü ortada tam olarak neyin bittiğini söylemek zordur. Belki de bu yüzden insan bazen “Onu özlüyorum.” derken aslında yalnızca kişiyi değil de onunla mümkün olabileceğini düşündüğü hayatı özlüyordur. Bu durumda kayıp daha belirsizdir. Çünkü ortada somut bir geçmiş kadar somut bir gelecek de yoktur. Ve insan hiç yaşanmamış bir ihtimalin yasını da tutabilir.
Peki neden insanlar açıkça konuşmak yerine kaybolmayı tercih ediyor? Bu noktada yalnızca kaybolan kişiyi suçlamak yerine, iletişim biçimlerimize biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Birine “Artık devam etmek istemiyorum.” demek kolay değildir. Karşımızdaki kişinin kırılacağını bilmek, soru soracağını düşünmek veya kendimizi açıklamak zorunda kalmak bizi zorlayabilir. Bu nedenle bazı insanlar çatışmayla karşılaşmamak için iletişimi tamamen kesmeyi tercih edebilir. Fakat burada önemli bir ayrım vardır. Çatışmadan kaçınmak, çatışmayı ortadan kaldırmaz. Sadece onun yükünü karşı tarafa bırakabilir. Net bir konuşma iki taraf için de zor olabilir. Ancak açıklamasız biçimde uzaklaşmak, diğer kişiyi kendi cevaplarını üretmek zorunda bırakır. Üstelik dijital iletişim bunu hiç olmadığı kadar kolaylaştırıyor. Bir telefon konuşmasını yapmak yerine mesajı cevapsız bırakmak, bir buluşmayı iptal etmekten daha kolay hale gelebiliyor. Karşımızdaki kişinin tepkisiyle yüzleşmeden iletişimden çekilmek mümkün. Teknoloji iletişim kurmayı kolaylaştırdı. Fakat iletişimin sorumluluğunu taşımayı aynı ölçüde kolaylaştırmadı.
Her Ulaşılabilirlik, Gerçek Bir Yakınlık Yaratıyor Mu?
Bugün birine ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Gün içinde defalarca mesajlaşabiliyor, hayatımızın küçük ayrıntılarını paylaşabiliyor ve kısa sürede bir yakınlık hissedebiliyoruz. Fakat iletişimin hızlanması, ilişkilerin de aynı hızda derinleştiği anlamına gelmiyor. Bazen çok fazla konuştuğumuz bir insanı aslında çok az tanıyoruz. Bazen günlük hayatımızın önemli bir parçası haline gelen bir iletişim, karşı taraf için aynı anlamı taşımıyor. Bazen de iki insan arasındaki bağ, birinin sandığından çok daha yüzeysel kalıyor. Bu nedenle dijital çağın ilişkilerinde önemli sorulardan biri şu olabilir: Birbirimize ne kadar ulaşıyoruz ve gerçekten ne kadar bağ kuruyoruz? Çünkü sürekli iletişim halinde olmak ile duygusal olarak birbirine açık olmak aynı şey değil.
Netlik Neden Bu Kadar Önemli?
Netlik, her zaman iyi hissettiren bir şey değildir. Bazen “hayır” cevabını duymak zorunda kalırız. Bazen beklediğimiz karşılığı alamayız. Bazen bir ilişkinin bizim istediğimiz yere gitmeyeceğini kabul ederiz. Ama netlik, bütün bunlara rağmen kişinin kendi hayatında bir karar verebilmesine ve sorumluluk almasına olanak tanır. Bir ilişkiyi sürdürmek istememek herkesin hakkıdır. Kimse bir başkasıyla romantik bir ilişki yaşamak zorunda değildir. Fakat ilişki kurduğumuz kişiye karşı dürüst olmak, ilişkinin kendisinden bağımsız bir iletişim sorumluluğudur. “Bunu istemiyorum.” demek karşımızdaki kişiyi üzebilir. Ama bazen kısa süreli bir hayal kırıklığı, uzun süreli bir belirsizlikten daha sağlıklıdır. Çünkü netlik, karşı tarafa hayatına devam edebilmesi için alan açar.
Peki Ya Açıklama Hiç Gelmezse?
Her zaman beklediğimiz açıklamayı alamayabiliriz. Bazen karşımızdaki kişi neden uzaklaştığını anlatmayacak. Bazen bir konuşma yapma fırsatımız olmayacak. Bazen bütün sorularımızın cevabı karşımızdaki insanda olsa bile, o cevapları bizimle paylaşmayı seçmeyecek. Bu noktada insan kendisine “Cevabı olmayan bir soruyu ne kadar süre kendimle ilgili bir probleme dönüştüreceğim?” sorusunu sorabiliyor. Çünkü belirsizlik karşısında kendimizi sürekli sorgulamak, bir süre sonra karşımızdaki kişinin davranışından çok bizim özdeğerimizi etkilemeye başlayabilir. “Demek ki yeterince iyi değildim.”, “Demek ki bende bir sorun var.”, “Demek ki sevilmeye değer biri değilim.” Oysa bir insanın iletişim kurma biçimi, bizim değerimizin doğrudan bir ölçüsü değildir. Karşımızdaki kişinin neden sustuğunu bilmemek zor olabilir. Fakat bilmediğimiz bir nedeni kendi aleyhimize yorumlamak zorunda değiliz. Bazen elimizdeki en net bilgi yalnızca iletişim devam etmiyor bilgisidir. Ve bu bilgi, hayatımıza devam etmek için her zaman bütün hikâyeyi bilmemizi gerektirmeyebilir. Çünkü başka bir açıdan baktığımızda iletişimsizlikte bize net bir cevap vermiş olabiliyor.
Belki de birbirimize daha fazla değil, daha açık konuşmayı borçluyuz. İlişkiler her zaman devam etmeyecek. Her flört ilişkiye dönüşmeyecek. Her yakınlık aynı şekilde karşılık bulmayacak. İnsanlar birbirlerinden vazgeçebilir, fikirleri değişebilir, duyguları azalabilir. Bunların hepsi insan ilişkilerinin doğal bir parçası. Asıl mesele, bunları birbirimize nasıl söylediğimiz. Çünkü sağlıklı iletişim yalnızca güzel şeyleri paylaşabilmek değildir. Hoşumuza gitmeyen şeyleri de ifade edebilmek, sınır koyabilmek, reddedebilmek, fikir değiştirebilmek ve gerektiğinde bir ilişkinin devam etmeyeceğini söyleyebilmek. Belki de günümüzde ilişkilerde kaybettiğimiz şey tam olarak budur. Birbirimize karşı dürüst olmanın getirdiği kısa süreli rahatsızlığa dayanabilmek. Çünkü bazen bir ilişkiyi bitiren şey “istemiyorum” cümlesi değil de insanı hiçbir şey söylemeden bekletmektir. Ki baktığımızda ilişkilerde en yaralayıcı olan kısım da burasıdır aslında.
Peki biz nereye kaybolduk? Birbirimizin hayatından değil yalnızca. Netlikten, açıklıktan ve zor olsa bile konuşmaya devam edebilme cesaretinden nereye kaybolduk? Belki de ilişkilerin daha sağlıklı hale gelmesi için daha fazla insanla tanışmaya değil, karşımızdaki insanı bir “ihtimal” olarak değil, duyguları ve gerçekliği olan bir insan olarak görmeye ihtiyacımız var. Çünkü bir ilişki her zaman devam etmek zorunda değil. Ama bir insan, hayatımızdan çıkarken bize kendi gerçekliğimizi sorgulatmak zorunda da değil.


