“Bazı şeyleri zihnimiz unutsa bile bedenimiz hatırlamaya devam eder.”
Travma denildiğinde çoğu zaman aklımıza geçmişte yaşanan ağır bir olay ve o olaya ait anılar gelir. Oysa travma yalnızca hatırladığımız bir hikâyeden ibaret değildir. Bazen olay sona erer, hayat devam eder, hatta kişi yaşadıklarını uzun süre düşünmediğini zanneder. Fakat beden, yaşananların izlerini taşımaya devam edebilir.
Bir ses, bir koku, bir bakış ya da hiç beklenmedik bir anda karşılaşılan belirli bir durum, geçmişte yaşanan bir deneyimin duygusunu yeniden harekete geçirebilir. Kişi nedenini tam olarak anlayamasa bile kalbi hızlanabilir, bedeni gerilebilir veya bir anda bulunduğu ortamdan uzaklaşmak isteyebilir.
Çünkü travma yalnızca zihnin değil, bedenin de öğrendiği bir deneyimdir.
Tehlike Geçtiğinde
Travmatik bir olay sırasında beynin önceliği yaşananları anlamlandırmak değil, hayatta kalmaktır. Tehdit algılandığında bedenin stres sistemi devreye girer. Kalp atışı hızlanır, kaslar gerilir, dikkat tehlikeye yönelir ve kişi savaşma, kaçma ya da donma gibi tepkiler gösterebilir.
Normal şartlarda tehlike sona erdiğinde beden de yavaş yavaş sakinleşir. Ancak travmatik deneyimlerde bu alarm sisteminin düzenlenmesi daha zor olabilir.
Bugün güvenli bir odada oturan biri, geçmişte yaşadığı bir deneyimi hatırlatan küçük bir uyaranla karşılaştığında kendisini yeniden tehdit altında hissedebilir. Mantığı “Şu an güvendeyim” diyebilir; fakat bedeni henüz aynı cümleye ikna olmamış olabilir.
İşte travmanın en karmaşık taraflarından biri budur.
Hatırlamadan Hatırlamak
Travmatik deneyimler her zaman açık ve ayrıntılı anılar şeklinde ortaya çıkmaz. Bazen kişi neyi hatırladığını bile tam olarak açıklayamaz; yalnızca bir ortamda huzursuz hisseder, belirli bir davranıştan kaçınır veya bazı durumlarda neden aşırı tetikte olduğunu anlayamaz.
Bir kokunun yıllar önceki bir yazı hatırlatması gibi, bazı uyaranlar da geçmişteki duygusal durumu yeniden çağırabilir.
Bu nedenle travma yaşayan birine “Artık geçti, neden hâlâ böyle hissediyorsun?” demek, yaşadığı süreci anlamaktan çok uzak olabilir.
Çünkü kişi geçmişte yaşamıyor olabilir. Fakat bedeni, geçmişte öğrendiği tehlikeye bugün de cevap veriyor olabilir.
Bedenin Sessiz Dili
Bedenimiz duygularımızın dışında değildir. Korktuğumuzda midemizin sıkışması, heyecanlandığımızda kalbimizin hızlanması veya yoğun stres altında kaslarımızın gerilmesi bunun en basit örnekleridir.
Travma söz konusu olduğunda bu bağlantı daha karmaşık hâle gelebilir. Uyku problemleri, sürekli tetikte olma, irkilme, bedensel gerginlik veya kaçınma gibi tepkiler kişinin günlük yaşamını etkileyebilir.
Elbette her bedensel belirti travma anlamına gelmez. Aynı belirtilerin birçok psikolojik veya fiziksel nedeni olabilir. Ancak travmanın bedensel boyutunu görmezden gelmek de kişinin yaşadığı deneyimi eksik anlamamıza neden olur.
Peki Beden Nasıl İyileşir?
İyileşmek, yaşananları tamamen unutmak değildir. Geçmişin bugün üzerindeki etkisini azaltabilmek ve kişinin yeniden güven duygusu geliştirebilmesidir.
Psikoterapi, bu süreçte kişinin yaşadıklarını anlamlandırmasına, duygularını düzenlemesine ve kendisinde ortaya çıkan tepkileri fark etmesine yardımcı olabilir. Kişi zamanla bazı tepkilerinin “bozukluk” değil, geçmişte onu korumaya çalışan sistemlerin devamı olduğunu fark edebilir.
Bu farkındalık önemlidir. Çünkü kendisini yalnızca “neden böyleyim?” diye sorgulayan biri, zamanla “Bedenim beni neden böyle korumaya çalışıyor?” diye sorabilmeye başlar.
Geçmiş Bugün Değildir
Travma insanın bütün hayatını tanımlamak zorunda değildir. Geçmişte yaşanan bir olay, kişinin bugün kim olduğunu açıklayabilir; fakat gelecekte kim olacağını belirlemek zorunda değildir.
Bedenin yeniden güvenmeyi öğrenmesi zaman alabilir. Bazen bu süreç küçük adımlarla ilerler: Bir ortamda daha rahat hissedebilmek, bir anıyı kaçmadan düşünebilmek, bedendeki gerginliği fark edip sakinleşebilmek…
Belki de iyileşmenin en önemli noktası, bedene kızmak yerine onu dinlemeyi öğrenmektir.
Çünkü beden bazen geçmişin yükünü sessizce taşır. Ve iyileşmek, ona geçmişte kalmış bir tehlikenin artık bugün olmadığını yeniden öğretebilmektir.
Bazı yaralar görünmez; ama görünmemeleri, bedenin onları taşımadığı anlamına gelmez.


