Sizler de hiç fark ettiniz mi? Etrafınızda bakış açılarında bir bozukluk olduğunu düşündürecek kadar çok mağdurları suçlama eğiliminde olan insanlar var mı? Bunlar nasıl bu şekilde düşünebilir, onların hiç evlatları yok mu, hiç hata yapmazlar mı? Dünyada gelişip duran olaylarda suçlunun suça eğilimini, geçmişini, nasıl bir hayattan geldiğine yönelik hiçbir merakları ve söylemleri olmazken mağdur hakkında; giyimlerine, hangi saatte nerede olduklarına, kaç yaşında olup kaç yaşında partner tercih ettiklerine kadar konuşur dururlar. Tahmin ediyorum ki sizler bu mağdurlar hakkında konuşan tarafta değilseniz bu şekilde konuşanlara içten içe sinir olan hatta belki de bir şekilde açıklamaya çalışan tarafta olmalısınız. Mağdurların veyahut suçluların psikolojisine derinlemesine bir bakış atmadan mağdura yönelik suçlayıcı bakış açılarına sahip bu insanların iç dünyalarına biraz bakmak istedim. Bu insanlar mağdurların yaşadığı duruma empatik bakmak yerine; “O saatte orada ne işi vardı?, o giyimini kime sorarak karar verdi, o yaştaki birine o yaştaki bir partner yakışır mı, bu insanların aileleri neredeydi?” gibi söylemlerle iç dünyalarını yansıtırlar. Çünkü onlar o saatlerde oralarda olmazlar, hiç hata yapmazlar, hiçbir zaman o durumları yaşayacak halde olmazlar. Çünkü onlar kimseye bir şey yapmamıştır ve dünyanın hep adaletli olduğuna inanırlar.
Bu gibi insanların ve belki de çoğumuzun sahip olduğu yanılsamayı Lerner (1980), Adil Dünya İnancı kavramıyla açıklamıştır. Bu kurama göre insanlar; herkesin hak ettiği şeyleri yaşadığını, dünyanın adaletli bir yer olduğunu, iyilerin ödüllendirilip kötülerin cezalandırıcı bir yer olduğuna inanarak yaşamını sürdürmektedir. Bu inanç, geleceğe yönelik umutlu adımlar atmak için gerekli görünmektedir ve hepimizin de işine yarıyor gibi görünüyor ancak bazı yanılsamaları da beraberinde getiriyor. Başta örnek verdiğim konunun ağırlığından biraz sıyrılmak için bazı örnekler verebilirim. Mesela yoksul bir öğrencinin başarılı olması ödül olarak algılanırken tüm çabalarına rağmen başarısız olan çocukların pek de konuşulmaması adil dünya inancına ters düşen bir durumun göz ardı edilmesi olarak örneklendirilebilir. Bizim kültürümüzün birer sözlü ürünleri olan atasözlerinden örnek vermek gerekirse “Ne ekersen Onu Biçersin”, “Etme Bulma Dünyası” vb. atasözlerinin yaygın kullanımı yaşadığımız coğrafyada da bu inancın ne kadar kalıcı olduğunu bizlere göstermektedir. Ancak adaletin tecelli etmediği durumlarla karşılaştığımızda zihnimizin adaletle meşgul olduğunu çünkü adil dünya inancımızın sarsıldığını Hafer (2000), saldırganların yakalandığı ve yakalanmadığı iki ayrı haberi okuttukları katılımcılara Stroop testi yapmıştır ve saldırganların yakalanmadığı haberi okuyan katılımcıların adaletle ilgili kelimelere daha fazla odaklanıp daha yavaş tepki verdikleri bulgusu ortaya çıkmıştır. Lerner (1980)’e göre adil dünya inancımız sarsıldığında zihnimizin başvurduğu iki seçenek vardır: Rasyonel stratejiler ve irrasyonel stratejiler. Rasyonel stratejilere örnek vermek gerekirse var olan adaletsizliği kabul ederek kurumsal veyahut bireysel olarak mağdurlara yardım etmeyi normalleştiren ve empati duygusunun var olduğu bir yaklaşım olarak zararı telafi etmeye yöneliktir. İrrasyonel stratejiler ise az önce uzun uzun anlattığım ve çevremizde bizleri rahatsız eden bakış açılarına sahip insanların yaklaşımıdır. İrrasyonel yaklaşımdakiler adaletsizliği kabul etmeyerek kurbanın kişiliğine yönelik atıfta bulunarak yaşadığı her şeyi hak ettiğine inanarak adil dünya inancının sarsılmasından kurtulurlar, bu onlara daha kolay gelir(!).
