“Daha iyisini yapabilirdim.”
Bence mükemmeliyetçiliğin en yorucu cümlelerinden biri bu. Çünkü ne kadar başarılı olursak olalım, yaptığımız şey hiçbir zaman tam olarak yeterli gelmeyebiliyor. Bir sınavdan yüksek not alıyoruz ama daha yükseğini alabileceğimizi düşünüyoruz. Bir işi tamamlıyoruz ama eksik kalan küçük bir noktaya takılıyoruz. İnsanlar bizi başarılı buluyor ama biz kendi yaptıklarımızı sürekli eleştiriyoruz.
Bir noktadan sonra insan kendisine şu soruyu sormaya başlıyor: Gerçekten daha iyi olmak için mi çabalıyorum, yoksa yeterli olmadığımı düşündüğüm için mi kendimi sürekli zorluyorum?
Mükemmeliyetçilik aslında sadece “çok başarılı olmak istemek” değil. Kusursuz olma isteği, yüksek standartlar belirleme, başarısızlıktan korkma ve kişinin kendisini fazlasıyla eleştirmesi gibi özelliklerle de ilişkili. Ancak önemli olan şu ki her mükemmeliyetçilik aynı değil. Kendimiz için yüksek hedefler belirlemek ve bunlara ulaşmak için çabalamak her zaman kötü bir şey değil. Sorun, yaptığımız her hatayı kendimize karşı kullanmaya başladığımızda ortaya çıkıyor.
Mesela düşünelim. Bir insan bir işi yapıyor ve ortaya gerçekten güzel bir sonuç çıkıyor. Çevresindeki herkes beğeniyor. Fakat o kişi bütün gün sadece yaptığı küçük hatayı düşünüyor. “Şurası daha güzel olabilirdi.”, “Bunu neden böyle yaptım?” diye kendisini eleştiriyor. Başarısı gözünün önünde dururken, eksik olduğunu düşündüğü şeylere bakıyor.
Bence mükemmeliyetçiliğin insanı yıpratan tarafı tam olarak burada başlıyor.
Çünkü mükemmel olmaya çalışırken kendimize dinlenme hakkı bile vermeyebiliyoruz. Yorulduğumuzda “Biraz daha çalışmalıyım.” diyoruz. Başarılı olduğumuzda “Daha iyisini yapabilirdim.” diyoruz. Hata yaptığımızda ise bunu sadece yaptığımız bir hata olarak görmek yerine, kendi yeterliliğimizin bir göstergesi gibi algılayabiliyoruz.
Üstelik bu durum kendini sabote etme davranışlarıyla da bağlantılı olabiliyor. Araştırmalar, mükemmeliyetçilik düzeyi yüksek kişilerde başarısızlık korkusunun daha fazla olabildiğini ve başarısızlıktan korkan kişilerin kendilerini sabote etmeye daha yatkın olduğunu gösteriyor.
İnsan başarılı olmak için kendisini bu kadar zorlarken nasıl oluyor da sonunda kendisinin önüne engel koyuyor?
Burada biraz çelişkili bir durum ortaya çıkıyor. Çünkü sürekli “mükemmel olmalıyım” düşüncesi zamanla hata yapma korkusunu artırabiliyor. Hata yapmaktan korkan kişi bazen başlamayı erteliyor, bazen yaptığı işi tekrar tekrar kontrol ediyor, bazen de başarısız olma ihtimalinden kaçmak için kendisini geri çekiyor. Kendini sabote etme davranışı kısa vadede kişiyi başarısızlığın getireceği kötü duygulardan koruyor gibi görünse de uzun vadede motivasyonu ve yaşam doyumunu olumsuz etkileyebiliyor.
Belki de burada ihtiyacımız olan şey daha fazla eleştiri değil, biraz öz-şefkat.
Kendimize arkadaşımıza davrandığımız kadar anlayışlı davranabilsek ne olurdu? En yakın arkadaşımız bir hata yaptığında ona “Sen zaten beceriksizsin.” demiyoruz. Genellikle “Olabilir, herkes hata yapar.” diyoruz. Peki aynı şeyi kendimize neden söylemek bu kadar zor?
Öz-şefkat, yaptığımız hataları görmezden gelmek anlamına gelmiyor. Aksine, hatalarımızı kabul edebilmek ve onları kişiliğimizin tamamı haline getirmemek anlamına geliyor. Araştırmalarda da öz-şefkatin kendini sabote etme eğilimi ve psikolojik iyi oluşla ilişkili önemli bir faktör olduğu görülüyor.
Bence kendimize sormamız gereken soru “Nasıl daha mükemmel olabilirim?” değil. “Kendimden bu kadar çok şey beklerken kendime ne kadar iyi davranıyorum?” Çünkü bazen daha iyi olmak için çıktığımız yolda, kendimize karşı o kadar acımasız oluyoruz ki sonunda ulaşmak istediğimiz başarıdan çok, kendimizi tüketiyoruz. Oysa hata yapmak, eksik kalmak veya bazen yeterince iyi olamamak insan olmanın bir parçası. Belki de mükemmel olmak zorunda olmadığımızı kabul ettiğimiz gün, kendimizi gerçekten geliştirmeye başlayacağız.
Kaynakça
- Sayıner, B. (2023). Kendini sabotaj üzerine yazılan lisansüstü tezlerin bibliyometrik analizi. Akademik Hassasiyetler, 10(22), 194–230.
- Üzar Özçetin, Y., & Hiçdurmaz, D. (2016). Kendini sabote etme ve ruh sağlığı üzerine etkisi. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 8(2), 145.