Nerede ve kimlerle çalıştığımız da adil dünya inancımızı etkiliyor olabilir. Yoksullar, yaşlılar, engelli bireyler, korunmaya muhtaç çocuklar, cinsel istismar mağdurları vb. gruplarla çalışan Sosyal Hizmet Uzmanlarının travma yaşantılarına tanık olması ve mağdurların hikayeleriyle yakından ilgilenmekle birlikte oluşan ikincil travmatik stres dediğimiz durumu yaşadıkları bilinmektedir. İkincil travmatik stres; mağdurların hikayeleriyle yakından ilgilenmekle beraber onların acılarını dindirmek istemekten, yüksek empati duygusundan da kaynaklanabilmektedir. İkincil travma stresi için risk grubu oluşturanlara ruh sağlığı uzmanları, doktorlar, acil servis ve kurtarma çalışanları eklenebilir. Yapılan bir çalışmada ikincil travmatik stresi yaşayan sosyal hizmet uzmanlarının adil dünya inançlarının olumsuz etkileneceği üzerine bir hipotez kurulmuştur. Katılımcılara ikincil travmatik stres ölçeği ve Adil Dünya İnancı Ölçeği doldurularak istatistiksel olarak anlamlı ilişkileri olup olmadığı analiz edilmiştir. Bulgulara göre ikincil travmatik stres düzeyleri düşük ve orta olanların Adil Dünya inanç düzeyleri, ikincil travmatik stres düzeyleri yüksek olan katılımcılardan anlamlı olarak yüksek çıkmıştır (Kaya ve diğerleri, 2020). Yapılan farklı bir çalışmada ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde çalışan tüm ruh sağlığı çalışanlarına ve diğer görevlileri örneklem edinerek yürütülmüştür. Katılımcılara; Mağdurlara Yönelik Algı Ölçeği, Toronto Empati Ölçeği ve Adil Dünya İnancı Ölçeği uygulanmıştır. Adil Dünya İnancı puanları ile Mağdurlara Yönelik Önyargı puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş olup Adil Dünya İnancı arttıkça Mağdurlara yönelik önyargıları da arttığı ortaya konulmuştur. Empati ve Önyargı puanları arasında negatif korelasyon bulunmakta olup Empatinin artışıyla birlikte Önyargının azalacağı da ortaya konulmuştur. Genel olarak kurum çalışanlarının Önyargı ortalamalarının düşük düzeyde kaldığı, Empati ortalamalarının ise yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır (Öztürk ve diğerleri, 2025).
Peki kurbanlara empatik olarak yaklaşıp zararı telafi etmeye kurumsal veyahut bireysel yaklaşımda bulunan Rasyonel strateji ve kurbanı suçlama eğilimi ile birlikte düşük empati özelliği gösteren İrrasyonel strateji dışında adil dünya inancını korumak için bir başka yaklaşımda bulunan kişiler olduğunu da söylesem? Çevrenizde yaşadığı her ama her zorluğu ve kötülüğü hak edilmiş bir ceza olarak gören ve hatalının kendisi olduğunu kabul eden kişiler var mı? Dalbert (1999), bazı insanların bu şekilde bir yol izleyerek adil dünya inançlarını koruduğunu öne sürmektedir (Sayan, 2021).
Sizler kendi adil dünya inancınızı hangi yaklaşımla koruyorsunuz? Kendinize has bir yönteminiz var mı? Yorumlarınızı bekliyorum. Ayrıntılı okuma için kaynakçada verdiğim makalelere bakmayı unutmayın. İyi okumalar dilerim, esenlikler.
Kaynakça
- Akgün, S. (2019). Adil Dünya İnancı ve Toplumsal Sonuçları. OPUS International Journal of Society Researches, 14(20), 2227-2247. https://doi.org/10.26466/opus.610173
- Kaya, B., Kıran, B., & Çakmak, S. (2020). Sosyal hizmet çalışanlarında ikincil travmatik stres ve adil dünya inancı. Cukurova Medical Journal, 45(3), 1061-1072. https://doi.org/10.17826/cumj.711644
- Öztürk, M., Gönültaş, B. M., Kuruçay, N., & Türk, A. (2025). Mağdurlara Yönelik Önyargıların Belirleyicileri Olarak Empati ve Adil Dünya İnancı: Sosyal Hizmet Kuruluşları Örneği. Sinop Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 9(1), 706-725. https://doi.org/10.30561/sinopusd.1625691
- Sayan Karahan, A. (2021). Adil Dünya İnancının Yakın Kişilerarası İlişkiler Açısından Ele Alınması. Humanistic Perspective, 3(3), 626-642. https://doi.org/10.47793/hp.974207
